Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/11-243

K. 2012/7

T. 31.1.2012

• ÖZEL EVRAKTA SAHTECİLİK SUÇU ( İştirak Halinde Suç İşleyen Sanıklardan İkisi Hakkında Verilen Mahkumiyet Kararının Hakkında Beraat Kararı Verilen Sanık Hakkında Dava Zamanaşımını Kestiğinin Gözetileceği )

• DAVA ZAMANAŞIMININ KESİLMESİ ( İştirak Halinde Suç İşleyen Sanıklardan İkisi Hakkında Verilen Mahkumiyet Kararının Hakkında Beraat Kararı Verilen Sanık Hakkında Dava Zamanaşımını Kestiğinin Gözetileceği - Özel Evrakta Sahtecilik )

• SANIKLARIN BİR KISMI HAKKINDA MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ ( İştirak Halinde Suç İşleyen Sanıklardan İkisi Hakkında Verilen Mahkumiyet Kararının Hakkında Beraat Kararı Verilen Sanık Hakkında Dava Zamanaşımını Kestiğinin Gözetileceği - Özel Evrakta Sahtecilik )

• HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI ( Özel Evrakta Sahtecilik - Sanıklar Hakkında Verilen Cezanın 2 Yıldan Fazla Olduğu/HAGB`nin Uygulanma Koşullarının Oluşmadığı )

5237/m.6667207

765/m.342

ÖZET : Özel evrakta sahtecilik suçunda uyuşmazlıklar; aynı suçtan yargılanan sanıkların bir kısmı hakkında verilen mahkumiyet kararının, hakkında beraat kararı verilen sanık yönünden dava zamanaşımını kesen sebep oluşturup oluşturmayacağı,

2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum olan sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığıdır.

İştirak halinde suç işleyen sanıklardan ikisi hakkında mahkumiyet kararı verilmiş olup, sanıklardan bir kısmı hakkında verilen mahkumiyet kararının dava zamanaşımını keseceği ve 5237 Sayılı T.C.K.nda dava zamanaşımının sirayeti konusunda fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütün kabul edilmiş olması karşında, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararının hakkında beraat kararı verilen sanık yönünden de dava zamanaşımını kestiği, dolayısıyla bu sanık yönünden dava zamanaşımının gerçekleşmediği anlaşılmakta olup, asli dava zamanaşımının dolduğundan bahisle sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine dair Özel Daire kararı isabetsizdir.

Sanıklar hakkında verilen ceza 2 yıldan fazla olduğundan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması koşullarının oluşmadığı gözetilmelidir.

DAVA : Sanıklar G. K., İ. S. ve H. K. hakkında özel evrakta sahtecilik suçundan açılan kamu davasında Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesince 12.07.2001 gün ve 347-761 sayı ile; sanıkların eyleminin 765 Sayılı T.C.K.nın 342/1. maddesine uyan resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğundan bahisle verilen görevsizlik kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda, sanık H. K.`ın beraatına, sanıklar G. K. veİ. S.`in ise 765 Sayılı T.C.K.nın 350/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.12.2002 gün ve 228-376 Sayılı hükmün sanık G. K.yla katılan vekili tarafından tüm sanıklar yönünden temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 11.04.2006 gün ve 7117-3689 sayı ile;

"... 1- ) Hükme dayanak yapılan soruşturma belgelerinin onaysız örnekleriyle yetinilerek hüküm kurulması suretiyle 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 264. ( 5271 Sayılı C.M.K.nun 219. ) maddesine aykırı davranılması,

2- ) Sanık H. K.`ın 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 135 ve 236. ( 5271 Sayılı C.M.K.nun 147 ve 191 ) maddelerine aykırı olarak iddianameyle görevsizlik kararı okunmadan ve yasal hakları hatırlatılmadan sorgusunun yapılması,

3- ) Görevsizlik kararı okunmadan sanık İ. S.`in sorgusu yapılmak suretiyle 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 236. ( 5271 Sayılı C.M.K.nun 191. ) maddesine aykırı davranılması...",

İsabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA karar verilmiştir.

Bozmaya uyan Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesince 3.5.2007 gün ve 262-142 sayı ile; sanık H. K.`ın beraatına, sanıklar G. K. ve İ. S.`in ise lehe olan 765 Sayılı T.C.K.nın 342/1 ve 80. maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiş,

Hükmün sanıklar G. K. ve İ. S. müdafiiyle katılan vekili tarafından tüm sanıklar yönünden temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 30.6.2011 gün ve 14397-2864 sayı ile;

"... I- Sanık H. K. hakkında verilen beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 7. ve 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükümleri karşısında; sanığa yüklenen `resmi belgede sahtecilik` suçunun, yasada gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sanık lehine olan 5237 Sayılı T.C.K.nun 204/1. maddesindeki cezasının miktarına göre tabi olduğu, aynı Kanunun 66/1-e maddesinde öngörülen sekiz yıllık asli dava zamanaşımının, kesici son işlem olan sanığın savunmasının alındığı 12.9.2002 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta aynı Kanunun 322 nci maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının, gerçekleşen zamanaşımı sebebiyle 5237 Sayılı T.C.K.nun 66/1-e ve 67/4. maddeleri uyarınca düşürülmesine,

II- Sanıklar İ. S. ve G. K. hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıklar müdafileriyle katılan vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

1- ) Mahkemece, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 11.04.2006 gün ve 2004/7117 esas ve 2006/3689 Sayılı bozma kararına uyulmasına karar verildiği halde, sanık İ. S.`in sorgusunun görevsizlik kararı okunmadan yapılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2- ) Hükümden sonra, 8.2.2008 tarihli 26781 Sayılı Resmi Gazete`de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 Sayılı Kanunun 562 nci maddesiyle değişik 5271 Sayılı C.M.K.nun 231. ve T.C.K.nun 7/2 nci maddeleri gereğince, sanıklar hakkında `hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının` takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması...",

İsabetsizliklerinden BOZULMASINA karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 24.8.2011 gün ve 233350 sayı ile;

"... I- Sanık H. K. yönünden yapılan incelemede;

Sanıkların üzerlerine atılı suç, Kırgızistan Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Astana Trafik Tescil Müdürlüğünce verilmiş gibi gözüken araç teknik ruhsatıyla Türkiye`ye otomobil ithalatında kullanılmak üzere sahte olarak alınan ikamet belgesine dayanarak 28.01.2000 tarihli belgelerle yurda otomobil ithal etmektir. Sanıklar eylemlerini iştirak halinde işlemişlerdir.

Sanıkların suçu birlikte işledikleri iddia edilen sanıklar G. K. ve İ. S.`in 765 Sayılı T.C.K.nun 342/1 ve 80. maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

T.C.K.nun 67/2-d. maddesinde `Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkumiyet kararı verilmesinin` dava zamanaşımını keseceği belirtilmiştir.

İştirak halinde resmi belgede sahtecilik suçunu işleyen sanıklardan bir kısmı hakkında mahkumiyet kararı verildiğinden, bu mahkumiyet kararı da zamanaşımını kesen sebebler olarak beraat eden sanık H. K.`a, T.C.K.nun 67/2-d maddesi gereğince sirayet edeceğinden, sanık H. K. hakkında, lehine olan 5237 Sayılı T.C.K.nun 204/1 ve 66/1-e maddeleri gereğince düşme kararı verilemeyecektir.

Dolayısıyla dosyanın beraat eden sanıkla haklarında mahkumiyet hükmü kurulan diğer sanıklar yönünden esastan incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği halde, sanık H. K. yönünden, esasdan inceleme yapılmadan, 5237 Sayılı T.C.K.nun 66/1-e maddesi uyarınca zamanaşımı sebebiyle `Düşme` kararı verilmesi yasaya aykırı bulunmuştur.

II- Sanıklar G. K. ve İ. S. yönünden yapılan incelemede;

08.02.2008 tarihli 26781 Sayılı Resmi Gazete`de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 Sayılı Kanunun 562 nci maddesiyle değişik 5271 Sayılı C.M.K.nun 231. maddesinin uygulanabilmesi için, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis cezası olması gerekmektedir.

Sanıklar İ. S. ve G. K.`ya 765 Sayılı T.C.K.nun 342/1, 80. maddeleri gereğince 2`şer yıl 4`er ay hapis cezası verilmiş olmasına rağmen, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30.6.2011 gün ve 2010/14397 Esas-2011/2864 Karar sayılı ilamın II. bölümünde, sanıklar hakkında `hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının` takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğundan bahisle bozma kararı verilmesi hususu yasaya aykırı görülmüştür...",

Görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire düzeltilerek onama kararıyla bozma kararının 2. bendinin kaldırılması ve sanıklar H. K. ve G. K. yönünden esastan inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Yargıtay 11. Ceza Dairesiyle Yargıtay C.Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- ) Aynı suçtan yargılanan sanıkların bir kısmı hakkında verilen mahkumiyet kararının, hakkında beraat kararı verilen sanık H. K. yönünden 5237 Sayılı T.C.K.nın 67/2-d maddesi uyarınca dava zamanaşımını kesen sebep oluşturup oluşturmayacağı,

2- ) 765 Sayılı T.C.K.nın 342/1 ve 80. maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum olan sanıklar G. K. ve İ. S. hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı,

noktalarında toplanmaktadır.

Birinci uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;

Dava zamanaşımını kesen nedenlerin aynı suça katılanları ne şekilde etkileyeceği konusunda iki sistem mevcuttur. Bunlardan birincisi, yargılanan sanığı esas alan ve diğer sanıkları soyutlayan öznel sistem ( kesilmenin şahsiliği ) olarak nitelendirilen sistemdir. Alman, Avusturya, İsviçre ve Arjantin Ceza Yasaları öznel sistemi kabul etmektedir. Nesnel sistem olarak adlandırılan ve fiili esas alan 2. sistem ise, sadece sanığı değil, olaya katılan tüm sanıkları ( katılma dereceleri ne olursa olsun ), hatta haklarında kovuşturmaya başlanmamış olanları dahi nazara almaktadır. İtalyan, Brezilya ve Fransız Ceza Yasaları da bu sistemi kabul etmişlerdir.

Dava zamanaşımını kesen nedenler 765 Sayılı T.C.K.nın 104. maddesinde, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, sorgu, son soruşturmanın açılması kararı veya iddianameyle dava açılması olarak belirtilmiş olup, kesen nedenlerin iştirak halinde suç işleyen sanıklar yönünden sirayeti ise anılan Kanunun 106 ncı maddesinde; "Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keser" şeklinde düzenlenmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.6.1965 gün 275-258 ve 27.4.1999 gün 82-81 Sayılı kararlarında, bir suçtan dolayı yapılan ve zamanaşımını kesen işlemlerin, o suçlara iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi zamanaşımını keseceği belirtilmiş, haklarında takibat veya tahkikat yapılanlar yönünden ise 106 ncı madde hükmünün uygulanamayacağı kabul edilerek, dava zamanaşımını kesen nedenlerin iştirak halinde suç işleyen sanıklar açısından sirayeti yönünden 765 Sayılı T.C.K.nın da sanığı esas alan ve diğer sanıkları soyutlayan öznel sistemin geçerli olduğu vurgulanmıştır.

Ancak öğretide; "T.C.K.nın 106 ncı maddede yer alan `aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi` zamanaşımının kesileceği ifadesinin ters anlamından, aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmış olan kimseler hakkında zamanaşımının kesilmeyeceği sonucunu çıkarmak çok yanlış olur. Yargıtayın son zamanlarda kabul etmiş olduğu bu görüş, kovuşturma başlamazdan önce firar etmiş olup izini kaybettirmeyi başarmış olan sanıkları ödüllendirmek anlamına geleceği gibi, 106 ncı maddenin açık ibaresine de aykırı düşmektedir. Gerçekten bu maddede haklarında kovuşturma veya soruşturma yapılmamış olan kimseler hakkında da zamanaşımının kesileceğini kabul etmekle, haklarında kovuşturma veya soruşturma yapılmış olanlar hakkında zamanaşımının öncelikle kesilmesini açıkça ifade etmiştir ve bunun aksine bir yorum kanunu değiştirmek sonucunu doğuracak niteliktedir" ( Ord. Prof. Dr. Dönmezer, Sulhi-Prof. Dr. Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, Cilt III, s. 272 ) şeklinde dile getirilen görüşler ile 765 Sayılı T.C.K.nın dava zamanaşımının kesilmesinde sanığı değil, fiili esas alan nesnel ölçütün kabul edildiği belirtilmiştir.

01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı T.C.K.nın "Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" başlıklı 67 nci maddesinin 2. fıkrası;

"Bir suçla ilgili olarak;

a- ) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,

b- ) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,

c- ) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d- ) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkumiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir" şeklinde düzenlenmiş olup, dava zamanaşımını kesen nedenler, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkumiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir.

Anılan Yasa maddesinde özenle seçilen anlatım biçimi ile 765 Sayılı T.C.K.nın 106 ncı maddesine benzer bir düzenlemeye 5237 Sayılı T.C.K.da yer verilmemesi ve dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken kullanılan "şüpheli veya sanıklardan birinin", "şüpheli veya sanıklardan biri hakkında", "sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa" ibareleri birlikte değerlendirildiğinde, böyle bir düzenlemenin yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin iştirak halinde suç işleyen sanıklar açısından sirayeti yönünden 765 Sayılı T.C.K.döneminde yaşanan tartışmaların yaşanmamasının amaçlandığı, bu suretle de 5237 Sayılı T.C.K.nın dava zamanaşımının kesilmesinin suç ortaklarına sirayeti yönünden, fiili esas alan nesnel ölçütün geçerli olduğu açıkça vurgulanmıştır.

Nitekim, öğretide de; "Yeni T.C.K.nın sisteminde, dava zamanaşımı süresinin kesilmesinde nesnel ölçüt esas alınmıştır. Başka bir deyişle, kesme sebebinin varlığı halinde, dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütalaa etmemek gerekir" ( Prof. Dr. Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. bası, 2010, s. 756-757 ) "Buna göre iştirak halinde bir suç işlendiği takdirde şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış, ancak diğer şerikler hakkında her hangi bir işlem yapılmamışsa bu kimseler bakımından da zamanaşımı kesilmiş olacağı için yapılan işlem tarihinden itibaren süre yeniden başlayacaktır." ( Artuk-Gökcen-Yenidünya, T.C.K.Şerhi, 2. Cilt, sf. 1763 ), "Aynı dosya kapsamında çeşitli sebeplerle birden çok kişinin sanık olarak yargılandığı hallerde, sanıklardan biri hakkında bile olsa mahkumiyet kararının verilmiş olması, sadece mahkum olan sanık için değil, aynı dosya kapsamında yargılanan diğer kişiler için de dava zamanaşımını kesecektir" ( Prof. Dr. Koca, Mahmut-Doç. Dr. Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, sf. 580 ) şeklindeki görüşlerle de bu husus teyit edilmiştir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

İştirak halinde suç işleyen sanıklardan G. K. ve İ. S. hakkında mahkumiyet kararı verilmiş olup, sanıklardan bir kısmı hakkında verilen mahkumiyet kararının dava zamanaşımını keseceği ve 5237 Sayılı T.C.K.nda dava zamanaşımının sirayeti konusunda fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütün kabul edilmiş olması karşında, sanıklar G. K. ve İ. S. hakkında verilen mahkumiyet kararının hakkında beraat kararı verilen sanık H. K. yönünden de dava zamanaşımını kestiği, dolayısıyla sanık H. K. yönünden dava zamanaşımının gerçekleşmediği anlaşılmakta olup, asli dava zamanaşımının dolduğundan bahisle sanık H. K. hakkında açılan kamu davasının düşmesine dair Özel Daire kararı isabetsizdir.

765 Sayılı T.C.K.nın 342/1 ve 80. maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edilen sanıklar Ganimet ve İhsan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına dair 2. uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine gelince;

Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 21.12.2010 gün ve 194-270 Sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında yer verildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanabilmesi için, suça dair olarak; yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması ve suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Yasalarında yer alan suçlardan olmaması koşullarıyla sanığa dair olarak da; daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi, sanığın kişilik özellikleriyle duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkemece bir kanaate ulaşılması ve sanığın da kabul etmesi koşullarının gerçekleşmesi gerekmektedir.

Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde; sanıklar G. K. ve İ. S. hakkında 765 Sayılı T.C.K.nın 342/1 ve 80. maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis cezasına karar verilmiş olup, ceza süresinin 2 yıldan fazla olması sebebiyle sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanma koşulları oluşmadığından, sanıklar G. K. ve İ. S. hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun değerlendirilmesi zorunluluğuna dayalı Özel Daire bozma nedeninde de isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin sanık H. K. yönünden verdiği düşme kararıyla sanıklar G. K. veİ. S. yönünden verdiği bozma kararının 2. bendinin kaldırılmasına, sanıklar G. K. ve H. K. yönünden hükmün esası incelendikten sonra, sanıkİ. S. yönünden ( 1 ) numaralı bozma nedeni uyarınca işlem yapılmak üzere yerel mahkemeye gönderilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Birinci uyuşmazlık konusunda çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; "itirazın bu uyuşmazlık konusu yönünden reddine karar verilmesi" gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- ) Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne,

2- ) Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30.06.2011 gün ve 14397-2864 sayılı, sanık H. K. yönünden verilen düşme kararıyla sanıklar G. K. ve İ. S. yönünden verilen bozma kararının 2. bendinin kaldırılmasına,

3- ) Sanıklar G. K. ve H. K. yönünden hükmün esası incelendikten sonra, sanık İ. S. yönünden ( 1 ) numaralı bozma nedeni uyarınca işlem yapılması için yerel mahkemeye gönderilmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 31.01.2012 günü yapılan müzakerede, 1. uyuşmazlık yönünden oyçokluğuyla, 2. uyuşmazlık yönünden ise oybirliğiyle karar verildi.

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube