Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
KESİN HÜKÜM NEDENİYLE DAVANIN İNCELENMEKSİZİN REDDİ YOLUNDA VERİLEN KARARDA SONUCU İTİBARİYLE İSABETSİZLİK GÖRÜLMEDİĞİ


T.C DANIŞTAY 
15.Daire 
Esas: 2016/ 9302 
Karar: 2017 / 1358 
Karar Tarihi: 23.03.2017

ÖZET: Davacı tarafından, Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı`nın işleminin iptali istemiyle V… 3. İdare Mahkemesi`nin dosyasında 06/05/2011 tarihinde açılan davada, davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiği ve kararın temyiz ve karar düzeltme incelemesinden geçerek kesinleştiği, davacı tarafından aynı istemle yeni bir dava açıldığı dikkate alındığında, 11/03/2016 tarihinde kayda giren dilekçe ile açılan iş bu davada süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, İdare mahkemesince; davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm nedeniyle davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen kararda sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.

İstemin Özeti: Van 3. İdare Mahkemesi`nin 05/05/2016 tarih ve E:2016/405; K:2016/774 sayılı kararının, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

 

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

 

Düşüncesi: Sonucu itibariyle yerinde olan Mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

 

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi`nce; tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

 

Dava; davacının, Van İli, Gürpınar İlçesi, Dikbıyık-Pirbedelan mevkiinde ikamet etmekte iken yaşanan terör olayları nedeniyle uğradığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 21/11/2008 tarih ve 2008/1-16447 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

 

Van 3. İdare Mahkemesi`nce, davacı tarafından, Van İli, Gürpınar İlçesi, Dikbıyık - Pirbedelan mevkiinde ikamet etmekte iken yaşanan terör olayları nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanması amacı ile Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı`na yapılan başvurunun reddine ilişkin 21/11/2008 tarih ve 2008/1-16447 sayılı işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmış ise de, davacı tarafından daha önce de aynı işlemin iptali istemiyle Van 3. İdare Mahkemesi`nin E:2011/1989 esasına kayden dava açıldığı ve 02/05/2013 tarihinde davanın süre aşımı yönünden reddine karar verildiği, söz konusu kararın temyiz edildiği ve Danıştay Onbeşinci Dairesi`nin 11/12/2013 tarih ve E:2013/12041, K:2013/10535 sayılı kararıyla onandığı, aynı dairenin 26/06/2014 tarih ve E:2014/4308, K:2014/5833 sayılı kararıyla da karar düzeltme isteminin reddine karar verilerek hükmün kesinleştiği, her iki davanın konusunun, sebebinin ve taraflarının aynı olduğu, iş bu davanın kesin hüküm nedeniyle incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

 

Davacı tarafından mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

 

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun "Dava Açma Süresi" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu kurala bağlanmıştır.

 

Dosyanın incelenmesinden; davacının, Van İli, Gürpınar İlçesi, Dikbıyık-Pirbedelan mevkiinde ikamet etmekte iken yaşanan terör olayları nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararın 5233 sayılı Kanun uyarınca tazmini istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı`nın 21/11/2008 tarih ve 2008/1-16447 sayılı işleminin iptali istemiyle 06/05/2011 tarihinde Van 3. İdare Mahkemesi`nde dava açıldığı, Van 3. İdare Mahkemesi`nin 02/05/2013 tarih ve E:2011/1989, K:2013/661 sayılı kararı ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiği, kararın temyiz ve karar düzeltme incelemesinden geçerek kesinleştiği, bakılan davanın ise aynı istemle 11/03/2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

 

Uyuşmazlık; tarafları, sebebi ve konusu aynı olan bir dava hakkında önceden verilmiş süre yönünden davanın reddine ilişkin kararın daha sonra açılan dava bakımından kesin hüküm teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.

 

Hukuk düzeninde istikrarı ve hukuk güvenliğini sağlama amacı taşıyan kesin hüküm, doktrinde, şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere iki başlıkta ele alınmaktadır. Şekli anlamda kesin hüküm, yargı yerince verilen karara karşı olağan kanun yollarına başvurulamayacağını ifade etmektedir. Dolayısıyla söz konusu terim ile, görülmekte olan davanın şeklen sona ermesi kastedilmektedir.

 

Maddi anlamda kesin hüküm ise; uyuşmazlığın esasını çözen nihai yargı kararlarının, kimse tarafından değiştirilememesini ve daha sonra açılan dava bakımından bağlayıcı olmasını; diğer bir anlatımla taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir daha dava konusu yapılamamasını ifade etmektedir. Buna göre, bir kararın maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşıması halinde; tarafları, sebebi ve konusu aynı olan yeni bir dava açılması hukuken mümkün bulunmamaktadır.

 

Uyuşmazlığın çözümü için, idari yargı yerlerince verilen kararların maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşıyıp taşımadığının irdelenmesi gerekmektedir. Buna göre, gerek yargısal içtihatlarda, gerekse doktrinde, davanın esastan reddine ilişkin kararların mutlak anlamda kesin hüküm niteliği taşımadığı, ancak tarafların ve davanın dayandığı sebeplerin aynı olması halinde nispi anlamda kesin hükümden bahsedilebileceği kabul edilmiştir. İptal kararları ise, işlemin hukuka aykırı olduğunu ortaya koymak suretiyle işlemi hukuken ortadan kaldırdığından; daha önce verilen iptal kararı, işlemle ilişkisi bulunan kişilerin, aynı işlemin iptali istemiyle açacakları davalarda kesin hüküm etkisini göstermektedir.

 

Dava şartı yokluğu (ilk inceleme sorunları) nedeniyle davanın usul yönünden reddine ilişkin kararlara gelince; söz konusu kararlar, uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yapılmaksızın verildiğinden, yalnızca şekli anlamda kesin hüküm teşkil etmekte, maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, bu şekilde usul yönünden reddedilen davaların yeniden açılmasına hukuki engel bulunmamaktadır.

 

Uyuşmazlıkta, daha önce Van 3. İdare Mahkemesinin E:2011/1989 sayılı esasına kayden açılan dava ile bakılan davanın taraflarının, sebebinin ve konusunun aynı olduğu açıktır. Ancak E:2011/1989 sayılı dosyada, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen karar kesin hüküm niteliği taşımadığından, bakılan davanın kesin hüküm nedeniyle incelenmeksizin reddine ilişkin kararda usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.

 

Bir davada uyuşmazlığın esasının incelenebilmesi için diğer koşullar yanında, davanın yasada öngörülen süre içerisinde açılmış olması gerekmektedir.

 

Davacı tarafından, Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı`nın 21/11/2008 tarih ve 2008/1-16447 sayılı işleminin iptali istemiyle Van 3. İdare Mahkemesi`nin E:2011/1989 sayılı dosyasında 06/05/2011 tarihinde açılan davada, davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiği ve kararın temyiz ve karar düzeltme incelemesinden geçerek kesinleştiği, davacı tarafından aynı istemle yeni bir dava açıldığı dikkate alındığında, 11/03/2016 tarihinde kayda giren dilekçe ile açılan iş bu davada süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmaktadır.

 

Bu durumda, İdare mahkemesince; davanın yukarıda belirtilen gerekçe ile süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm nedeniyle davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen kararda sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.

 

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddi ile Van 3. İdare Mahkemesi`nin 05/05/2016 tarih ve E:2016/405; K:2016/774 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, temyiz harç ve posta ücretinin Mahkemesince tamamlattırılmasına, 2577 sayılı Kanunun 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.03.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

 

 

(X) KARŞI OY

 

Dava; davacının, Van İli, Gürpınar İlçesi, Dikbıyık-Pirbedelan mevkiinde ikamet etmekte iken yaşanan terör olayları nedeniyle uğradığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı`nın 21/11/2008 tarih ve 2008/1-16447 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmış, Mahkemece daha önce aynı istemle açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiği ve kesinleştiği, bu durumda kesin hüküm niteliği kazanan idari yargı kararı karşısında aynı konuda açılan davanın kesin hüküm nedeniyle incelenmeksizin reddedildiği anlaşılmıştır.

 

Dava şartı yokluğu (ilk inceleme sorunları) nedeniyle davanın usul yönünden reddine ilişkin kararlar, uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yapılmaksızın verildiğinden, yalnızca şekli anlamda kesin hüküm teşkil etmekte, maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, bu şekilde usul yönünden reddedilen davaların yeniden açılmasına hukuki engel bulunmamaktadır.

 

Davanın süresinde açılıp açılmadığı incelenecek olursa;

 

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası`nın "Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; "Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması" başlıklı 40. maddesine 4709 sayılı Kanun`un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrada, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu hükmü yer almış; bu ek fıkranın gerekçesinde ise, bu fıkra ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama hürriyetinin korunması açısından zorunluluk hâline geldiği ifade edilmiştir.

 

İdari işlemlere karşı başvuru yollarının son derece ayrıntılı düzenlemelerde yer alması, başvuru sürelerinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilebilmesi nedeniyle idari işlemlere karşı hangi idari birime, hangi sürede başvurulacağının idarelerce idari işlemde belirtilmesi hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir. Anılan Anayasa hükmü ile de, bireylerin yargı makamları ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde ilgililerin hangi süre içerisinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.

 

Uyuşmazlıkta; davacının 5233 sayılı Kanun uyarınca zararlarının tazmini istemiyle yaptığı başvurunun Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı`nın 21/11/2008 tarih ve 2008/1-16447 sayılı işlemi ile reddedildiği, işlemde Anayasa`nın 40. maddesi hükmüne aykırı olarak ne kadar süre içerisinde, hangi merciye başvurulabileceğine ilişkin bir bilgiye yer verilmediği görüldüğünden, anılan işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde olduğu ve işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, aksi yönde oluşan çoğunluk kararına katılmıyorum

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube