Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 

T.C.

DANIŞTAY

14. DAİRE

E. 2011/11567

K. 2012/2376

T. 4.4.2012

• İDARİ PARA CEZASININ TAHSİLİ İÇİN DÜZENLENEN ÖDEME EMRİNİN İPTALİ İSTEMİ (Ödeme Emrinde Dava Açılacak Mercii ve Dava Açma Süresi Hakkında Hiçbir Bilgi Yer Almadığı - Bu Durumda Dava Açma Süresinin Genel Dava Açma Süresi Olduğu )

• ÖDEME EMRİNİN İPTALİ İSTEMİ (İdarece Düzenlenen/Matbu Ödeme Emrinde Dava Açılacak Mercii ve Dava Açma Süresi Belirtilmediği - Belirtilmediği İçin Dava Açma Süresinin Tebliğden İtibaren Yedi Gün Olmadığı Genel Dava Açma Süresi Olduğu )

• ÖDEME EMRİNDE DAVA AÇILACAK MERCİİN VE DAVA AÇMA SÜRESİNİN BELİRTİLMEDİĞİ (İdarece Düzenlenen Ödeme Emrinin İptali İsteminde 7 Günlük Süre Geçtiğinden Bahisle Reddedilemeyeceği - Genel Dava Açma Süresinin Dikkate Alınacağı )

• DAVA AÇILACAK MERCİİN/DAVA AÇMA SÜRESİNİN ÖDEME EMRİNDE BELİRTİLMEMESİ (Devletin İşlemlerinde İlgili Kişilerin Hangi Kanun Yolları ve Mercilere Başvuracağını ve Sürelerini Belirtmek Zorunda Olduğu - 2577 S.K. Md.7`deki Sürenin Uygulanacağı )

• İDARENİN İŞLEMLERİNE KARŞI DAVA AÇILACAK MERCİİ VE DAVA AÇMA SÜRESİNİ BELİRTMESİ (Zorunlu Olduğu - Anayasada Düzenlendiği ve Doğrudan Uygulanabilir Nitelikte Bir Kural Olduğu )

2709/m.113640

2577/m.7

6183/m.5558

3194/m.42

ÖZET : Dava, İmar Kanunu uyarınca davacı hakkında verilen para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptaline ilişkindir.

Yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari mercileri ve kanun yolları ile sürelerini belirtmeleri zorunludur. Uyuşmazlığa konu olayda, dava dosyasında bulunan matbu ödeme emri örneği incelendiğinde, dava açılacak mercii ve dava açma süresi hakkında hiç bir bilgiye yer verilmediği görülmektedir.

Davacıya yapılan tebligat üzerine açıldığı anlaşılan davada, gözönünde bulundurulacak dava açma süresinin İdari Yargılama Usulu Kanunu`nun 7. maddesindeki genel dava açma süresi olduğu, bu nedenle, olayda süre aşımı bulunmadığından; davanın esası incelenerek karar verilmelidir.

İstemin Özeti : İstanbul 9. İdare Mahkemesince verilen 03.11.2010 günlü, E:2010/1589, K:2010/1410 sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : Tarık Kavak

Düşüncesi : Anayasanın 40. maddesinde öngörülen yükümlülük idare tarafından yerine getirilmeden yapılan tebligat usulüne uygun olmadığından, davanın esasına girilerek karar verilmesi gerekirken süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı : Özlem Şimşek

Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesi uyarınca davacı hakkında verilen para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen 21.12.2009 günlü, 4929 muhatap numaralı ödeme emrinin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince; davacıya 12.02.2010 tarihinde tebliğ edilen ödeme emrine karşı en geç 19.02.2010 tarihine kadar dava açılması gerekirken, 23.02.2010 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11 inci maddesinde Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu ifade edilmiş, " Hak arama hürriyeti" başlıklı 36 ncı maddesinde de, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiş, Anayasanın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40 ınci maddesine 4709 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle eklenen ikinci fıkrada ise, "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." düzenlemesi öngörülmüş, bu ek fıkranın gerekçesinde ise," Bireylerin yargı ya da İdari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmaktadır. Son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesi hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmiştir." açıklaması yapılmıştır.

Sözkonusu düzenlemeler ve anılan gerekçenin birlikte değerlendirilmesinden; bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde anayasal bir hak olan "hak arama hürriyetlerini" son derece dağınık mevzuat nedeniyle sonuna kadar kullanabilmelerini sağlamak ve kolaylaştırmak amacıyla. Devletin kurumları vasıtasıyla tesis edilen her türlü işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak yargı veya idari makamların gösterilmesi, ayrıca sözkonusu başvurunun süresinin de belirtilmesi gerektiğinin bir Anayasal zorunluluk olduğu ve bu zorunluluğa Anayasanın bağlayıcılığı karşısında, yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının uymakla yükümlü oldukları sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durum, Anayasa Mahkemesi`nin 18.10.2003 günlü ve E.2003/67, K.2003/88 sayılı kararında; "Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması hukuk devleti ilkesinin yerine getirilmesi zorunlu koşullardandır. Statü hukukuna ilişkin düzenlemelerde istikrar, belirlilik ve öngörülebilirlik göz önünde bulundurularak hukuki güvenlik sağlanır. Bireyin insan olarak varlığının korunmasını amaçlayan hukuk devletinde vatandaşların hukuk güvenliğinin sağlanması zorunludur. Devlet açık ve belirgin hukuk kurallarını yürürlüğe koyarak bunları uyguladığı zaman hukuk güvenliği sağlanır." şeklindeki yorumla somutlaşan "hukuk devleti" ve "belirlilik" ilkelerinin de bir gereğidir. Bu bağlamda, Devletin bir kurumu olan belediye başkanlığı tarafından düzenlenen ödeme emrinde de, ödeme emrine karşı başvurulacak kanun yolu veya varsa idari makamın ve başvuru sürelerinin gösterilmesi gerekmekte olup, bu gereklilik ise ilgili makamların takdirinde olmayıp, en üst hukuki norm olan Anayasanın bağlayıcılığının zorunlu bir sonucudur.

Öte yandan, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanunun 55 inci maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir "ödeme emri" ile tebliğ olunacağı, ödeme emrinde borcun asıl ve ferilerinin mahiyet ve miktarları, nereye ödeneceği, müddetinde ödemediği veya mal bildiriminde bulunmadığı takdirde borcun cebren tahsil ve borçlunun mal bildiriminde bulununcaya kadar üç ayı geçmemek üzere hapis ile tazyik olunacağı, gerçeğe aykırı bildirimde bulunduğu takdirde hapis ile cezalandırılacağının kayıtlı bulunacağı, ayrıca, borçlunun 114 üncü maddedeki vazifeleri ve bu vazifeleri yerine getirmediği takdirde hakkında tatbik edilecek olan cezanın bu ödeme emrinde kendisine bildirileceği kuralına yer verilmiştir. Bu maddede, bir ödeme emrinde bulunması gereken hususlar ve ibareler sayılmakla birlikte, ödeme emri tebliğ üzerine hangi yargı yerine veya makama başvurulması gerektiği ve başvurunun süresinin ne olduğu yolunda bir belirlemenin bulunmadığı görülmektedir.

6183 sayılı Yasanın 58 inci maddesinde ise, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabileceği, itirazın şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı hükme bağlanmıştır. Belirtilen Kanun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; Anayasanın yukarıda sözü edilen 40 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmüne uyularak düzenlenmiş olmak koşuluyla, bir ödeme emri tebliği üzerine 6183 sayılı Kanununu uyarınca ödeme emirlerine karşı dava açma süresinin 7 gün olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

Yukarıda sözü edilen Anayasal ve yasal kurallar karşısında, Anayasanın emredici kuralına rağmen, 6183 sayılı Yasanın 55 inci maddesinde bir ödeme emrinde bulunacak açıklamalar veya ibareler arasında ödeme emrine karşı yapılacak başvuru yeri ve süresinin öngörülmemiş olmasının, Anayasanın doğrudan uygulanabilirliği tartışmasının yapılmasını zorunlu hale getirmektedir. Kural olarak Anayasa hükümleri doğrudan uygulanacak hükümler olmayıp, Anayasada öngörülen düzenlemelere ilişkin olarak uygulama ile ilgili kanunların çıkarılması gerekir. Ancak Anayasanın ayrıntılı biçimde düzenlediği konularda uygulama kanunu çıkarılması gerekmediği gibi, mevcut kanunda Anayasaya uygunluğu sağlayacak değişiklik yapılması gerekiyorsa bu değişikliğin yapılması beklenilmeden ayrıntılı Anayasa hükümlerinin doğrudan uygulanacağı kabul edilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 8.12.2004 günlü ve E:2004/84, K:2004/124 sayılı kararında; " Özel kanunlarda aksi yönde bir kural bulunmaması halinde idari yaptırımlara karşı ilgililerin belirtilen düzenlemeler uyarınca idari yargı yoluna başvurabilecekleri kuşkusuzdur. Kaldı ki, 40. maddenin ikinci fıkrasıyla Devlet`e verilen görev, somut olaylarda ilgili kişiler hakkında tesis edilen işlemlere karşı başvurulacak kanun yolları ve merciler ile sürelerin belirtilmesi zorunluluğu olup, bu hususlara ilişkin olarak her yasada özel bir düzenleme yapma yükümlülüğü içermemektedir." açıklaması da Anayasanın sözkonusu 40 ncı maddesinin ikinci fıkrasının doğrudan uygulanabilirliği konusuna açıklık getirmektedir. Bu nedenle, Anayasanın 40 ncı maddesinin ikinci fıkrası, ayrı bir yasal düzenlemeyi gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelikte bir kural olup, öncelikle uygulanma zorunluluğu vardır. Buna göre; yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari mercileri ve kanun yolları ile sürelerini belirtmeleri zorunludur.

Uyuşmazlığa konu olayda, dava dosyasında bulunan matbu ödeme emri örneği incelendiğinde, dava açılacak mercii ve dava açma süresi hakkında hiç bir bilgiye yer verilmediği görülmektedir.

Bu duruma göre, Anayasanın 40. maddesinde öngörülen yükümlülüklerin idare tarafından yerine getirilmediği dikkate alındığında, davacıya yapılan tebligat üzerine açıldığı anlaşılan davada, gözönünde bulundurulacak dava açma süresinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulu Kanunu`nun 7. maddesindeki genel dava açma süresi olduğu, bu nedenle, olayda süre aşımı bulunmadığından; davanın esasının incelenerek karar verilmesi gerekirken, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki temyize konu Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, İstanbul 9. İdare Mahkemesince verilen 03.11.2010 günlü, E:2010/1589, K:2010/1410 sayılı kararın BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 04.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bu karar, kullanıcılarımızdan Sayın Avukat Serdar ARIK tarafından gönderilmiştir.

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube