Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
İMAR KISITLAMASINDAN KAYNAKLANAN HUKUKİ ELATMA

T.C.YARGITAYHUKUK GENEL KURULU E. 2013/5-2435 K. 2014/708 T. 23.5.2014

• İMAR KISITLAMASINDAN KAYNAKLANAN HUKUKİ ELATMA ( Kamulaştırmasız El Atılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili - 2942 S. K.K.`nun Geç. 6. Md. Uygulama İmar Planlarında Tasarrufu Kısıtlananların 3194 S. İmar Kanununda Öngörülen İdari Başvuru İle İdari Yargıda Dava Açılabileceği/Davacının Taşınmazının İmar Planında Park Alanı Olarak Ayrıldığından Özel Mülkiyete Konu Olacak Şekilde Kullanılamayacağı - İdare Mahkelerini Görevli Olduğu )

• KAMULAŞTIRMASIZ EL ATILAN TAŞINMAZ BEDELİNİN TAHSİLİ ( Uygulama İmar Planlarında Tasarrufu Kısıtlananların 3194 S. İmar Kanununda Öngörülen İdari Başvuru İle İdari Yargıda Dava Açılabileceği - Taşınmazı İmar Planında Park Alanı Olarak Ayrılan Davacının Tasarrufu Kısıtlandığı/Davanın İdari Yargıda Görüleceği )

• İMAR PLANINDA TASARRUFUN KISITLANMASI ( Kamulaştırmasız El Atılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili - Taşınmazı İmar Planında Park Alanı Olarak Ayrılan Davacının Tasarruf Yetkisinin Kısıtlandığı/Uygulama İmar Planlarında Tasarrufu Kısıtlananların 3194 S. İmar Kanununda Öngörülen İdari Başvuru İle İdari Yargıda Dava Açılabileceği - Adli Yargının Görevli Olmadığı )

• İDARİ YARGI ( Kamulaştırmasız El Atılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili - 2942 S. K.K.`nun Geç. 6. Md. Uygulama İmar Planlarında Tasarrufu Kısıtlananların 3194 S. İmar Kanununda Öngörülen İdari Başvuru İle İdari Yargıda Dava Açılabileceği/Taşınmazı İmar Planında Park Alanı Olarak Ayrılan Davacının Tasarruf Yetkisinin Kısıtlandığı - Görevli Mahkemenin İdare Mahkemesi Olduğu )

• YARGI YOLU ( İmar Planında Tasarrufun Kısıtlanması - 2942 S. K.K.`nun Geç. 6. Md. Uygulama İmar Planlarında Tasarrufu Kısıtlananların 3194 S. İmar Kanununda Öngörülen İdari Başvuru İle İdari Yargıda Dava Açılabileceği/Taşınmazı İmar Planında Park Alanı Olarak Ayrılarak Tasarruf Yetkisi Kısıtlanan Davacının İdari Yargıda Dava Açabileceği/Adli Yargının Görevli Olmadığı )

2942/m.Geç.6/10

ÖZET : Dava, imar kısıtlamasından kaynaklanan, hukuki elatma iddiasına dayalı davaya adli yargı yerinde mi yoksa idari yargı yerinde mi bakılması gerektiğine ilişkindir.

Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Davacının maliki olduğu taşınmazın büyük bölümünün imar planında park alanı olarak ayrıldığı, yürürlükte olan imar planına göre dava konusu edilen bölümün, özel mülkiyete konu olacak şekilde kullanılamayacağı, davacı tasarrufu kısıtlandığından bu haliyle dava konusu taşınmaz hakkında idarenin fiili bir elatması bulunmasa da, imar kısıtlamasına dayalı hukuki elatması bulunmaktadır. Bu tür iddialara karşı açılacak davalarda, idari yargı görevli olduğundan, Yerel Mahkemenin direnme kararının yasaya uygun olduğu Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunca benimsenmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki “kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi`nce davanın görev yönünden reddine dair verilen 30.07.2012 gün, 2012/130 E. – 299 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi`nin 25.03.2013 gün, 2013/113 E. – 5695 K. sayılı bozma ilamı ile;

( ... Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, idari yargı görevli olduğundan bahisle mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Yapılan incelemede; dava konusu taşınmazın 26.03.1999 ve 02.05.2006 tarihli 1/5000 ölçekli nazım imar planında park olarak ayrıldığı, 22.02.2011 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli imar planında ise kısmen konut ve kısmen de park alanında kaldığı, ancak, o tarihten sonra dava konusu taşınmazın amacına uygun olarak imar programlarına alınmadığı ve sorumlu idare tarafından kamulaştırılmayarak mal sahiplerinin mülkiyet hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlandığı ve taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı tespit edilmiştir.

Öte yandan; 1999 yılından beri kısmen park olarak ayrılmış bulunan dava konusu taşınmaz üzerinde, davacıların ileriye yönelik, inşaat yapma gibi kişisel tasarruflarda bulunma, rayiç değer üzerinden satma, kiralama, yararlı değişiklikler yapma gibi mülkiyet hakkının sahibine verdiği yetkileri kullanma hakkı kısıtlanarak Anayasanın 35.maddesi ile güvence altına alınan bu hakkın, kamu menfaatleri ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin bozulmasına yol açacak şekilde kullanılmaz duruma getirildiği ve kamulaştırmasız el atma olgusunun gerçekleştiği anlaşılmıştır.

Bu durumda; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı kararı ile HGK. nun 15.12.2010 gün ve 2010/5-662/651 sayılı kararı da gözetilerek, taşınmazın aynına ilişkin davaya bakmanın Adli Yargının görevi dahilinde olduğu kabul edilip, işin esasına girilerek sorumlu idare de belirlendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu dosyaya ilişkin Uyuşmazlık Mahkemesi kararı da bulunmadığı halde, aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması,

Doğru görülmemiştir... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, İmar uygulama planına göre kamu hizmetine tahsis edilen taşınmaz malın bu durumu nedeniyle kullanım hakkının kısıtlanmasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili; 16 pafta, 2034 nolu parselin büyük bölümünün imar planında park alanı olarak ayrılması ve uzun zaman geçmesine rağmen kamulaştırmanın yapılmaması nedeniyle müvekkilinin mülkiyet hakkının kısıtlandığını ileri sürerek kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat isteğinde bulunmuştur.

Davalı vekili; davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini savunarak görevsizlik kararı verilmesini istemiştir.

Mahkemece; yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; imar kısıtlamasından kaynaklanan, hukuki elatma iddiasına dayalı davaya adli yargı yerinde mi yoksa idari yargı yerinde mi bakılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere, 24.05.2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu`nun Geçici 6. maddesinin onuncu fıkrasının üçüncü cümlesi:

“Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir.”

Hükmünü içermektedir.

İdari bir işlem niteliğinde olduğu tartışmasız olan imar planıyla umumi hizmetlere ayrılan yerlerde kişilerin taşınmaz malları üzerindeki haklarına, imar planıyla bir takım kısıtlamalar getirilmekte olup, kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen idare, maliklerin taşınmaz üzerindeki tasarruf haklarını belirsiz bir süre için kullanılamaz hale getirmektedir. Bu durumda açılacak tazminat davalarının 24.05.2013 tarihli 6487 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu`nun Geçici 6. maddesinin onuncu fıkrasının üçüncü cümlesi uyarınca, idari yargıda bakılması gerekir. ( Nitekim YHGK`nun 30.10.2013 gün ve 2013/5-603 E., 2013/1503 K. sayılı ilamında da aynı ilke benimsenmiştir ).

Bu açıklamalar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; davacının maliki olduğu 2034 parsel sayılı taşınmazın büyük bölümünün imar planında park alanı olarak ayrıldığı, yürürlükte olan imar planına göre dava konusu edilen bölümün, özel mülkiyete konu olacak şekilde kullanılamayacağı, davacı tasarrufu kısıtlandığından bu haliyle dava konusu taşınmaz hakkında idarenin fiili bir elatması bulunmasa da, imar kısıtlamasına dayalı hukuki elatması bulunmaktadır.

Az yukarda belirtildiği üzere, bu tür iddialara karşı açılacak davalarda, 2942 sayılı Kanun`un Geçici 6. maddesinin onuncu fıkrası hükmü gereğince idari yargı görevli olduğundan, Yerel Mahkemenin direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunca benimsenmiştir.

Yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce, uyuşmazlıkta adli yargının görevli olduğu, direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir.

Hal böyle olunca, usul ve yasaya uygun olduğu benimsenen direnme kararının onanması gerekmiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, eksik kalan 0,90 TL.ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 440/III maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23.05.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :

Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden dava konusu taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığı, ancak bir bölümünün park olarak kamu hizmetine tahsis edildiği anlaşılmaktadır.

6830 sayılı, 2942 sayılı ve bunu değiştiren 4650 sayılı Kamulaştırma Kanunlarında kamulaştırmasız el atma ile ilgili düzenlemeler bulunmamaktadır.

Kamulaştırmasız el atma 16.05.1956 gün 1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı ile hukuk sistemimizde düzenlenmiştir. Bu kararla; taşınmazına kamulaştırmasız el atılan kişinin kamu tüzel kişiliğine karşı meni müdahale ( el atmanın önlenmesi ) davası açabileceği, ya da fiili duruma razı olarak kamu tüzel kişiliğine karşı mülkiyet hakkının devrine karşılık taşınmaz bedelinin tahsili istemli dava da açabileceği kabul edilmiştir.

İçtihadı Birleştirme kararının yol göstericiliği ile uzun yıllar fiili el atmalarda el atmanın önlenmesi ve taşınmaz bedelinin tahsili davaları Dairemizce çözümlenmiştir.

Anayasanın 38. maddesi mülkiyet hakkını korumaktadır. Mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir ( 35/2 ). Bu da Anayasanın 46. maddesinde düzenlenen kamulaştırma yoluyla mümkündür.

Görüldüğü gibi Anayasamız kamulaştırmasız el atmayı düzenlememiştir.

Yasalarımıza “kamulaştırmasız el atma” kavramı 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun ile 30.06.2010 tarihinde 2942 sayılı Yasaya eklenen geçici 6. madde ile girmiştir. Maddenin başlığı “ Kamulaştırmasız el koyma sebebiyle tazmin” olup, 09.10.1956 tarihi ile 04.11.1983 tarihi arasında “ fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara; kısmen veya tamamen irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması” halinde izlenecek yasal prosedür düzenlemiştir.

Yargıtay HGK`nun 15.12.2010 gün ve 2010/5-662-651 sayılı kararında açıklandığı üzere uzun yıllar kamu hizmetine tahsis edilen ancak amacın fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen davalı idarenin, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz bir süre için kullanılamaz hale getirdiği, dolayısıyla malikin taşınmazdan mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma olanağı kalmadığı, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının hukuksal bir nedene dayanılmadan idarece engellendiği kuşkusuzdur.

Malikin taşınmaz üzerindeki egemenliği hukuk düzeninin sınırları içinde üçüncü kişilere karşı korunmuş ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nun 683. maddesinde malike, hukuka aykırı olarak müdahalenin önlenmesini isteme hakkı tanınmıştır. Bir kişinin taşınmazına eylemli olarak el atıp tamamen veya kısmen kullanılmasına engel olunması ile imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetinde olan taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasında sonucu itibari ile bir fark bulunmamakta her ikisi de kişinin mülkiyet hakkının sınırlandırılması anlamında aynı sonucu doğurmaktadır.

Bundan da öte; programa alınmayarak amacın fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen davalı İdarece, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis etmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiği; bu haliyle idarenin eyleminin, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip bulunan kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığı için yeterli bulunduğu muhakkaktır.

11.02.1959 gün ve 1958/17-1959/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de; idarenin kamulaştırma yapmaksızın mülkiyet hakkına müdahale ederek taşınmazın aynına el atması durumunda uyuşmazlıkların adli yargıda görülmesi gerekir.

5999 ve 6487 sayılı Yasalarda düzenlenen ve Kamulaştırma Kanununa eklenen geçici 6. madde bir tasfiye yasasıdır. 1956-1983 tarihleri arasındaki uyuşmazlıkları düzenlemektedir.

6487 sayılı Yasanın metni 5999 sayılı Yasa ile aynıdır. Aynı olan metne eklemeler vardır. Her iki metinde de fiilen el atılan taşınmazlara ilişkin düzenleme getirilmektedir.

5999 ve 6487 sayılı Yasalar ile geçici 6. madde olarak yapılan ekleme Kamulaştırma Kanununa girdiğine göre 2942 sayılı Yasanın yetkili ve görevli mahkeme ve yargılama usulü başlığını taşıyan 37. maddesi “Bu Kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür.” demektedir. O zaman bu Yasada açıkça “idari yargıda görülür” şeklinde düzenlenmeyen uyuşmazlıklar, Adli Yargıda taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde görülecektir.

4650 sayılı Yasa ile değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun, 09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihleri arasında, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar ile ilgili olarak açılacak davalarda uygulanacak usul ve esaslara ilişkin tasfiye hükümlerini içeren geçici 6. maddesinde, 11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile “… uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03.05.1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra, idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanır.” Hükmü getirilmiş ise de sözü edilen geçici yasa hükmü, 09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atmalarla ilgili olup, idari yargıda görülebilecek işleri de, 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemlerle sınırlamıştır.

Taşınmaz maliki, 3194 sayılı İmar Kanununa göre, idarenin yaptığı eylem ve işleme karşı idari yargılama usulü çerçevesinde, işlemin iptali için bir dava açabilecektir. Bu düzenleme taşınmaz bedelinin tahsiline dönük olarak açılacak davaların, idari yargıda görüleceği şeklinde bir hüküm içermemektedir.

Bundan ayrı Anayasa Mahkemesinin 25.09.2013 gün ve 2013/93 esas, 2013/101 sayılı ilamı, Anayasanın 153. maddesi kapsamında bir iptal kararı olmayıp, kurumları bağlayıcı nitelikte değildir.

Bu durumda, kamulaştırma yapmaksızın suskun ve pasif kalmak ve işlem tesis etmemek veya eylemli olarak el atmak arasında, kullanmaya engel sınırlamalar açısından bir fark yoktur. Mülkiyet hakkının sınırlandırılması anlamında aynı sonuç doğmaktadır.

Sonuç olarak;

1 )6487 sayılı Yasanın 6. maddesi, 09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmazlarla ilgili olarak açılacak davalarda uygulanacak usul ve esaslara ilişkin tasfiye hükümlerini içerdiğinden, daha sonraki uyuşmazlıklara uygulanamıyacağı;

2 )6487 sayılı Yasa ile Kamulaştırma Kanununa eklenen geçici 6. maddesinin 10. fıkrasındaki açıklamada; taşınmaz bedelinin tahsili davalarının da İdari Yargıda görüleceğine dair hüküm bulunmaması nedeniyle, bu davalarda da Kamulaştırma Kanununun 37. maddesi uyarınca adli yargının görevli ve yetkili olacağı;

3 )16.05.1956 gün 1-6 sayılı; 11.02.1959 gün 1958/17 – 1959/15 sayılı; İçtihadı Birleştirme ve HGK`nun 15.12.2010 gün ve 2010/662-651 sayılı kararları gözönüne alındığında da,

Adli Yargının görevli olacağı gerekçesiyle, Dairemizin bozma kararının doğru olduğunu direnme kararının bozulması gerektiğini düşünüyorum.

 

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube