Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
ĐKĐNCĐ DAĐRE
KABUL EDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA KARAR
Basvuru No. 51297/08
Kazım SENTÜRK v. TÜRKĐYE
Kazım Sentürk v. Türkiye davasında,
15 Ocak 2013 tarihinde,
Baskan
Guido Raimondi
Yargıçlar
Danute Jociene,
Andras Sajo,
Isıl Karakas,
Paulo Pinto de Albuquerque
Helen Keller
ve Daire yazı isleri müdür yardımcısı Françoise Elens-Passos`un katılımıyla olusturulan
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Dairesi), yapılan gizli müzakereler sonrasında
asağıdaki kararı vermistir:
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOSULLARI
1. Başvuran Kazım Şentürk 1948 doğumlu Avusturya vatandaşıdır ve Viyana`da
ikamet etmektedir. Başvuran Ditzingen`de görev yapan avukatlar M. Karaahmetoğlu ve A.
Heper tarafından temsil edilmektedir.
2. Davanın olay ve olguları basvuran tarafından belirtildiği sekilde asağıdaki gibi
özetlenebilir.
3. 1999 yılında B.Ö. (bu andan itibaren "sikâyetçi" olarak anılacaktır) basvuranın
sahibi olduğu Çorlu, Türkiye`de bulunan fabrikada çalısmaktadır.
4. 16 Eylül 2000 tarihinde sikâyetçinin babası polise o tarihte resit olmayan kızının
kaybolduğu bildiriminde bulunmustur. Aynı gün basvuran kayıp kız çocuğu hakkında
sorgulanmıstır.
5. 20 Eylül 2000 tarihinde basvuran Cumhuriyet Savcısı tarafından tekrar ifadesi
alınmıstır. Basvuran sikâyetçinin nerede olduğunu bilmediğini söylemistir.
6. Sonuç olarak, 24 Ocak 2002 tarihinde sikâyetçi polis tarafından bulunmustur. Aynı
gün sikâyetçi Cumhuriyet Savcısına basvuran aleyhine sikâyette bulunmustur. Sikâyetinde
basvuranın kendisine tecavüz ettiğini ve ardından da basvuranın amcasına ait Đstanbul`daki bir
evde kapalı tuttuğunu iddia etmistir. Sikâyetçi, kendisini sözü edilen evde tehditle tuttuklarını
ve basvuranın kendisine defalarca tecavüz ettiğini anlatmıstır. Sikâyetçi, basvuranın kuzeni
H.B. ile evlenmeye zorlandığını ve H.B.`nin kendisini kurtaracağını düsünerek onunla cinsel
iliskiye girdiğini söylemistir.
7. 22 Kasım 2002 tarihinde basvuran Cumhuriyet Savcısının huzuruna çağrılmıstır.
Đfadesi sırasında basvuran kendisi aleyhine yapılan suçlamaları reddetmistir. Basvuran
fabrikasında çalısan sikâyetçinin, ailesi ile sorunları olduğunu ve ona yardımcı olmak için onu
amcasına ait Đstanbul`daki bir eve götürdüğünü söylemistir.
8. Bakırköy Cumhuriyet Savcısı eski Ceza Kanunun 414. ve 430. maddeleri uyarınca
çocuk tacizi ve çocuk kaçırma suçlarından basvuran ve H.B. aleyhine 24 Ekim 2003 tarihinde
Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine iddianame düzenlemistir.
9. Yargılama sürecinde 27 Subat 2004 tarihinde Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi heyeti
tarafından sikâyetçinin beyanı alınmıstır. Mahkeme huzurunda sikâyetçi Cumhuriyet
Savcısı’na verdiği ifadesini tekrar etmistir. Ancak sikâyetçi mahkemede, geçen süre içerisinde
basvuran ile evlendiklerinden basvuran aleyhine yaptığı sikâyetini geri çekmek istediğini
söylemistir. Durusmanın yeri ve saati kendisine tebliğ edilmis olmasına rağmen basvuranın
avukatı durusmaya katılmamıstır.
10. Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan sikâyetçinin beyanı, 16 Nisan 2004
tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde basvurana okunmustur. Basvuranın avukatı söz
konusu beyana itirazları olmadığını belirtmistir. Basvuran savunması sırasında aleyine yapılan
suçlamaları reddetmis ve o tarihte sikâyetçinin resit olduğu savı ile, mahkemeden davacının
gerçek yasının tespit edilmesini talep etmistir. Mahkeme sikâyetçinin doğum kayıtlarını
incelemistir. Kayıtlara göre sikâyetçi 1984 doğumludur.
11. Ceza yargılaması sırasında Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi aleyhinde
suçlamalarda bulunulan diğer sanık H.B.`nin savunmasını da almıstır. H.B. basvuranın
sikâyetçiyi Đstanbul`daki evlerine getirdiğini ve sikâyetçinin rızasıyla sikâyetçi ile cinsel
iliskiye girdiğini kabul etmistir.
12. 3 Mayıs 2007 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi diğer sanık H.B.`nin
beraatine karar vermistir. Mahkeme basvuran aleyhine çocuk kaçırma suçuyla açılan ceza
davasını zamanasımı gerekçesiyle düsürmüstür. Ancak basvuranı çocuk tacizinden suçlu
bulmus ve 10 yıl hapis cezası ile cezalandırmıstır. Basvuranın aleyhine verilen hükümde
mahkeme, kararını sikâyetçi ve diğer sanığın ifadelerine dayandırmıstır.
13. 27 Mayıs 2008 tarihinde Yargıtay davayı esastan görüstükten sonra basvuranın
itirazını reddetmistir.
SĐKÂYETLER
14. Basvuran Sözlesmenin 6. maddesi kapsamında adil yargılanmadığından sikâyet
etmektedir. Basvuran ulusal mahkemenin davanın unsurlarını ele alırken hata yaptığını iddia
etmektedir. Sözlesmenin 6. maddesinin 3 (d) paragrafına dayanarak basvuran davacının
beyanının Çorlu Ceza Mahkemesi heyeti tarafından alındığından ve kendisinin tanıkla
yüzlesme sansından mahrum bırakıldığından sikâyet etmektedir.
HUKUKĐ DEĞERLENDĐRME
15. Basvuran adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda
Sözlesmenin 6. maddesinin 1. paragrafına dayanmaktadır. Basvuran ayrıca kendisi aleyhine
ifade veren tanıkla yüzlesme hakkından da mahrum bırakıldığını ileri sürmektedir.
16. AĐHM, ileri sürelen hatalar Sözlesme ile teminat altına alınan hak ve özgürlüklerin
ihlal edilmesi olasılığıyla sonuçlanmadıkça yerel mahkemeler tarafından yapılan hatalara
iliskin sikâyetleri incelemek ile yetkili olmadığını hatırlatır. Delillerin kabul edilebilirliği ve
ilgili diğer sorular ulusal kanunlar ile düzenlenir ve sunulan delilleri değerlendirme
sorumluluğu ilke olarak ulusal mahkemelere aittir. AĐHM`in görevi basvuranın hüküm giydiği
suçlar kapsamında suçlu ya da masum olup olmadığını incelemek değildir. AĐHM`in görevi
delillerin toplanma yöntemi de dahil olmak üzere tüm yargılamanın adil olup olmadığını
tespit etmektir (bkz., Schenk v. Đsviçre, 12 Temmuz 1998, Seri A no.140, sy.29, § 46, ve
Garcia Ruiz v. Đspanya [GC], no. 30544/96, § 28, AĐHM 1999-I).
17. Mevcut davada AĐHM, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin ve Yargıtay’ın iç
hukuk uyarınca davanın kosullarını dikkate alarak karar verdiğine isaret etmektedir. Bakırköy
Ağır Ceza Mahkemesi çesitli tanıkları dinlemis ve sikâyetçinin doğum kayıtlarını incelemistir.
Mahkeme basvuranın bir küçük ile cinsel iliskiye girerek çocuk tacizi suçu islediğine karar
vermis ve buna uygun olarak bir cezaya hükmetmistir. Dava iki yetkili mahkeme tarafından
görülmüs ve yargılama süresince basvuran bir avukat tarafından temsil edilmistir. Dava
dosyasında yer alan belgelerden açıkça anlasıldığı üzere avukat basvuranı davasında yeterli
ölçüde temsil etmistir ve yine aynı belgelerden anlasıldığı üzere mahkemeler savunma
savlarını dinlemis ve basvuranın taleplerini reddetme gerekçelerini açıklamıstır.
18. AĐHM, ulusal mahkemelerin davanın unsurlarının tespit edilmesinde ya da iç
hukuk hükümlerinin yorumlanmasında keyfi ya da makul olmayan bir sekilde hareket ettikleri
sonucuna varmasına neden olacak hiçbir unsura rastlamamıstır. Bu bağlamda basvuranın
Sözlesmenin 6. maddesinin 1. paragrafı kapsamındaki haklarının ihlali söz konusu değildir.
19. Basvuranın Sözlesmenin 6. maddesi 3 (d) paragrafı kapsamındaki sikâyetine
iliskin AĐHM, yerel yargılama sırasında mahkemenin talebi üzerine sikâyetçinin bir heyet
tarafından dinlenmis olduğuna isaret eder. AĐHM, davacının Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi
huzurundaki beyanında 24 Ocak 2002 tarihinde Cumhuriyet Savcısına vermis olduğu
ifadesini tekrar ettiğini ancak geçen süre içinde basvuran ile evlendiklerinden basvuran
aleyhine yaptığı sikâyetini geri çekmek istediğini söylediğini hatırlatır. Söz konusu ifade daha
sonra Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde görülen durusmada basvurana okunmus ve
basvurana savunma yapma fırsatı verilmistir. Basvuranın temsilcisi davayı gören mahkemeye
söz konusu ifadeye itirazlarının olmadığını belirtmistir (yukarıdaki 10. paragrafa bakınız).
AĐHM, basvuranı suçlu bulan davaya bakan mahkemenin kararını yalnızca davacının 24 Ocak
2002 tarihli ifadesine dayandırmadığına ve diğer sanığın ifadesini de dikkate aldığına isaret
eder. Diğer sanık ifadesinde basvuranın sikayetçiyi ailelerinin Đstanbul`daki evine getirdiğini
teyit etmistir (bkz., buna karsın, Hulki Günes v. Türkiye, no. 28490/95, §94-96, AĐHM 2003-
VII (özetler)).
20. Bu bağlamda AĐHM, Sözlesmenin 6. maddesinin 3 (d) paragrafının asağıdaki
ilkeyi teminat altına aldığını hatırlatır. Sanık hakkında hüküm verilmesinden önce kendisinin
aleyhinde olan tüm ifadelerin çekismeli yargılamanın gerçeklesmesi amacıyla sanığın istiraki
ile kamuya açık bir durusmada ele alınması gereklidir. Bu ilkenin istisnası mümkündür, ancak
bunlar, kural olarak, tanık ifade verdiği zaman ya da yargılamanın sonraki asamalarından
birinde, sanığa kendisine karsı olan bir tanığı sorgulama ve ona itiraz etme imkanının yeterli
ve uygun derecede verilmesini gerektiren savunma tarafının haklarını ihlal etmemelidir (bkz.,
Al-Khawaja ve Tahery v. Đngiltere [GC], NO. 26766/05 VE 22228/06, § 118, AĐHM 2011).
21. Mevcut davada AĐHM, davacının Đstanbul`da yerlesik olmamasından ötürü
ifadesinin heyet tarafından alındığına dikkati çeker. Basvuranın avukatı durusmanın yeri ve
tarihi konusunda bilgilendirilmistir. Ancak avukat durusmaya katılmamıs ve sikâyetçiyi
sorgulamamıstır. Basvuranın avukatı sikâyetçiyi durusma salonunda sorgulama hakkını
kullanabilecek durumdayken, durusmaya katılmayarak bu hakkını kullanmamıstır. Dahası
basvurana, kendisine isnat edilen suçlamalar hakkında savunma yapma fırsatı da verilmistir.
AĐHM, ayrıca, sikâyetçinin ifadesinin mahkemenin verdiği kararda dayandığı tek delil
olmadığına da isaret eder. Dava dosyasında yer alan belgelerden açıkça anlasıldığı üzere
davaya bakan mahkeme basvuran aleyhine verdiği kararını ikinci sanığın ifadesine
dayandırmıstır.
22. Yukarıda belirtilenlerin ısığı altında AĐHM mevcut davada, basvurana kendisine
karsı olan delillere itiraz etme imkânının yeterli ve uygun derecede verildiğine hükmeder.
23.Bu bağlamda AĐHM basvuranın sikâyetlerinin Sözlesmenin 35. maddesinin 3.ve 4.
paragrafları anlamında dayanaktan yoksun olduğundan sikâyetlerin kabul edilemez olduğunu kayıt eder.
İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube