Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
DAVA KONUSU HAVALELERİN, BİR BORCUN ÖDENMESİNDEN BAŞKA BİR AMACA YÖNELİK BULUNDUĞUNU KANITLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ KANITLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ DAVACIYA AİTTİR.

T.C YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

Esas: 2012/ 13-264

Karar: 2012 / 700

Karar Tarihi: 10.10.2012

ÖZET: Asıl ve birleşen dava, genel haciz yoluyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda, havaleci durumundaki davacı A. Ö., yasal karine karşısında, davalı A. B.`a yaptığı dava konusu havalelerin, bir borcun ödenmesinden başka bir amaca yönelik bulunduğunu kanıtlama yükümü altındadır. Başka bir ifadeyle, havale kavramından hareketle yapılacak değerlendirmeye göre de, somut olayda kanıtlama yükümlülüğü davacıya aittir. Açıklanan bu gerekçe de gözetilerek, Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 457) (1086 S. K. m. 236) (YHGK 12.03.2003 T. 2003/3-118 E. 2003/158 K.) (YHGK 28.04.2010 T. 2010/14-222 2010/234 K.)

Dava: Taraflar arasındaki <itirazın iptali> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Niksar Asliye Hukuk Mahkemesi`nce asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen 30.10.2009 gün ve 2008/57 E. 2009/353 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 27.12.2010 gün ve 2010/9317-2010/18075 sayılı ilamı ile;

(<...Davacı A. Ö., davalılara 22.06.2007 tarihinde 10.000 TL borç gönderdiğini, davalıların bu borçlarına karşılık çek keşide edip tarafına verdiklerini, çekin karşılıksız çıktığını, alacağının ödenmemesi nedeniyle başlattığı icra takibine haksız itiraz ettiklerini, davacı, birleşen dosyayla işçisi N. A. vasıtasıyla davalı A. B.`a 18.500 TL borç gönderdiğini bu alacağının da ödenmediğinden icra takibi başlattığını ileri sürerek her iki takibe yapılan haksız itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı A. B., davalıyla aralarında ticari ilişki bulunmadığını, dava konusu paraların PTT kanalıyla kendisine gönderildiğini, davacının talimatıyla paraları dava dışı D. Ş. isimli şahsa verdiğini savunmuştur. Davalı T. B., paranın ne için A. B.`a gönderildiğini bilmediğini, dava dışı D. Ş. ve C. G.`in kendisine getirdikleri ve davacıya vermesini istediklerini, kendisinin de çeki yanlışlıkla ciro ederek davacıya verdiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz etmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı T. B.`ın tüm, davalı A. B.`ın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davacı, eldeki davada davalıya PTT havalesiyle ödünç para gönderdiğini iddia etmiş, davalı ise davacının isteğiyle gönderilen paranın dava dışı D. Ş.`e verdiğini savunmak suretiyle gerekçeli inkarda bulunmuştur. PTT havale makbuzunda paranın ödünç olarak gönderildiğine dair bir kayıt da yoktur. Hemen belirtmek gerekir ki, havale bir ödeme vasıtası olup var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Bu karinenin aksini havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi gerekir. Davalı, karz ilişkisini inkar ettiğine göre karz ilişkisinin varlığını davacının kanıtlaması gerekir. Miktar itibarıyla tanık da dinlenemez. Mahkemece davacının delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...>) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Asıl ve birleşen dava, genel haciz yoluyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, <davacı A. Ö., dava konusu paraları davalılardan T. B.`a borç olarak onun beyanı doğrultusunda oğlu olan diğer davalı A. B. adına PTT aracılığıyla gönderdiği, PTT dekontu ve PTT Niksar Şubesinin yazılarıyla dekontlarda yazılı miktarların davalılardan A. B.`a ödendiği, davalılardan A. B. duruşmadaki beyanında her ne kadar davacıya borcu olmadığını, dava konusu paraların davacı tarafından D. Ş. isimli şahsa verilmek üzere kendisi adına gönderildiği, kendisinin de paraları D. Ş. isimli şahsa verdiğini beyan etmiş ise de davalının bu şekildeki beyanı doğrultusunda artık ispat külfetinin davalı tarafa geçtiği, davalı A. B.`ın dava konusu paraları borç olarak almadığı, D. Ş. isimli şahsa verilmek üzere aldığı şeklindeki iddiasını ise ispat edemediği> gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün davalılar vekili tarafından temyizi üzerine, Özel Daire`ce yukarıda bir (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalılardan T. B.`ın tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, diğer davalı A. B.`ın sair temyiz itirazlarının reddi ile iki (2) numaralı bentte gösterilen nedenlerle davalı A. Buyar yararına bozulmuş; davalı A. B. vekilinin karar düzeltme istemi ise, Özel Dairece reddedilmiştir. Davalı T. B.`ın tüm temyiz itirazları Özel Daire`ce reddedilmekle, asıl davada bu davalı yönüyle hüküm kesinleşmiştir.

 

Mahkemece, <davalı gönderilen paranın hukuki niteliğini (ödünç olarak gönderildiğini) inkar etmediği ancak paranın gerçekte kendisine değil, D. Ş.`e gönderildiğini iddia ettiğini, o halde gönderilen havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolundaki yasal karinenin somut olayla örtüşmediği> gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davalı A. B. yönüyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı A. B. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Öncelikle belirtmelidir ki, davacı yanın asıl davada 10.000 TL, birleşen davada ise 18.500 TL olmak üzere toplam 28.500 TL miktarında bir bedeli-herhangi bir açıklama olmaksızın-havale yoluyla ödediği, bu miktarın davalı A. B. tarafından alındığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Şu durumda, bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamları itibariyle, Hukuk Genel Kurulu`nun önüne gelen uyuşmazlık; asıl ve birleşen davada davalı A. B.`ın savunmasının, usul hukuku bakımından mevsuf ikrar (gerekçeli inkar) mı, yoksa bağlantısız bileşik ikrar mı olduğu; buna bağlı olarak, kanıtlama yükünün hangi tarafa ait bulunduğu noktasında toplanmaktadır.

Bu noktada <ikrar> kavramı hakkında şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır:

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)`nun 236 ncı maddesinde, taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır.

Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. (İkrar kavramının tanımı ve aşağıda ikrarın türlerine ilişkin olarak yapılan açıklamalar bakımından ayrıntılı bilgi için, Bkz: Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı Cilt:2, Ankara 2001, sayfa:2037 ve devamı; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: 1-2, 3. Bası, Formül Matbaası, İstanbul 1984, Sayfa: 549 ve devamı; Prof. Dr. Necip Bilge, Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, Sevinç Matbaası, Ankara 1978, sayfa: 510 ve devamı; Dr. Süha Tanrıver, Türk Medeni Yargılama Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993/2, sayfa: 212 ve devamı.).

İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar.

Öğretide ve uygulamada ikrar, yapıldığı yere, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır.

Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir.

Kapsam yönünden, ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur.

İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkar da denilmektedir.

 

Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz.

Vasıflı ikrarda, (ki buna gerekçeli inkar da denilmektedir) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Örneğin; davalı, davacıdan 1000 TL aldığını ikrar eder, fakat bu parayı ödünç olarak değil, hibe olarak aldığını bildirmesi halinde olduğu gibi, vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden, davacı iddiasını, yani parayı ödünç verdiğini kanıtlamalıdır.

Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır.

Öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.

Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu`nun 12.3.2003 gün ve E:2003/3-118, K:2003/158; 28.4.2010 gün ve E:2010/14-222, K:2010/234 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde:

Davacının, gönderilme nedeni belirtilmeyen her üç havaleyi de, borç olarak verilmek üzere davalı A. B.`a gönderdiğine ilişkin iddiası davalıca kabul edilmemiş, tersine, bu paraların, davacının isteğiyle dava dışı D. Ş.`e verildiği savunulmuştur. Böylece davalı A. B., davaya konu paraların kendisine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar etmiş, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (borç olarak alınması) değil, başka bir nedenle (davacının isteğiyle dava dışı D. Ş.`e verilmesi amacıyla) gönderildiklerini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirmiştir.

Davalı A. B.`ın, ikrar ettiği maddi vakıanın hukuki vasfının ileri sürülenden farklı bulunduğunu bildirmesi karşısında, somut olayda, basit (adi) veya bileşik ikrarın söz konusu olamayacağı çok açıktır. Zira, her ikisinin de temel koşulu, ileri sürülen maddi vakıanın ve onun hukuki vasfının birlikte kabul edilmiş olmasıdır. Bu nedenle, yerel mahkeme kararındaki, davalı A. B.`ın savunmasının değerlendirilmesinde belirtilen gerekçe ve kabulde isabet görülmemiştir.

Vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiği ve vasıflı ikrarın bölünemeyeceği yukarıda açıklanmıştır.

O halde, somut olayda davalı A. B.`ın savunması, vasıflı ikrar (gerekçeli inkar) niteliğindedir ve bu ikrar bölünemez. Buna göre, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalı A. B.`a) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir.

 

Bu durumda, davacı, davaya konu paraların borç olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür; buna bağlı olarak, davalı A. B.`ın ödünç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmamaktadır.

 

Öte yandan, 818 sayılı Borçlar Kanunu`nun 457 ve ardından gelen maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal nitelikçe (tıpkı onun özel biçimlerinden biri niteliğindeki çek gibi), bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. (Havale kavramı hakkında geniş bilgi için bkz: Prof. Dr. Arif. B. Kocaman. Türk Borçlar Hukukunda Havale, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 2001; Hukuk Genel Kurulu`nun 12.3.2003 gün ve E:2003/3-118, K:2003/158 sayılı ilamı).

Somut olayda, havaleci durumundaki davacı A. Ö., değinilen yasal karine karşısında, davalı A. B.`a yaptığı dava konusu havalelerin, bir borcun ödenmesinden başka bir amaca yönelik bulunduğunu kanıtlama yükümü altındadır. Başka bir ifadeyle, havale kavramından hareketle yapılacak değerlendirmeye göre de, somut olayda kanıtlama yükümlülüğü davacıya aittir.

Açıklanan bu gerekçe de gözetilerek, Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalı A. B. vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`na eklenen <Geçici madde 3> atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 1086 sayılı HUMK`nun 440/III-(1.) maddesi uyarınca asıl davaya konu alacağın değeri dikkate alındığında miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı, birleşen davaya konu alacağın değeri bakımından ise miktar itibariyle karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.10.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube