Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
SAVUNMANIN ÖN KARAR NİTELİĞİNDE OLDUĞU DİKKATE ALINARAK İŞİN ESASINA GİRİLEREK BİR KARAR VERİLMESİ

 
T.C DANIŞTAY 
15.Daire 
Esas: 2015/ 7308 
Karar: 2017 / 555 
Karar Tarihi: 07.02.2017

ÖZET: Somut olayda, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarih olan 26.11.2013 tarihinin, eylemin idariliğinin anlaşıldığı tarih olarak kabul edilerek, uyuşmazlık konusu olayda bu tarihten itibaren yasal süresi içinde zararın tazmini için davalı idareye başvurulmamış olması nedeniyle dava dilekçesinin görevli idare merciine tevdi edilmesi gerekmekteyse de, davalı idarenin İdare Mahkemesine sunduğu savunmasında açıkça tazminat talebini kabul etmediği, usul ekonomisi açısından savunmanın bu yönüyle ön karar niteliğinde olduğu dikkate alınarak, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken davanın süre aşımı yönünden reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

İstemin Özeti: İstanbul 9. İdare Mahkemesinin 16/02/2015 tarih ve E:2014/1128; K:2015/250 sayılı kararının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

Düşüncesi: Temyiz istemine konu İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi`nce; işin esasına geçilerek gereği görüşüldü:

Dava; davacıların yakını K. Y.`ın ağır ihmal, yanlış teşhis ve tedavi neticesinde vefat ettiğinden bahisle, idarenin kusurlu olduğu iddiasıyla destekten yoksun kalma sebebiyle 1.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın zararın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır. 

İdare Mahkemesince; 21.10.2011 tarihinde yakınlarını kaybeden davacıların, adli yargı yerinde açtıkları tazminat davasının, İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2013 tarihli ve E:2012/193, K:2013/237 sayılı kararıyla görev yönünden reddedildiği, bu kararın temyiz edilmeyerek 26.11.2013 tarihinde kesinleştiği, kararın kesinleştiği tarihten itibaren 2577 sayılı Yasanın 9. maddesinde öngörülen 30 gün içinde idari yargı yerinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 05.06.2014 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. 

Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde; 

K. Y.’ın 14.10.2011 tarihinde göğüs ağrısı, sol kol ağrısı ve kusma şikayeti ile İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine başvurduğu, acil serviste ilaç tedavisi uygulanan hastanın aynı gün taburcu edildiği, hastanın şikayetlerinin devam etmesi üzerine aile hekimine başvurduğu, 17.10.2011 tarihinde fenalaşan hastanın tekrar İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine başvurduğu, yoğun bakıma alınan hastanın 20.10.2011 tarihinde burada vefat ettiği anlaşılmaktadır. 

Davacılar tarafından, konu ile ilgili ihmali olduğu düşünülen doktorlar hakkında şikayetçi olunmuştur. İstanbul Valiliğince konu ile ilgili yapılan ön inceleme neticesi soruşturma izni verilmemiş; yapılan itiraz sonucu İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 04.05.2012 tarih ve E:2012/169, K:2012/215 sayılı kararı ile ilgililer hakkında soruşturma izni verilmiştir. İlgili kamu görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin E:2014/363 sayılı dosyasında ceza yargılamasının devam ettiği anlaşılmaktadır. 

Davacılar olay nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılanması amacıyla acil serviste hastaya müdahaleyi gerçekleştiren doktorlar aleyhine 14.09.2012 tarihinde İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Mahkemenin 28.05.2013 tarihli ve E:2012/193, K:2013/237 sayılı gerekçeli kararında, Anayasa’nın 129 uncu maddesi uyarınca kamu görevlilerinin haksız fiillerinden dolayı ancak ilgili kamu kuruluşu aleyhine idare mahkemelerinde dava açılabileceği, koşulları varsa ve talep halinde idarece haksız fiilden sorumlu kamu görevlilerine rücu davası açılabileceği, somut uyuşmazlıkta hastanede hekim olarak görev yapan her üç davacıya karşı dava açıldığı, Anayasa’nın 129 ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13 üncü maddesine göre, davalıların sıfat yokluğundan (pasif husumet) dolayı davanın reddine karar verilmiştir. 

Asliye Hukuk Mahkemesinin anılan kararı temyiz edilmemiş olup 26.11.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Bunun üzerine davacılar tarafından zararlarının tazmini amacıyla 05.06.2014 tarihinde İdare Mahkemesinde dava açılmıştır. Davalı idare savunmasında hizmet kusurunun bulunmadığından bahisle davanın reddi gerektiğini savunmuştur. 

2577 sayılı Kanun`un 9`uncu maddesinde, çözümlenmesi idari yargı mercilerinin görevine girdiği halde, adli ve askeri yargı mercilerine açılmış davaların görev yönünden reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde idari yargı mercilerinde dava açılabileceği düzenlenmiştir. 

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 13`üncü maddesinde; idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği, görevli olmayan yargı mercilerine açılan tam yargı davalarının görev yönünden reddi halinde ise idareye başvurma şartının aranmayacağı düzenlenmiştir. Kanun`un 14`üncü maddesine göre yapılan ilk inceleme neticesinde, idari merci tecavüzünün bulunduğunun anlaşılması halinde, dava dilekçesinin görevli idare merciine tevdi edileceği hususu da, Kanun`un 15`inci maddesinin 1. fıkrasının e bendinde düzenlenmiştir. 

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak gene de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu, yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

Dava açma süresini saptarken, bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiğinden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda yer alan süreye ilişkin mevzuat kurallarının yorumlanmasında kişilerin haklarının ihlali yönünde ağır sonuçlara varan yorumdan kaçınmak gerekmektedir. 

Hukuki sorumluluğun koşullarının, her zaman, maddede öngörülen süreler içinde, olayın meydana geldiği anda ve bir arada ortaya çıkması mümkün olamamaktadır.

Zararın idari eylemden kaynaklandığının bu sürelerden sonra ortaya çıkması mümkün olabildiği gibi, zararın gerçek miktarı veya illiyet bağı daha sonra da ortaya çıkabilmektedir. Bütün bu olasılıklar göz önünde bulundurulduğunda, 2577 sayılı Kanun`un 13. maddesinin, yargıya başvuru hakkını ortadan kaldırmayacak, ancak maddeyi de işlevsiz bırakmayacak bir şekilde yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.

Uyuşmazlık konusu olayda; İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada hasımın idare değil tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren kamu görevlileri olduğu açıktır. Mahkeme tarafından verilen kararın da davada idari yargı yerlerinin görevli olduğu belirtilmek kaydıyla verilen bir husumet yokluğundan davanın reddi kararı olduğu hüküm fıkrasından açıkça anlaşılmaktadır. Bu kararın, niteliği itibariyle bir yargı yolu görevsizlik kararı olmayıp, doğru hasımın idare olduğunu da belirten bir husumet yönünden davanın reddi kararı olduğu dikkate alındığında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun, “görevli olmayan yerlere başvurma” halini düzenleyen 9`uncu maddesinin somut olaya uygulanmasında hukuki isabet bulunmamaktadır. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için görevsiz yargı yerine yapılan başvuruda husumetin idareye yöneltilmiş olması gerekmektedir. 

Bu nedenle, Anayasa’nın 36 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddelerinde düzenlenen “adil yargılanma hakkı” kapsamında, adli yargı mercilerinde idarenin husumetiyle değil de kamu görevlisinin husumetiyle açılan davalarda verilen, husumet yönünden davanın reddi kararlarının kesinleştiği tarihin, 2577 sayılı Yasanın 13. maddesindeki zararın idari eylemden doğduğunun öğrenildiği tarih olarak kabulü ile idari uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekmektedir. 

Somut olayda, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarih olan 26.11.2013 tarihinin, eylemin idariliğinin anlaşıldığı tarih olarak kabul edilerek, uyuşmazlık konusu olayda bu tarihten itibaren yasal süresi içinde zararın tazmini için davalı idareye başvurulmamış olması nedeniyle dava dilekçesinin görevli idare merciine tevdi edilmesi gerekmekteyse de, davalı idarenin İdare Mahkemesine sunduğu savunmasında açıkça tazminat talebini kabul etmediği, usul ekonomisi açısından savunmanın bu yönüyle 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi bağlamında bir ön karar niteliğinde olduğu dikkate alınarak, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken davanın süre aşımı yönünden reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 9. İdare Mahkemesinin 16/02/2015 tarih ve E:2014/1128; K:2015/250 sayılı kararının BOZULMASINA, işin esasına girilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.




İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube