Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
ÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
1
Gülaydın-Türkiye davasında,
Baskan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Danutė Jočienė,
Peer Lorenzen,
András Sajó,
Isıl Karakas,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller
ve
Daire Yazı Đsleri Müdürü
Stanley Naismith’in katılımıyla olusturulan Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi (Đkinci Daire) (“Mahkeme”) 22 Ocak 2013 tarihinde
gerçeklestirdiği kapalı müzakereler sonucunda anılan tarihte asağıdaki
kararı vermistir:
USUL
1. Davanın temelinde, bir Türk vatandası olan basvuran Mehmet Hida
GÜLAYDIN’ın (“basvuran”) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karsı, 2
Temmuz 2009 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin
Korunmasına Đliskin Sözlesme’nin (“Sözlesme”) 34. maddesine göre
yönelttiği bir basvuru bulunmaktadır (No. 37157/09).
2. Basvuran Mahkeme önünde Diyarbakır barosuna kayıtlı Avukat S.
EREN tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi
temsilcisi tarafından temsil edilmistir.
3. Basvuru 3 Haziran 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmistir.
Sözlesme’nin 29. maddesinin 1. fıkrası uyarınca basvurunun kabul
GÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
edilebilirliği ve esasının Daire tarafından aynı anda incelemesine karar
verilmistir.
OLAYLAR
4. Basvuran 1969 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.
5. 28 Mart 2004 tarihinde yapılan yerel seçimlerde basvuran Sosyal
Demokrat Halkçı Parti (“SHP”) adına görev yapan sandık görevlilerinden
birisiydi.
6. Seçim bürolarının kapatılmasının ardından, bir diğer siyasi parti olan
DEHAP taraftarları, polislerin elinde içinde oy pusulaları bulunan posetler
gördüklerini iddia etmisler ve oy pusulalarının çalındığını düsünerek
polisleri protesto etmislerdir. Bunun üzerine taraflar arasında bir arbede
yasanmıstır.
7. SHP görevlileri tarafları sakinlestirmeye çalısmıs ancak bunda
basarılı olamamıslardır.
8. Güvenlik güçleri önce bir güvenlik çemberi olusturmuslar ve
ardından DEHAP’lıların slogan atarak dağılmayı engelledikleri gerekçesiyle
zor kullanmıslardır.
9. Olay yerinde bulunan basvuran aniden kendisini arbedenin ortasında
bulmus, yönünü değistirmeye çalısarak olay yerinden uzaklasmaya çalısmıs,
ancak polisler kendisini Yenisehir karakolu önünde yakalamıslardır.
10. Polisler tarafından dövülen basvuran bilincini kaybetmis ve olaya
sahit olan kisiler tarafından acilen Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne
kaldırılmıstır.
11. Basvuran bir doktor tarafından muayene edilmistir. Muayene sonrası
saat 23.40’ta hazırlanan raporun içeriği asağıdaki gibidir:
“Hastanın bilinci yerinde ve kooperedir,
Sol kolun ön yüzünde ödem ve hassasiyet,
GÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
3
Göğüs sol kısımda ödem ve hassasiyet,
Basın üst kısmında ödem,
Sol göz altında morartı,
Kaburga kırığı (sol 10. kaburga)
Sol el 4. tarak kemiği kırığı,
Sol el 5. tarak kemiği kırığı.”
12. Basvuran avukatı aracılığıyla 21 Eylül 2004 tarihinde kendisini
döven polislerden kötü muamele iddiasıyla sikâyetçi olmustur.
13. Basvuranın sorusturma dosyası 12 Kasım 2004’te daha önce
Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından açılan 2004/6312 (1) numaralı
dosya ile birlestirilmistir.
14. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 19 Kasım 2004 tarihinde basvuranın
ifadesine basvurmustur.
15. Basvuran sikâyetini tekrar etmis, polisler tarafından siddetli bir
sekilde sopa ile vurulmak suretiyle dövüldüğünü ifade etmis ve kendisini
döven polisleri tanımadığını ifade etmistir.
16. Cumhuriyet savcısının 15 Aralık 2004 tarihli talebi üzerine,
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü 28 Mart 2004 tarihinde olay yerinde görev
yapan polis memurlarının listesini savcılığa göndermistir.
17. Diyarbakır Adli Tıp Grup Baskanlığı 29 Kasım 2005 tarihinde
basvuranlar ilgili adli tıp raporunu hazırlamıstır. Rapor ilgili bölümleri
asağıdaki gibidir:
“28 Mart 2004 tarihli tıbbi rapor ile tespit edilen bulgular incelenmistir. Bu
tespitlere göre Mehmet Hida Gülaydın adlı hasta sol kolunun ön yüzünde
hassasiyet eslik eden bir ödemden, göğüs sol kısımda hassasiyet esliğinde bir
ödem, sol gözün altında bir morartıdan, basın üst kısmında bir ödemden, sol
10. kaburga kırığından ve sol el 4. ve 5. tarak kemiği kırığından sikâyet
etmektedir”. Kaburga kırığı (sol 10. kaburga)
1. 2004/6312 numaralı sorusturma dosyası gazetecilerin kötü muamele iddiasıyla polisler
hakkında yaptıkları sikâyet üzerine açılmıstır.
GÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
Sonuç:
1) Hastada tespit edilen yaralanmalar basit tıbbi müdahale ile tedavi
edilemeyecek niteliktedir,
2) Yaralanmalar hastanın hayat tehlike arz etmemektedir,
3) Yaralanmalar kırıklar sebebiyle yasamsal islevleri etkilemektedir: Orta (3.
derece).
18. 19 Eylül 2007 tarihinde basvuranın avukatı posta yoluyla savcılıktan
ceza sorusturmasının durumu hakkında bilgi talep etmis ancak hiçbir cevap
alamamıstır.
19. 23 Temmuz 2007 tarihinde basvuranın avukatı talebini yinelemis ve
sikâyetinin akıbeti hakkında bilgi talep etmistir. Savcılık basvuranın
avukatına sorusturmanın devam ettiğini bildirmistir.
20. Bu arada 22 polis memuru hakkında disiplin sorusturması
baslatılmıstır. Sorusturma sonunda haklarında sikâyette bulunulan polislerin
somut delil yokluğu sebebiyle sorumlu tutulamayacaklarına karar
verilmistir.
21. 16 Mart 2012 tarihinde Cumhuriyet savcısı zamanasımı sebebiyle
takipsizlik kararı vermistir.
Siverek Ağır Caza Mahkemesi 25 Haziran 2012 tarihli kararıyla
basvuran tarafından takipsizlik kararına karsı yapılan itirazı reddetmistir.
HUKUKĐ DEĞERLENDĐRME
I. SÖZLESMENĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
22. Sözlesmenin 3. ve 13. maddelerine dayanarak basvuran polislerin
kötü muamelesine maruz kaldığından ve iç hukukta etkin bir basvuru
yolundan yararlanamadığından yakınmaktadır.
GÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
5
23. Hükümet bu iddialara karsı çıkmaktadır.
24. Mahkeme bu sikâyetlerin sadece 3. madde altında incelenmesinin
uygun olacağı kanaatindedir (Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri v. Türkiye,
No. 19028/02, § 91, 24 Temmuz 2007, Mecail Özel v. Türkiye, No.
16816/03, § 21, 14 Nisan 2009 ve Nisbet Özdemir v. Türkiye, No.
23143/04, § 19, 19 Ocak 2010).
A. Kabul edilebilirlik hakkında
25. Mahkeme, basvurunun Sözlesme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a)
bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir.
Diğer taraftan AĐHM, baska herhangi bir kabul edilemezlik sebebine
rastlamadığını ifade etmektedir. Bu nedenle, basvurunun kabul edilebilir
olduğuna karar vermektedir.
B. Esas hakkında
1. Kötü muamele iddiaları
26. Basvuran iddialarını tekrar etmekte ve polislerin kendisine karsı
uyguladıkları kötü muameleden sikâyet etmektedir. Hakkında sikâyette
bulunulan polisler hakkında yürütülen sorusturmanın etkin olmadığını ileri
sürmektedir.
27. Hükümet Sözlesmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğini
savunmaktadır.
28. Mahkeme, bir kisinin özgürlüğünden yoksun kaldığı veya daha genel
olarak güvenlik güçleriyle karsı karsıya kaldığı durumlarda, kendi
tutumunun zorunlu kıldığı haller dısında, kendisine karsı fiziksel güç
kullanılmasının insanlık onuruna karsı bir saldırı teskil ettiğini ve böylesi
bir durumda kural olarak Sözlesmenin 3. maddesi ile güvence altına alınan
hakkın ihlal edildiğini hatırlatmaktadır (bk. diğerleri arasında, R.L. ve M.-
GÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
J.D. v. Fransa, No. 44568/98, § 61, 19 Mayıs 2004, Gülizar Tuncer v.
Türkiye, No. 23708/05, § 29, 21 Eylül 2010, Umar Karatepe v. Türkiye,
No. 20502/05, § 57, 12 Ekim 2010 ve Timtik v. Türkiye, No. 12503/06, §
47, 9 Kasım 2010).
29. Somut olayda Mahkeme, basvuranın tıbbi muayenesi sırasında tespit
edilen yaralanmaların 28 Mart 2004 tarihinde yasanan olaylar sırasında
meydana geldiğine itiraz edilmediğini kaydetmektedir. Basvuran tarafından
sunulan, ihtilaf konusu olaylardan hemen sonra düzenlenen ve Hükümetin
de itiraz etmediği tıbbi rapora dayanarak Mahkeme, ilgilinin mağduru
olduğu muamelenin Sözlesmenin 3. maddesi kapsamına girdiğini
değerlendirmektedir.
30. Dolayısıyla Mahkeme kullanılan gücün somut olay bakımından
orantılı olup olmadığını arastıracaktır. Bu bağlamda Mahkeme ortaya çıkan
yaralanmalara ve bunların ortaya çıkıs sekline özel bir önem atfetmektedir
(bk. yukarıda anılan, R.L. ve M.-J.D., § 68, Rehbock v. Slovenya, No.
29462/95, § 72, CEDH 2000-XII, ve Klaas v. Almanya, 22 Eylül 1993, §§
26-30, A serisi, No. 269).
31. Bu son noktaya iliskin olarak ve dava dosyasında yer alan belgeler
karsısında Mahkeme, basvuranın kendisine karsı zor kullanılmasını
gerektirecek herhangi bir davranısta bulunduğunun ispat edilemediğini
gözlemlemektedir (Kop v. Türkiye, No. 12728/05, § 33, 20 Ekim 2009).
Basvuranın toplantının olduğu sırada orada olduğu kabul edilse bile,
toplantının dağıtılması tek basına polisler tarafından kendisine yöneltilen
darbelerin ağırlığını açıklayamamaktadır (Güler v. Türkiye, No. 49391/99,
§ 46, 10 Ocak 2006).
32. Basvuran tarafından sunulan ve Diyarbakır Adli Tıp Grup
Baskanlığı tarafından da onaylanan tıbbi rapor dikkate alındığında (bk.
yukarıda § 17), Mahkeme somut olayda hükümetin iddialarının ikna edici
gerekçelere dayanmadığı kanaatindedir. Bir baska ifadeyle, Hükümet asırı
GÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
7
güç kullanılmadığını ispat edememistir. Dolayısıyla, olayın kosulları
dikkate alındığında, kullanılan güç asırı ve yersizdir.
33. Bu güç kullanımı, devletin sorumluluğunu tasıdığı ve insanlık dısı
bir muamele olarak değerlendirilmesi gerekli nitelikte ve basvurana
tartısmasız bir sekilde acı veren bir yaralanma ortaya çıkarmıstır.
34. Sonuç olarak Sözlesmenin 3. maddesi esas bakımından ihlal
edilmistir.
2. Yürütülen sorusturmaların etkinliği
35. Bir kimse polis memurlarınca veya benzer hizmetlerdeki diğer
devlet görevlilerince Sözlesmenin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz
kaldığını savunulabilir bir sekilde iddia ettiğinde, Mahkeme bu maddenin,
Taraf Devletlere, hukukuna tabii olan herkesi Sözlesmede yer alan temel
hak ve özgürlüklerden yararlandırma yükümlülüğü yükleyen Sözlesmenin 1.
maddesi ile birlikte, bu iddialara iliskin etkin ve resmi bir sorusturma yapma
zorunluluğu yüklediğini hatırlatmaktadır (Assenov ve diğerleri v.
Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§ 102-103, Kararlar ve Đlamlar Derlemesi
1998-VIII, Martinez Sala ve diğerleri v. Đspanya, No. 58438/00, § 156, 2
Kasım 2004 ve Ay v. Türkiye, No. 30951/96, § 59-60, 22 Mart 2005). Söz
konusu sorusturma sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılması ile
sonuçlanmalıdır. Eğer böyle olmazsa, sorusturmanın hayati önemi bir tarafa,
iskencenin, asağılayıcı veya insanlık dısı muamelelerin yasal olarak ve
tamamen yasaklanması fiilî olarak etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet
görevlilerinin, neredeyse tam bir dokunulmazlık içinde, sorumlulukları
altında bulunan kisilerin haklarını çiğnemelerine imkân sağlanacaktır
(Khachiev ve Akaïeva v. Rusya, No. 57942/00 ve 57945/00, § 177, 24 Subat
2005 ve Menecheva v. Rusya, No. 59261/00, § 67, CEDH 2006-III).
GÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
36. Somut olayda Mahkeme öncelikle, basvuranın sikâyetinin ardından
bir sorusturma açıldığını, ancak bunun zamanasımı sebebiyle ortadan
kalktığını tespit etmektedir (bk. yukarıda § 21).
37. Oysa Mahkeme, daha önce somut olaya benzer kosullarda verdiği
kararlarda, ulusal makamların, 3. maddeye aykırı davrananların neredeyse
tam bir dokunulmazlıktan yararlanmalarını engellemek için yeterince hızlı
davranmalarını sağlayacak her türlü etkin tedbiri almaları gerektiğine
hükmettiğini hatırlatmaktadır (Ciğerhun Öner v. Türkiye, (No. 2), No.
2858/07, § 99, 23 Kasım 2010, Batı ve diğerleri v. Türkiye, No. 33097/96 ve
57834/00, § 146, CEDH 2004-IV (alıntı) ve mutatis mutandis, Selmouni v.
Fransa, [BD], No. 25803/94, §§ 78-79, CEDH 1999-V).
38. Mahkeme, somut olaya benzer kosullarda hızlı bir sorusturma
açılması ve sorusturmanın etkin sekilde yürütülmesinin, bir taraftan
kamuoyunun güveninin sağlanması ve Hukuk Devletine inanması
bakımından, diğer taraftan ise hukuka aykırı fiillere müsamaha gösterildiği
veya islenmelerine göz yumulduğu algısının olusmaması bakımından hayati
önemi olduğunu tekrar hatırlatmak ister (Nurgül Doğan v. Türkiye,
No. 72194/01, § 61, 8 Temmuz 2008 ve yukarıda anılan Batı ve diğerleri,
§136).
39. Somut olayda Mahkeme, sorusturmanın yürütülmesinde gerektiği
gibi hızlı davranılmaması ve özen gösterilmemesinin, basvurana uygulanan
siddetin muhtemel sorumlularına neredeyse tam bir dokunulmazlık
sağlanması sonucunu doğurduğunu ve dolayısıyla basvuranın sikâyetinin
etkinliğini ortadan kaldırdığını değerlendirmektedir.
40. Mahkeme diğer taraftan, ceza sisteminin, somut olayda uygulandığı
sekliyle, basvuran tarafından sikâyet edilen hukuka aykırılıkların etkin bir
sekilde önlenmesinde hiçbir caydırıcı etkisi olamayacağını
değerlendirmektedir (Okkalı v. Türkiye, No. 52067/99, § 78, CEDH
2006-XII (alıntı).
GÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
9
41. Dolayısıyla Sözlesmenin 3. maddesi usul bakımından da ihlal
edilmistir.
II. SÖZLESMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
A. Zarar
42. Basvuran uğradığını iddia ettiği maddi zararlar için 50.000 Avro ve
manevi zararlar için de 50.000 Avro talep etmektedir.
43. Hükümet bu taleplere cevap vermemistir.
44. Mahkeme basvuranın uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile
kendisinin tespit ettiği ihlal arasında bir illiyet bağı bulunmadığı
gerekçesiyle basvuranın maddi tazminat talebini reddetmektedir. Buna
karsın, hakkaniyet gereği, basvurana 15.000 Avro manevi tazminat
ödenmesine karar vermistir.
B. Yargılama giderleri ve masraflar
45. Basvuran gerek yerel mahkemeler ve gerekse Mahkeme önünde
yaptığı masraflar için 2.050 Avro talep etmektedir. Talebine dayanak olarak
ise bir zaman çizelgesi sunmaktadır.
46. Hükümet basvuranın bu taleplerine cevap vermemistir.
47. Mahkemenin içtihadına göre, basvuran yargılama giderleri ve
masraflarının iadesini, ancak bunların doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen
miktarların makul olduğunu ispatlamak talep edebilir. Somut olayda, söz
konusu içtihat ve dosyadaki belgeler dikkate alındığında, Mahkeme
basvurana kendi önündeki yargılama giderlerine karsılık olarak 500 Avro
ödenmesinin makul olacağına kara vermistir.
GÜLAYDIN-TÜRKĐYE DAVASI
C. Gecikme Faizi
48. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın
marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde
edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE VE OYBĐRLĐĞĐYLE MAHKEME,
1. Basvurunun kabul edilebilir olduğuna ;
2. Sözlesmenin 3. maddesinin hem esas ve hem de usul bakımından ihlal
edildiğine ;
3.
a) Sözlesme’nin 44. maddesinin 2. paragrafı uyarınca; davalı devletin,
basvurana kararın kesinlestiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme
tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek
suretiyle asağıda belirtilen miktarları ödemekle yükümlü olduğuna
i. Manevi tazminat olarak vergiler hariç 15.000 Avro,
ii. Yargılama giderleri ve masraflara karsılık basvuran tarafından
ödenmesi gerekli vergiler hariç olmak üzere 500 Avro;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten baslayarak, yukarıda belirtilen
miktarların ödemelerinin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez
Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına
esit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine
karar vermistir.
 
İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube