Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
BİR DAVADA TARAFLARIN YARGI MERCİLERİ ÖNÜNDE İDDİA VE SAVUNMALARINI HİÇBİR ENDİŞEYE KAPILMADAN SERBESTÇE YAPMALARI GEREKİR. ANCAK BU SERBESTİ, DAVA KONUSU OLAYIN AYDINLIĞA KAVUŞMASI, BİR BAŞKA ANLATIMLA HAKKIN MEYDANA ÇIKARILMASINDA HİÇBİR OLUMLU ETKİSİ OLMAYAN, HAKARETİ OLUŞTURAN YAZI VE SÖZLERİN KULLANILMASINDA MEŞRUİYET VARDIR DENİLEMEZ.

T. 10.02.2012
E. 2011/582
K. 2012/61

* BİR DAVADA TARAFLARIN YARGI MERCİLERİ ÖNÜNDE İDDİA VE SAVUNMALARINI HİÇBİR ENDİŞEYE KAPILMADAN SERBESTÇE YAPMALARI GEREKİR. ANCAK BU SERBESTİ, DAVA KONUSU OLAYIN AYDINLIĞA KAVUŞMASI, BİR BAŞKA ANLATIMLA HAKKIN MEYDANA ÇIKARILMASINDA HİÇBİR OLUMLU ETKİSİ OLMAYAN, HAKARETİ OLUŞTURAN YAZI VE SÖZLERİN KULLANILMASINDA MEŞRUİYET VARDIR DENİLEMEZ.

Yazdırmak için tıklayınız

Şikayetçi, şikâyetli avukatların Samsun 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/111 Esas sayılı dosyasına, bu dosya ile birleştirilen 2009/318 Esas sayılı dosyasına ve Samsun Barosunun 2009/9 sayılı soruşturma dosyasına verdikleri 26.08.2009, 09.10.2009, 12.10.2009, 13.10.2009, 07.12.2009, 02.03.2010, 04.01.2010 ve 11.01.2010 tarihli dilekçelerinde kendisine hakaret ettiklerini,  iddia ederek şikâyetçi olmuştur.

Şikâyetli avukatlar savunmalarında,  beyanlarının savunma amacıyla bildirildiğini, bunların gerçek olduğunu, belirtmişlerdir.

Samsun Barosu Disiplin Kurulu, şikâyetli avukatların belirtilen dilekçelerdeki ifadelerinin Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 5, 6 ve 27/1.maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile şikâyetli avukatların ayrı ayrı kınama cezası ile cezalandırılmalarına karar vermiştir. Karara karşı şikayetçi 8 ayrı dilekçenin 8 ayrı eylem oluşturduğu bu nedenle şikâyetçilerin tekerrüre esas cezaları da nazara alınarak 8 er kez para ya da işten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları gerektiği iddiası ile şikâyetli avukatlar tarafından da beyanların savunma sınırı içinde kaldığı bu nedenle verilen cezaların kaldırılmasına karar verilmesi talebi ile itiraz etmişlerdir.

Belirtilen dilekçelerde kullanılan ifadeler birbirini tekrar eder mahiyette olup özetle “bu kötülüğü perde arkasından gerçekleştiren Av.N.Y’dir, Av. N.Y.’yle hukuka aykırı bir işbirliğine girişmiş ve kasıtla birlikte tertip ederek tarafımıza mesleki ve kişisel açıdan zarar vermeye teşebbüs etmişlerdir, kötülüğün perde arkasında Av. N.Y.’nin olabileceğini hissetmiştik, onun amacı bir hakkı savunmak değil bu iftirayı bize çalmak, iki kuruş değeri olmayan bu kişi, değersiz bir insan olarak” ifadelerinin kullanıldığı belirlenmiştir.

Anayasamızın 36. maddesindeki “Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”, hükmü ve eski TCK. nun 486.maddesindeki, yeni TCK. nun 128.“ Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde ceza verilemez.” hükmü ile iddia ve savunma dokunulmazlığı anayasal ve yasal teminat altına alınmıştır. Her hakta olduğu gibi iddia ve savunma dokunulmazlığı da sınırsız olmayıp, madde devamında, “Ancak, bunun için, isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerektiği” bildirilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.10.1998 tarih, Esas 1998/225, Karar 1998/316 sayılı kararında “...Anayasanın kabul ettiği esasa göre, iddia ve savunma hakkının kullanılması ancak meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle olmalıdır. İddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir. Ancak bu serbesti, dava konusu olayın aydınlığa kavuşması, bir başka anlatımla hakkın meydana çıkarılmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasanın öngördüğü meşru vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Ancak o dava sebebiyle söylenmesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan, diğer bir deyişle davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkının meydana çıkarılmasında hiçbir olumlu etkisi olmayan, hakareti oluşturan yazı ve sözlerin kullanılmasında meşruiyet vardır denilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırı aşılmış ve dolayısıyla haysiyetler korunmamış olur.” 

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 02.05.1975 tarih, Esas1974/1160, Karar 1975/5782 sayılı kararında da, “Avukat, müvekkillerinin çıkarlarını hasmının zararlarını gözetmeden, sert bir biçimde savunmak zorundadır. Çünkü meslek ödevi bunu gerektirir. Ancak karşılık avukatın, temsil ettiği tarafın çıkarlarını korumasının gerektirdiği ölçüyü ve objektif tartışma sınırını aşan, yersiz ve icapsız olarak karşı tarafın kişiliğini hedef tutan, O’nu küçük düşürmeye ve dürüst olmayan bir kişi olarak göstermeye yönelik saldırılar hukuka aykırıdır ve avukatın sorumluluğunu gerektirir. Başka bir deyişle karşı tarafın kişisel ilişkilerini rencide edebilecek savunmasını, davanın amacı haklı gösterdiği, savunma gerçekten esasa yararlı ve etkili olduğu, hatta zaruri bulunduğu takdirde hukuka aykırılıktan söz edilmesi olanaksızdır ” denilmektedir.

Avukatlık Yasasının 34.maddesine göre “avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen Meslek Kurallarına uymakla yükümlüdür.” Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 5.maddesi “avukat, yazarken de konuşurken de düşüncelerini objektif bir biçimde açıklamalıdır. Mesleki çalışmasında avukat hukukla ve yasalarla ilgisiz açıklamalardan kaçınmalıdır” 6.maddesi “avukat, iddia ve savunmanın hukuki yönü ile ilgilidir. Taraflar arasındaki anlaşmazlıkların doğurduğu düşmanlıkların dışında kalmalıdır.” 27/1.maddesi “hiçbir avukat, herhangi bir meslektaşı, özellikle hasım vekili meslektaşı hakkında küçük düşürücü nitelikteki kişisel görüşlerini ve düşüncelerini açıkça belirtemez.” hükümlerini içermektedir.

Şikayetli Avukatların dilekçelerinde kullandıkları sözlerin bu ilkeler doğrultusunda ve Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 5, 6 ve 27/1.maddeleri uyarınca değerlendirilmesi sonucunda eski müvekkilleri ile aralarında görülmekte olan bir alacak davasında ihtilafın aslından çok karşı taraf vekili olan şikâyetçi avukat ile aralarında mevcut ihtilafa dayanarak yapılan savunmanın esasa yararlı ve etkili, davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkın meydana çıkarılmasında olumlu etkisi bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle Baro Disiplin Kurulu’nun eylemin disiplin suçu oluşturduğu görüşünde hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.

Şikayetli avukatların disiplin sicil özetlerinin incelenmesinde, Avukat G.U.’nun 05.09.2008 ve 20.06.2009 tarihinde kesinleşmiş iki Uyarma, 23.11.2009 tarihinde kesinleşmiş bir Kınama cezası olduğu, Avukat S.U.’nun 31.01.2009, 17.10.2008 ve 30.01.2009 tarihlerinde kesinleşmiş üç Uyarma, 19.09.2008 ve 15.05.2009 tarihlerinde kesinleşmiş iki Kınama cezası olduğu anlaşılmıştır.

Baro Disiplin Kurulu tarafından verilen kararda şikâyetli avukatların önce kınama cezası ile cezalandırılmalarına,  tekerrür nedeniyle ayrı ayrı para cezası ile cezalandırılmalarına TCK 43. maddesi uyarınca aynı kast altında birden fazla eylem nedeniyle para cezasının ½ oranında artırılmasına haksız tahrik indirimi yapılarak neticeten ayrı ayrı kınama cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

Disiplin Hukuku uygulamasında Avukatlık Yasasında düzenleme bulunmayan hallerde genel yasa olan Türk Ceza Yasası hükümlerine başvurulmaktadır. Disiplin Cezaları ve uygulanması konusunda Avukatlık Yasası hükümleri gayet açık olup Türk Ceza Kanununun artırım ve indirim maddelerinin Disiplin Hukuku alanında uygulama yeri yoktur. Özellikle haksız tahrik indiriminin uygulama alanı bulunmamaktadır.

Şikâyetli avukatların aynı konudan kaynaklanan ve aynı taraflara ilişkin farklı dosyalara verdikleri dilekçedeki eylemleri temadi eden tek bir eylem olarak kabul edilmiştir. Eylem tarihi itibarıyla her iki şikâyetli avukatın da kesinleşmiş ve tekerrüre esas ikiden fazla disiplin cezaları bulunmakta olup Avukatlık Yasasının 136/2.maddesi uyarınca bu cezalardan daha ağır olan Kınama cezalarının bir üstü olan Para Cezası ile cezalandırılmalarına karar vermek gerekmiştir.

Sonuç olarak şikâyetli avukatların itirazlarının reddi ile şikâyetçinin itirazlarının kabulüne, Baro Disiplin Kurulu’nun şikâyetli avukatların ayrı ayrı “Kınama Cezası İle Cezalandırılmalarına” ilişkin kararının ayrı ayrı “214,00.-TL.sı Para Cezasına” çevrilmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, şikâyetli avukatlar Avukat S.U. ve Avukat G.U.’nun ayrı ayrı 214,00 TL PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA oybirliği ile karar verildi.


İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube