Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
ARALARINDA İHTİYARİ DAVA ARKADAŞLIĞI BULUNAN DAVALILARIN HARÇ, YARGILAMA GİDERLERİ VE YARGILAMA GİDERLERİNDEN SAYILAN AVUKATLIK ÜCRETİNDEN AYRI AYRI SORUMLU TUTULMALARI GEREKİRKEN, MECBURİ DAVA ARKADAŞLIĞI OLMADIĞI HALDE TÜM TAŞINMAZLAR BAKIMINDAN AYNI MİKTARDA VE MÜTESELSİLEN SORUMLU TUTULMALARI İSABETLİ DEĞİLDİR

T.C YARGITAY

1.Hukuk Dairesi

Esas: 2014/ 22180

Karar: 2017 / 2766

Karar Tarihi: 22.05.2017

Yargıtay KararıMAHKEMESİ                        :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen  tapu iptal tescil-tenkis davası sonunda yerel mahkemece davanın  kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davalı ve dahili davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hâkimi ...’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

                                                               -KARAR-                                                                       

Davacı; mirasbırakanı ...in kayden malik olduğu 407, 290, 292, 72, 1272 ve 1315 parsel sayılı taşınmazlarını mirastan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olarak davalı yeğeni A...’a temlik ettiğini ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescile olmadığı taktirde tenkisine karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında dava konusu bir kısım taşınmazların el değiştirmesi üzerine yeni maliklerin davaya dahil edilmelerini istemiştir.

Davalı ... ile dahili davalılar... satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamı ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...’nin  22/04/2011 tarihinde bekar olarak ölümü ile geriye mirasçı olarak evlat edindiği davacı ve dava dışı ...’yı  bıraktığı, davalının ise yeğeni olup mirasçısı olmadığı, mirasbırakanın 08/03/1983 tarihli düzenleme şeklindeki vasiyetnamesi ile eldeki davanın konusu olmayan bir kısım taşınmazlarını da evlatlığı dava dışı ...’ye vasiyet ettiği, eldeki davada mirasbırakanın maliki olduğu 290, 292, 407, 1272 parsel sayılı taşınmazları 29/05/2002 tarihli resmi senetle vekili eliyle, 72 parsel sayılı taşınmazdaki ¼ payını 14/12/1990 tarihli resmi senet ile bizzat, 1315 parsel sayılı taşınmazını 12/07/1995 tarihli resmi senet ile yine bizzat davalı yeğeni ...`e satış yolu ile devrettiği, davalı ...`in de yargılama sırasında 1272 ve 407 parsel sayılı taşınmazları 27/10/2011 tarihinde, 1315 parsel sayılı taşınmazı ise 01/11/2011 tarihli satış suretiyle dahili davalı ...’a temlik ettiği, 290 parsel sayılı taşınmazı dahili davalı ...’e, 292 parsel sayılı taşınmazı dahili davalı ...’a 16/02/2012 tarihinde temlik ettiği, çekişme konusu 72 parsel sayılı taşınmazı ise üzerinde bıraktığı anlaşılmaktadır.       

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu`nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu`nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu`nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu`nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay  sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. 

Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olayda; mirasbırakan tarafından davalı ...`a yapılan bütün temliklerin muvazaalı olduğu, ayrıca yargılama sırasında tanık olarak dinlenilen ve davadan haberdar olan  1272, 407 parselleri 27/10/2011, 1315 parselide 01/11/2011 tarihlerinde yani yargılama devam ederken devralan son kayıt maliki dahili davalı ...’in de, mirasbırakan ile davalı ... arasındaki muvazaalı işlemi bildiği ve iyiniyetli olmadığı belirlenerek, onun yönünden de davanın kabul  edilmesinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur.

Davalı ... ve dahili davalı ...’in esasa yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.

Ne var ki; ...’ın 2/4 oranında kayıt maliki olduğu çekişme konusu 72 parsel sayılı taşınmazda, mirasbırakandan davalı ...’a 1/4 pay devredildiği gözardı edilerek davalı üzerindeki 2/4 payın tamamının iptaline karar verilmiş olması doğru değildir.

Dahili davalılar ...ve ...’un temyiz itirazlarına gelince, davalı ...  yargılama sırasında 16/02/2012 tarihinde 290 parsel sayılı taşınmazın tamamını  dahili davalı ...’e, 292 parsel sayılı taşınmazın tamamının  dahili davalı ...’a temlik edildiği, dahili davalıların ödeme savunmasında bulunarak ...’in Türkiye Ekonomi Bankası’nın 16/02/2012 tarih ve 73.000-TL bedelli, tarla alım bedeli yazılı  banka dekontunu ve dahili davalı ...’un da  toplamda 64.000-TL  ödemeye ilişkin iki adet Garanti bankası dekontu ibraz etmişlerdir.

Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları  satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiş  tir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında  menkul mallarda 988  ve  989,  tapulu  taşınmazların  el  değiştirmesinde  ise       1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan  bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet,nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke ...nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin  1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.

       Ancak; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti  büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya  kalan önceki malik bulunmaktadır.

    Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyiniyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def`i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın  genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re`sen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 Esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.

Ne var ki, dahili davalılar ... ve ...’un 290 ve 292 parsel sayılı taşınmazları edinirken iyiniyetli olup olmadıkları  yönünden yukarıda açıklanan doğrultuda hükme yeterli bir araştırma yapıldığından söz etmek mümkün değildir.

O halde; dahili davalılar .... ve ...’un Türk Medeni Kanunu 1023. maddesinin koruyuculuğundan faydalanıp faydalanmayacaklarının açıklığa kavuşturulması bakımından taraf tanıkları yeniden dinlenilerek, özellikle  dahili davalılar ...`un temlik tarihlerinde bu parsellerle ilgili devam etmekte olan bir davadan bilgilerinin olup olmadığının, davalı ... ile aynı yerde taşınmazlarının bulunup bulunmadığının ve adı geçen ile aynı yerde yaşayıp yaşamadıklarının araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmesi doğru değildir.Dahili davalı ... ve ...’un temyiz itirazlarının kabulüne.

 

Kabule göre de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 326. maddesi uyarınca, davada haksız çıkan ve aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalıların adlarına kayıtlı taşınmazlar bakımından belirlenen dava değerinden, davacının 1/3 miras payına isabet eden tutar üzerinden, harç, yargılama giderleri ve yargılama giderlerinden sayılan avukatlık ücretinden ayrı ayrı sorumlu tutulmaları gerekirken, mecburi dava arkadaşlığı olmadığı halde tüm taşınmazlar bakımından aynı miktarda ve müteselsilen sorumlu tutulmaları da isabetli  değildir.

Davalı ve dahili davalılar vekillerinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK`un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,  22.05.2017  tarihinde oybirliğiyle karar  verildi.



İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube