Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
ÇEKTE CİROSU YAZILAN ALACAKLI TARAFINDAN KAMBİYO TAKİBİ YAPILMAYACAĞI
Esas No: 2014/12-1118
Karar No: 2016/278 Karar Tarihi: 09.03.2016

 ÖZET: Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.

(2709 S. K. m. 129, 138, 139, 140) (2004 S. K. m. 18, 167, 168, 170/A, 171, 277) (6100 S. K. m. 20,

46, 47, 48, 49) (1086 S. K. m. 573, 574, 575, 576) (2802 S. K. m. 93/A) (818 S. K. m. 60)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 12. Hukuk Dairesince;
Davacı dava dilekçesinde özetle; 21.700 TL`lik çek alacağından dolayı borçlu aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunduğunu, borçlunun Muğla ili Milas ilçesinde bulunan taşınmazını haczettiklerini, taşınmazın hacizle yükümlü olarak tapuda üçüncü kişilere satıldığını, borçlu vekilinin, alacaklının yetkili hamil olmadığı gerekçesi ile Keşan İcra Hukuk Mahkemesinde şikayette bulunduğunu, adı geçen mahkemenin 19.01.2007 tarih ve 2006/15 E. - 2007/13 K. sayılı kararı ile usul ve hukuka aykırı olarak örnek 163 nolu ödeme emrinin iptaline ve bu takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış olan tüm işlemlerin iptaline dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olarak karar verildiğini, bu kararı temyiz ettiklerini, kararın Yargıtay

12. Hukuk Dairesinin 10.10.2007 tarih ve 2007/16704 E. - 2007/18368 K. sayılı kararı ile alacaklının yetkili hamil olmadığına ilişkin şikayetlerin İİK`nun 170/a-2. maddesine göre süreye tabi olduğu, süre aşımı nedeniyle istemin reddi gerektiği halde işin esasına girilerek şikayetin kabulüne karar verilmesi nedeniyle bozulduğunu, Keşan İcra Mahkemesince bozmaya uyularak 26.02.2008 tarih ve 2008/5 E. - 2008/27 K. sayılı kararı ile şikayetin reddine ve icra takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış tüm işlemlerin geçerliliğine ve takibin devamına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini beyan etmiştir.



Bozmaya uyulma sonrası verilen bu icra mahkemesi kararını icra dairesine ibraz ettiklerini, taşınmaza 16.04.2008 tarihinde üçüncü kişi mülkiyetinde iken yeniden haciz koydurduklarını ve kıymet takdiri işlemi taleplerinin 04.06.2008 tarihinde red olduğunu, bu red işlemine karşı şikayetlerinin de 13.01.2009 tarihinde red olup kesinleştiğini, taşınmaz haczinin tapuda terkininden sonra taşınmazı hacizsiz olarak 05.04.2007 tarihinde satın alan üçüncü kişinin şikayeti üzerine Keşan İcra Mahkemesince 16.04.2008 tarihinde yeniden konulan haczin kaldırılmasına karar verildiğini ve 16.07.2009 tarihinde bu kararın onanarak kesinleştiğini borçlunun başkaca malvarlığı olmadığından borcun tahsilinin imkansız hale geldiğini, dolayısı ile dava tarihi itibariyle toplam dosya alacağı miktarı olan 85.000 TL kadar uğradıkları zararın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalı Adalet Bakanlığı`ndan tazminine, hükmedilecek tazminata dava tarihinde
itibaren icra takip dosyasındaki %48 oranında reeskont faiz oranının yürütülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMA:Davalı Adalet Bakanlığı`na izafeten Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; Keşan İcra Hukuk Mahkemesi`nin 19.01.2007 tarihli kararının Yargıtay 12.Hukuk Dairesince bozulması sonrası borçlunun açtığı davanın red ve icra dosyasındaki tüm işlemlerin geçerliliğine karar verildiğini, bu kararda bir yanlışlığın olmadığını, alacaklının haciz sonrası iki sene beklemesi ve borçlunun hacizli taşınmazı üçüncü kişilere satmasından dolayı bu olayın kaynaklandığını, Adalet Bakanlığı`nın olayda bir kusuru, daha doğrusu kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

 GÖREV VE HUSUMET: 

1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, 573-576 maddeleri arasında hakimin hukuki sorumluluğu düzenlenmiş olup, hakimin kusurlu davranışlarından dolayı ilk aşamada davanın hakimlere karşı açılması gerektiği esasından 14.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6110 Sayılı Kanunla (m.12, 14, geçici md.2) 2802 Sayılı Kanunla eklenen 93/A maddesi ile ayrılınmış hakimlerin sorumluluğu davalarının Devlet aleyhinde açılacağı kabul edilmiştir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK`nun 47. maddesi de benzer şekilde Devlet aleyhinde açılacak tazminat davalarının Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacağı düzenlenmiştir.
2802 Sayılı Kanunun 93/A maddesi 6.3.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 Sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından ...nun 46-49 madde hükümlerinin olaya uygulanması gerekmektedir.
Somut olayda, dava 19.10.2009 tarihinde Adalet Bakanlığı aleyhinde Keşan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış olup, husumetin Adalet Bakanlığına yöneltilemeyeceği gerekçesi ile davanın 01.07.2010 tarihinde reddine karar verilmiştir. Bu karar Yargıtay 4.Hukuk Dairesince, karardan sonra yürürlüğe giren 2802 sayılı Kanunun 93/A ve HMK`nun 47. maddelerinin dikkate alınarak, bu hükümlere göre karar verilmesi için 27.02.2012 tarihinde bozulmuştur. Bozmaya uyan Keşan Asliye Hukuk Mahkemesi HMK`nun 20. maddesi gereğince görevsizlik ve dosyanın Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmesine karar vermiştir. 

Dairemize gönderilen dava dosyası ilk derece mahkemesi sıfatı ile yargılama yapılması için Dairemizin ilgili esas defterine kaydı yapılmıştır. nun 47. maddesi uyarınca tazminat istemine konu

icra hukuk mahkemesi kararının incelemesinin yapıldığı yer olan Dairemiz bu davaya ilk derece mahkemesi sıfatı ile bakmaya da görevli bulunmaktadır.
SÜRE: Dava tarihi itibariyle yürürlükte olup dava açma süresi yönünden uygulanması gereken HUMK 573- 576 maddesi arasında bu tür davaların hangi sürede açılacağına ilişkin hüküm yoktur. Hakimlere karşı açılacak tazminat davası haksız fiilden dolayı açılan tazminat davalarına benzediğinden dava tarihi itibariyle uygulanması gereken BK. 60 maddesine göre zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımına tabidir. Davalı Adalet Bakanlığınca verilen cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunulmamıştır.

Davanın görevsizlikle Dairemize gelmesinden sonra davaya dahil edilen ... Hazine vekilince 28.03.2013 tarihinde verilen cevap dilekçesinde 2802 sayılı kanunun 93/A gereğince hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde davanın açılmadığı ileri
sürülmüş ise de, anılan hüküm 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Davacı tarafça verilen 17.04.2013 tarihli dilekçede davanın süresinde açıldığı da belirtildiğinden süresinde yapılmayan zamanaşımı defi Dairemizce gözönüne alınmamış olup dava süresinde kabul edilmiştir.

 İHBAR: Dava dilekçesi ve tensip tutanağı ihbar edilen ...`e tebliğ edildiği halde duruşmaya katılmadığı feri müdahale talebinde bulunmadığı görülmektedir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME

 Dava 6100 sayılı HMK`nun 46. maddesi uyarınca hakim kararlarından dolayı hazine aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir. HMK 46. maddesi gerekçesinde de yazılı olduğu üzere hakimin kusurlu davranışlarından ilk aşamada devlete karşı tazminat davası açılması daha sonra devletin kusurlu olan hakime rücu etmesi esası getirilmiştir.
Bu kural Anayasa`nın 129. maddesinin birinci fıkrası hükmüne uygundur. Hükümde hakimlerin sorumluluğunu gerektiren sebepler genel olarak belirtilmemiş daha önce 1086 sayılı kanunun 573 maddesinde olduğu gibi tahdidi olarak sayma yoluna gidilmiş, böylece, hakimlerin daha ağır bir sorumluluk rejimi ile karşılaşmaları engellenmek istenmiştir. Hakimin sorumluluğu için madde gerekçesine göre ağır kusurun varlığı şarttır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.7.2011 gün ve 2011/4 E. 2011/4 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere hakimlerin görevlerini yaparken yargısal faaliyetleri sebebiyle kasıtla veya ağır ihmalle kanuna açıkça aykırı karar vermiş olmaları durumunda vermiş oldukları zararlar için HMK 46. maddesinde sayılan hallerde haklarında tazminat davası açılabilecektir.

 Hakimler anayasanın 138, 139 ve 140. maddeleri uyarınca mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar.

 2802 Sayılı HSYKna 6110 Sayılı Kanunun 12. maddesi ile eklenen 93/A (6526 Sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırılan) madde gerekçesinde özetle:

 Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı genel olarak hakimin hiçbir etki ve baskı altında kalmadan objektif karar vermesini sağlamaya dönük müesseselerdir.

 Hakimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatlar, hukuk devletinin bir gereği olmakla birlikte hiçbir zaman keyfi davranabilecekleri istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardan da sorumlu olmayacakları anlamına gelmemektedir. Hakimler yargı yetkisini Türk Milleti adına kullanmaktadır. Hakimlerin hukuki sorumluluk usul ve esaslarının çok dikkatli bir şekilde düzenlenmesi, keyfiliğin ve sorumsuzca tutum ve davranışların önüne geçilmesi ve hem de tutuk ve çekingen bir hakim sınıfının oluşmasına yol açılmaması bakımından çok önemlidir. Aksi takdirde, yargının bağımsızlığı ve hakim teminatının anlamı kalmaz açıklamalarına yer verilmiştir.

 Hakimlerin tedirgin olmaması ve toplum önündeki saygınlıklarının olumsuz etkilenmemesi için sorumluluklarının özel hükümlere tabi olması bir zorunluluktur. Toplum adaletin her türlü etkiden uzak dağıtılmasını beklemektedir. Bu hükümler topluma bu konuda güven verilmesi için getirilmiştir.
Hakimlerin hukuki sorumluluğu haksız fiil sorumluluğuna benzediği için haksız fiilde aranan, hukuka aykırı davranış, kusur, zarar ve nedensellik (illiyet bağı) ilişkisi bu sorumluluk için gerekli ise de yeterli değildir. Ortada zarar mevcut olduğu halde ...nun 46. maddesinde sınırlayıcı bir biçimde sayılan nedenlerden (hukuka aykırılıklardan) biri gerçekleşmemiş ise hakimin haksız fiilden kaynaklanan hukuksal sorumluluğu ve buna

bağlı bir tazminat ödeme yükümlülüğü doğmaz.
HMKnun 48. maddesi uyarınca tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delillerin açıkça belirtilmesi ve varsa belgelerin eklenmesi zorunludur. Davacı dava dilekçesinde Keşan İcra Hukuk Mahkemesi kararının açıkça usul ve hukuka aykırı olması bu karar dolayısıyla borçluya ait taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılması, bu arada taşınmazın mülkiyetinin üçüncü kişilere geçmesi nedeniyle taşınmazın satılması ile alacağın tahsil imkanından yoksun kalması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmektedir. Davacının dilekçesinde dayandığı hukuki aykırılık HMKnun 46. maddesinin 1. fıkrası c bendinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı bir karar veya hüküm verilmiş olması bir sorumluluk sebebidir.

Kanunların yeterince açık ve anlamlı bir hüküm içermemesi halinde hakim kanunu yorumlayarak bir karar verir. Hakim hukuku yanlış uygularsa bu konuda kanun yoluna gidilebilir. Temyiz mahkemesi, verilen hükmü kanuna aykırı bulursa bozar veya iptal eder. Hakimin hukuku yanlış uygulamasının başka bir yaptırımı kural olarak yoktur. Ancak kanunun herhangi bir yoruma yol açmayacak ve başka şekilde anlaşılamayacak kadar açık ve kesin olmasına rağmen, hakim bunun tersini yaparsa, bu husus hakimin hukuki sorumluluğunu doğurabilir.


Somut olayda davacı alacaklı, borçlu Nezahat Altın aleyhinde çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatmış, 04/03/2005 tarihinde örnek 163 nolu ödeme emri borçluya tebliğ edilmiş, takibin kesinleşmesi üzerine borçluya ait 109 ada 3 parsel sayılı taşınmaza 16/05/2005 tarihinde tapuda haciz konulmuştur. Borçlunun 19/01/2007 tarihli Keşan İcra Hukuk Mahkemesine verdiği şikayet dilekçesinde takibe konu çeki bankaya ibraz eden Aybars Ürekten sonra çekte cirosu yazılan alacaklı tarafından kambiyo takibi yapılmayacağını ileri sürmüş ve şikayet dilekçesi ekinde çekin bankaya ibraz anında alacaklının cirosunun olmadığını gösteren banka yazısına bağlı çek fotokopisi ile İİK`nun 16 ve 167, 171. madde metinlerini eklemiştir. İcra Hakimi İİK`nun 18. maddesi uyarınca takdir yetkisini kullanarak evrak üzerinden karar vermiştir. Karar gerekçesinden de anlaşılacağı takibe konu çekin ibraz anında takip alacaklısının çek hamili olmadığını, çek ibraz sonrası çekin karşılıksız kaldığını bile bile çekten doğan alacağı temlik ettiğini, bu temlikin adi alacağın temliki niteliğinde olup ancak genel haciz yolu ile takip yapacağını icra müdürlüğünün bu doğrultuda kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesinin süresiz şikayete tabi olduğu gerekçesi ile örnek 163 ödeme emri ile bu ödeme emrine dayalı işlemlerin iptaline karar vermiştir.

 İİK`nun 168. maddesi uyarınca icra müdürü, takip konusu belgenin kambiyo senedi olup olmadığını, alacaklının kambiyo hukukuna göre takip hakkının bulunup bulunmadığını incelemekle ve takip talebini anılan maddeye aykırılık halinde reddetmekle yükümlüdür. Aksi halde takip şikayet üzerine veya re`sen İİK`nun 170/a maddesine göre icra mahkemesince iptal edilir. İİK`nun 170/a maddesi borçlunun kambiyo hukuku bakımından şikayetini özel olarak düzenlemiş ve İİK`nun 168/3. maddesi uyarınca ödeme emri tebliğinden itibaren 5 günlük süreye tabi kılınmıştır.

 Öte yandan İİK`nun 16. maddesi şikayeti düzenlemiş olup şikayet icra dairesini icra ve iflas hukuku ile ilgili hükümlerini uygulamaması veya yanlış uygulaması nedenine dayanır. Şikayet sebepleri anılan kanun maddesinde sayılmıştır.

 Bunun dışında kanunda yazılı olmadığı halde öğreti ve Yargıtay kamu düzenine aykırı işlemlere karşı süresiz şikayet yoluna gidileceğini kabul etmektedir. Borçlunun, üçüncü kişinin ve kanunun menfaatini koruyan emredici hükümlere aykırı işlemler kamu düzenine aykırıdır. Ancak hangi işlemin kamu düzenine aykırı olduğu uygulamada ve öğretide duraksamalara ve farklı yorumlara yol açmaktadır.
Somut olayda Keşan İcra Hukuk Mahkemesi Hakimi, icra müdürünün kambiyo

senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesi işleminin borçlu tarafından şikayetini nitelik itibariyle süresiz şikayet niteliğinde görerek ödeme emrini iptal etmiştir. Hakimin olayda uygulanan özel nitelikteki şikayeti düzenleyen ...nun 170/a maddesi yerine yanılgıya dayalı ...nun 16. maddesini uygulaması ve şikayeti süresiz olarak yorumlayarak, ödeme emrinin iptaline karar vermesinde HMK`nun 46/1-c ve diğer bentlerinde yazılı sorumluluk sebepleri meydana gelmemiştir.

 İcra mahkemesi kararlarının hüküm ve sonuç doğurması için kesinleşmesine gerek olmadığından Keşan İcra Hukuk Mahkemesinin davaya konu 19.01.2007 tarihli kararı ile ödeme emrinin iptalinin sonucu olarak taşınmaz üzerindeki haciz kalkmıştır. Anılan kararın icra müdürlüğüne ibrazı ile mahcuz taşınmaz mülkiyeti üçüncü kişi Atilla Bayrak üzerinde iken haciz 01.02.2007 tarihinde terkin edilmiştir. Alacaklının takip konusu alacağını alıp almayacağı henüz belli değildir. Alacaklının tasarrufun iptali davası açabilme, borçlunun başka mal ve alacakları üzerine haciz koydurabilme ve alacağını tahsil edebilme imkanı varken takip dosyası işlemsiz bırakılarak bu davanın açıldığı görülmektedir. Davacı vekilinin 06.12.2013 ve 08.09.2013 tarihli duruşmalarda geçici veya kesin aciz belgesi almadıklarını İİK`nun 277 ve devamı hükümlerine göre tasarrufun iptali davası da açmadıklarını beyan etmiştir. Şu hale göre Keşan İcra Hukuk Hakiminin davaya konu kararı ile bir zararın meydana geldiği söylenemez. Hakimin davacıya zarar vermek kastı ile hareket ettiği ileri sürülmediği gibi, HMK`nun 47. maddesinde sayılan sınırlı hukuki sorumluluk hallerinden hiçbiri de olayda mevcut olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.

 Öte yandan HMK 49 maddesi uyarınca olayın gelişim biçimi, dosyaya yansıyan olgular dikkate alınarak takdiren davacı 500 TL disiplin para cezasına mahkum edilmiştir.

 HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın dayandığı genel ve hukuksal gerekçeye, dosyadaki kanıtlara ve heyetin takdirine göre;

1-  Davanın REDDİNE,

 2-    HMK`nun 49. maddesi uyarınca davacının takdiren 500 TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına,

 3-  Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 

4-  492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 38,70 TL başvurma harcı yerine 15,60 TL alınmış olduğundan eksik kalan 23,10 TL başvurma harcı ile 38,70 TL maktu karar ve ilam harcı, peşin alınan 1.147,50 TL harçtan düşülerek, arta kalan 1.085,7 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde ödeyene iadesine, 

5-  HMKnun 333. maddesi gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısım kalması halinde, iadesine karar verilerek, tebliğ gideri avanstan karşılanmak suretiyle iade kararının davacıya tebliğine,

6-  Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalı yararına takdir edilen 3.000,00 TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

Dair oybirliği ile verilen 14.03.2014 gün ve 2013/1 E. 2014/3 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 

HUKUK GENEL KURULU KARARI 

Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:

Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. 
Davacı ... vekili 14.10.2009 harç tarihli dava dilekçesiyle; 21.700 TL`lik çek alacağından dolayı borçlu aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunduk. Borçlunun Muğla ili Milas ilçesinde bulunan taşınmazını haczedildi, taşınmaz hacizle yükümlü olarak tapuda üçüncü kişilere satıldı. Borçlu vekilinin, alacaklının yetkili hamil olmadığı gerekçesi ile Keşan İcra Hukuk Mahkemesinde şikayette bulunması üzerine, adı geçen mahkeme 19.01.2007 tarih ve 2006/15E. - 2007/13 K.sayılı kararı ile usul ve hukuka aykırı olarak örnek 163 nolu ödeme emrinin iptaline ve bu takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış olan tüm işlemlerin iptaline dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olarak karar verildi. Bu karar üzerine taşınmaz üzerindeki haczin kaldırıldı ve taşınmaz üçüncü kişi olan Atilla Bayraka satıldı. Keşan icra hukuk mahkemesi kararı temyiz edildi; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 10.10.2007 tarih ve 2007/16704 E. - 2007/18368 K. sayılı kararı ile alacaklının yetkili hamil olmadığına ilişkin şikayetlerin ...nun 170/a-2. maddesine göre süreye tabi olduğu, süre aşımı nedeniyle istemin reddi gerektiği halde işin esasına girilerek şikayetin kabulüne karar verilmesi nedeniyle bozuldu. Keşan İcra Mahkemesince bozmaya uyularak 26.02.2008 tarih ve 2008/5 E. - 2008/27 K.sayılı kararı ile şikayetin reddine ve icra takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış tüm işlemlerin geçerliliğine ve takibin devamına karar verildi ve karar kesinleşti. Bozma sonrası verilen icra mahkemesi kararı icra dairesine ibraz edildi. Taşınmaza 16.04.2008 tarihinde üçüncü kişi mülkiyetinde iken yeniden haciz koyduruldu ve kıymet takdiri işlemine yönelik taleplerimiz 04.06.2008 tarihinde reddedildi. Bu red işlemine karşı ileri sürülen şikayetler de 13.01.2009 tarihinde reddedilerek kesinleşti. Taşınmaz haczinin tapuda terkininden sonra taşınmazı hacizsiz olarak 05.04.2007 tarihinde satın alan üçüncü kişinin şikayeti üzerine Keşan İcra Mahkemesince 16.04.2008 tarihinde yeniden konulan haczin kaldırılmasına karar verildi ve 16.07.2009 tarihinde bu kararın onanarak kesinleşti. Borçlunun başkaca malvarlığı olmadığından borcun tahsilinin imkansız hale geldi. Dolayısı ile dava tarihi itibariyle toplam dosya alacağı miktarı olan 85.000 TL kadar zarar oluştu. Zararın oluşmasının tek nedeni Keşan İcra Hukuk Mahkemesince verilen 2006/15 E ve 2007/13 K sayılı karardır. Karar kesin olarak verilmemiş olsaydı, haciz devam edecek, Yargıtay incelmesinden sonrada bir kaydı olmayacaktı. Mahkeme İİK 16. maddesinin açık hükmüne rağmen takibin kesinleşmesinden iki yıl sonra şikayeti kabul ederek yasaya aykırı bir şekilde karar verdi. Geçici veya kesin haciz belgesi alınmadı ve icra dosyasından hiç tahsilat yapılamadı iddiası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 85.000 TL tazminata dava tarihinden itibaren icra takip dosyasındaki %48 oranında reeskont faiz oranının yürütülmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 Davalı ... Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; Keşan İcra Hukuk Mahkemesi`nin 19.01.2007 tarihli kararının Yargıtay 12. Hukuk Dairesince bozulması sonrası borçlunun açtığı davanın red ve icra dosyasındaki tüm işlemlerin geçerliliğine karar verildiğini, bu kararda bir yanlışlığın olmadığını, alacaklının haciz sonrası iki sene beklemesi ve borçlunun hacizli taşınmazı üçüncü kişilere satmasından dolayı bu olayın kaynaklandığını, Adalet Bakanlığı`nın olayda bir kusuru, daha doğrusu kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.

 Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.

 Sonuç: Davacının temyiz itirazlarının reddi ile 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilamı

harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına, 09.03.2016 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube