Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 

ÖZETİ:

Davacının lojman tahsis sırasının 6’ncı sıra olduğu iddiası tamamen bir ihtimale dayanması sebebiyle lojmana girememesi nedeniyle meydana geldiğini iddia ettiği zararları da gerçekleşmiş kesin bir zarar olmayıp ihtimale dayalı zarar olması nedeniyle davacının maddi tazminat isteminin; davacının hak sahibi diğer tüm personel ile birlikte konut tahsisi puan sıralamasına tabi tutulması işleminin davacının kişilik haklarına, manevi varlığına, vücut bütünlüğüne saldırı şeklinde kabulü mümkün olmadığından da manevi tazminat isteminin, reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Davacı 09.11.2007 tarihinde AYİM kaydına geçen dava dilekçesinde özetle; kendisine 22.08.2005 tarihinde tahsis edilen kamu konutuna Deprem Araştırma Grubunun oturulamaz raporu vermesi üzerine konutunu 01.08.2006 tarihinde tahliye etmek zorunda kaldığını, oturulabilir durumdaki kamu konutlarının yeniden tahsisi işleminde kendisine öncelik verilmemesi yönündeki idari işlemin AYİM tarafından iptal edildiğini, bundan sonra 14.08.2007 tarihinde kendisine yeniden konut tahsis edildiğini, kalan yasal oturma süresini tamamlamak üzere kamu konutunun tarafına yeniden tahsis edildiği 14.08.2007 tarihine kadar geçen onüç aylık zaman süresince harcamak zorunda kaldığı ev taşıma ücretleri, kiraladığı evin aylık kira bedeli ile kamu konutunun aylık kira bedeli arasındaki farklar, apartman aylık bakım ücreti, doğalgaz bedeli karşılığı olarak 5.273,00 YTL’sinin maddi tazminat olarak, ayrıca iki yaz dönemi taşınmasının eşi ve iki çocuğu üzerinde yarattığı zorluklar, ruhsal yorgunluk, kızının okul ve arkadaş değişikliğinden dolayı yaşadığı manevi sorunlar nedeniyle eşi ve iki çocuğundan her biri için 1.000,00 YTL’den 3.000,00 YTL’nin manevi tazminat olarak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacıya P. Ok. K.lığı tahsis yetkisine verilen konutlardan birinin 22.08.2005 tarihinde tahsis edildiği, Millî Savunma Bakanlığı Deprem Araştırma Grubu tarafından yapılan inceleme sonucunda aralarında davacının da oturduğu 18 Apartman bloku hakkında oturulamaz durumda olduğu ve yıkılması gerektiği yönünde rapor verilmesi üzerine davacının 01.08.2006 tarihinde konutu tahliye ettiği, davacının durumunda 193 personelin bulunduğu, Ekim 2006 tarihinden itibaren boşalan oturulabilir durumdaki konutların konutunu tahliye eden personel de dâhil P. Ok. K.lığına atama gören ve konutta 5 yılı dolduran hak sahibi tüm personele önerildiği, davacının boşalan konutların öncelikle oturduğu kamu konutunu tahliye etmek zorunda kalan personele önerilmesi gerektiğini belirterek aksi yönde tesis edilen işlemin iptali istemi ile AYİM’de dava açtığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3 ncü Daire Başkanlığının 07.06.2007 tarih ve 2007/94-775 E.K. sayılı kararı ile P. Ok. K.lığı tahsis yetkisindeki boşalan oturulabilir durumdaki konutların kalan oturma sürelerini tamamlamak üzere öncelikle konutunu tahliye etmek zorunda kalan personele önerilerek tahsis edilmesi gerektiği belirtilerek boşalan konutların konutunu tahliye etmek zorunda kalan personelle birlikte diğer hak sahibi bütün personele önerilmesi şeklindeki aksi yönde tesis edilen işlemin iptaline karar verildiği, bundan sonra davacıya 14.08.2007 tarihinde yeniden konut tahsis edildiği, davacı tarafından 01.08.2006-14.08.2007 tarihleri arasında geçen süredeki ev taşıma ücretleri, kiraladığı evin aylık kira bedeli ile kamu konutu bedeli arasındaki farklar, apartman bakım ücreti doğalgaz bedeli karşılığı 5.273,00 YTL’nin ve yaşadığı manevi sorunlar nedeniyle her biri için 1.000,00 YTL olmak üzere eşi ve iki çocuğu için 3.000,00 YTL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebiyle bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

1602 sayılı AYİM Kanununun 42 nci maddesinde; ilgililerin, iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilecekleri belirtilmiştir.

Dava konusu edilen işlemin iptaline ilişkin karara karşı kanun yoluna başvurulması üzerine karar düzeltme istemi AYİM’in 20.09.2007 tarih ve 2007/887-959 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Tazminat istemli bu davanın 09.11.2007 tarihinde açılmış olduğu dikkate alındığında davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Davacı konutunu tahliye etmesini müteakip yapılan konut tahsislerinde konuttan yararlanmada önceliği gözetilmiş olsaydı daha önce kendisine konut tahsis edileceğini iddia ettiğinden davacının 14.08.2007 tarihinden önce yapılan konut tahsislerinde, konutunu tahliye eden ve konut tahsis sıralamasında davacıdan önce olan personele konut tahsis edilip edilmediği, tahsis edilmiş ise ne zaman tahsis edildiğinin araştırılması hususu değerlendirilmiş, bu hususunun davanın esasına etkili olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Hâkim Yarbay Mehmet AKBULUT bu görüşe katılmamıştır.

Anayasanın 125 nci maddesine göre; idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Doktrin ve yargı kararları idarenin sorumluluğunu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırmaktadır. Her iki ilke içinde geçerli olmak üzere genel olarak bir fiilden dolayı idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan fiilin idareye yüklenebilir nitelikle olması, zarar ile fiil arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.

Davalı idarenin tazminat istemine konu fiili, davacının oturulamaz durumdaki konuttan hukuka uygun olarak tahliyesinden sonra, oturulabilir durumdaki boş konutların öncelikle konutunu tahliye etmek zorunda kalan personele tahsis edilmesi gerekirken, bu konutların konutlarını tahliye eden personelle birlikte hak sahibi diğer tüm personele önerilerek tahsis edilmesi şeklindeki idari işlemidir.

Bu işlemin mevzuata ve hukuk kurallarına aykırı görülmesi halinin tazminat verilmesini gerektirip gerektirmediğinin ve bu kapsamda davacının meydana geldiğini ileri sürdüğü zararların gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi gerekmektedir.

İdarenin sorumluluğuna hükmedebilmesi için zararın gerçekleşmiş olması ya da gerçekleşeceğinin kesin olması gereklidir. Gelecekte gerçekleşmesi kesin olmayan sadece bu konuda bir ihtimal bulunan zararlar bu şartı yerine getirmezler ve muhtemel zarar denilen bu zararlar idarenin sorumluluğuna yol açmazlar.

Somut olaya dönüldüğünde: Depreme karşı dayanıksız olması sebebiyle yıkılacak olan 18 Lojman blokundan tahliye edilen 193 personel bulunmaktadır. Bu personelden 63 tanesi subaydır. Davacı Konutu tahliye eden 63 subay arasında konut tahsisi puan sıralamasında 23 ncü sırada bulunmaktadır. Konuttan tahliye tarihi itibariyle 9 adet subay konutu boş durumunda bulunmaktadır.

Bu halde lojman tahsis sıralamasında 23 ncü sırada bulunan davacıya 9 adet boş konuttan birinin tahsis edilebilmesi söz konusu değildir.

Davacı her ne kadar lojman tahsis sırasında kendisinden önce bulunan bir kısım personele tahsis yapılması, bir personelin lojman talebinde bulunmaması, bir kısmının emekli olması ve bir kısmının da kendilerine ait eve taşınması nedeniyle lojman almayacaklarını, bu durumda sırasının 23 değil 6 olduğunu iddia etmiş ise de; Lojman talebinden vazgeçen personelin tekrar lojman talebinde bulunması ya da kendi evinde oturan personelin lojman talebinde bulunması mümkündür. Hangi personelin ne zaman emekli olacağının bilinmesi de mümkün değildir. Dolayısıyla davacının lojman tahsis sırasının 6 ncı sıra olduğu iddiası tamamen bir ihtimale dayanması sebebiyle meydana geldiğini iddia etiği zararları da gerçekleşmiş kesin bir zarar olmayıp ihtimale dayalı muhtemel zararlardır. Çünkü lojmandan tahliye tarihi itibariyle AYİM’nin iptal kararında belirtildiği şekilde öncelikle konutunu tahliye etmek zorunda kalan personele lojman tahsis önerisi yapılmış olsaydı dahi davacıya konut tahsis edileceği kesin değildir.

Davacının idarenin fiilinden doğmuş gerçekleşmiş bir zararının bulunmaması nedeniyle davacının maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

Davacı 01.08.2006-14.08.2007 tarihleri arasında haksız yere konut tahsis edilmediğini belirterek eşi ve iki çocuğu için manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

818 sayılı Borçlar Kanunun 47 nci maddesinde hâkimin hususi halleri nazara alarak cismani zarara duçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namıyla muvafık tazminat verilmesine karar verilebileceği, aynı kanunun 49 ncu maddesinde şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişinin uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebileceği belirtilmiştir.

Manevi tazminat maddi mal varlığında meydana gelen bir eksilmeye yönelik bir tazmin aracı olmayıp, kişinin manevi varlığına saldırı halinde meydana gelen zarar ve kayıpların karşılanması için başvurulan bir tatmin aracıdır. Doktrinde ve yerleşik yargı kararlarında kişilik haklarının özgürlük, namus, şeref gibi değerlerin yanı sıra özel hayata ve aile hayatına ilişkin sırlar, meslekle sırları gibi birçok manevi değeri ve tüm sosyal ve siyası hakları içerdiği kabul edilmektedir. Manevi tazminata hükmedilmesi için tesis edilen idari işlem veya eylem nedeniyle kişilik haklarına veya vücut bütünlüğüne bir saldırının gerçekleşmesi, bu saldırı sonunda da manevi bir zarar meydana gelmesi zarar ile idare tarafından tesis edilen işlem arasında illiyet bağının bulunması gerekir.

Somut olaya dönüldüğünde davacının hukuka ve mevzuata uygun bir şekilde zorunlu olarak konutunu tahliyesinden sonra boş, oturulabilir konutların öncelikle konutunu tahliye eden personele tahsis edilmesi gerekirken, davacının hak sahibi diğer tüm personel ile birlikte konut tahsisi puan sıralamasına tabi tutulması işleminin davacının kişilik haklarına, manevi varlığına, vücut bütünlüğüne saldırı şeklinde kabulü mümkün değildir. İşlemin hukuka aykırı olması tek başına manevi tazminat ödenmesi için yeterli değildir. Davacı diğer 192 personel ile birlikte aynı muameleye tabi tutularak zorunlu sebeplerle konuttan tahliye edilmiş aynı şekilde konut tahsis sıralamasına dâhil edilmiştir. Davacıya farklı muamele yapılarak sübjektif davranılmadığı, davacının vücut bütünlüğüne veya kişilik haklarına bir saldırının söz konusu olmadığı bu nedenle davacının manevi tazminat talebinin reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Davacının maddi ve manevi tazminat isteminin REDDİNE,

KARŞI OY

Dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre; İstanbul/Tuzla P. Ok. K.lığı tahsis yetkisinde bulunan boş oturulabilir durumdaki kamu konutlarının 09.10.2006, 08.02.2007 ve 10.05.2007 tarihlerinde konutunu Millî Savunma Bakanlığı Deprem Araştırma Grubunun oturulamaz raporu üzerine tahliye etmek zorunda kalan personel ile diğer hak sahibi personele birlikte konut tahsis puan sıralamasına tabi tutularak önerildiği, bu işlemin

AYİM 3 ncü Daire Başkanlığının 07.06.2007 tarih ve 2007/94-775 E.K. sayılı kararı iptali üzerine P. Ok. K.lığının 07.08.2007 tarihli emri ile, boş ve oturulabilir durumdaki konutların öncelikle sadece konutun tahliye etmek zorunda kalan personele önerildiği, 01.08.2006 tarihinde konutunu tahliye eden davacıya 14.08.2007 tarihinde konut tahsis edildiği, davacının kendisine hukuka aykırı olarak, zamanında konut tahsis edilmediğini belirterek maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle bu davayı açtığı anlaşılmıştır.

Söz konusu AYİM kararında da belirtildiği üzere MSY/319-2(B) Türk Silahlı Kuvvetleri Konut Yönergesinin 3 ncü Bölüm 3 ncü maddesi gereği oturulabilir ve boş konutların öncelikle oturulamaz raporu tanzim edilmesi üzerine, sadece konutu tahliye etmek zorunda kalan personele önerilmesi gerekirken 07.08.2007 tarihinden önce davacıya mevzuata ve hukuka uygun bir konut önerisi yapılmamıştır.

Davacıya konut tahsis edilmesinin mümkün olmadığı ve zararının bulunmadığı belirtilerek davacının talebi reddedilmiştir.

Davacının konut tahsisi puan sırasının tahsis edilecek konut miktarı içinde yer almaması bir başka ifade ile davacının konut tahsis sıralamasında konutunu tahliye eden subaylar arasında 23 ncü sırada iken tahsis edilecek daha az sayıda konut bulunması davacıya kesinlikle konut tahsis edilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Çünkü konut tahsis sırasında davacıdan önce olan personelin bir kısmının veya tamamının tahsis edilecek konutu kendisi için uygun bulmaması, evinde oturmak istemi gibi çeşitli ve değişik sebeplerle konut isteğinde bulunmaması ve davacıya isteği halinde konut tahsis edilmesi mümkündür. Davacıya konut tahsis edilmesinin kesinlikle mümkün olmadığını söyleyebilmek için öncelikle davacıya mevzuata ve hukuka uygun bir önerinin yapılmış olması gereklidir. Davacının konut tahsisi puan sıralamasında 23 ncü sırada olduğu dikkate alındığında ancak boşalan bütün konutların konut tahsisi puan sıralamasında davacının önünde bulunan personele tahsis edilmiş olması halinde davacıya mevzuata uygun öneri yapılmış olsaydı dahi 14.08.2007 tarihinden önce konut tahsis edilmesinin kesinlikle mümkün olmadığı söylenebilir. Oysa dava dosyasında bu yönde bir bilgi veya belge de yoktur.

Davalı idare, oturulamaz raporu nedeniyle konutunu tahliye eden personele zaten konut önerisi yapmamıştır. Öneri yapılmadığından bu durumda olan personelden hangisine konut tahsis edilip edilmeyeceğinin kestirilmesi ve tespiti mümkün değildir.

Davacıya AYİM kararından sonra mevzuata uygun olarak yapılan ilk öneriden sonra 14.08.2007 tarihinde konut tahsis edildiği dikkate alındığında davalı idarenin zamanında mevzuata ve hukuka uygun olarak davacıya konut önerisinde bulunmamak suretiyle hizmet kusuru içinde bulunduğu, hukuka aykırı bu işlem nedeniyle doğan, davacının tespit edilecek maddi zararlarının ödenmesine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluk kararına katılamadım. 03.04.2008

ÜYE

Mehmet AKBULUT

Hâkim Yarbay

Dergi No:24
Karar Dairesi:AYİM 3.D.
Karar Tarihi:03.04.2008
Karar No: E. 2007/1360
Karar No: K. 2008/615

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube