Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
HAKİMİN HUKUKİ SORUMLULUĞUNA DAYALI TAZMİNAT İSTEMİ

ise de, bu kanıtların elde edilmesine yine kendisinin engel olduğunu, böylece mahkemenin vermiş olduğu bu karar ile yargılama faaliyeti sırasında gösterdiği hukuka aykırı tutum ve kararlardan dolayı vekil edeninin hem haklı davasının kaybına neden olduğunu ve bu sebeple borcu olmadığı halde, haczedilen menkul malların satılmasıyla zarara uğradığını, HMK`nun 46. maddesi gereğince hakimin hukuku sorumluluğunun doğduğunu, işte bu zararları için fazlaya dair hakları saklı kalmak koşuluyla 2.000,00 TL maddi tazminatın ve yine bu haksız uygulamalardan dolayı vekil edeninin duyduğu elem ve ızdırabın bir nebze karşılanması bakımından uzun müddet iş yerini kapatmış olması sebebiyle duyduğu üzüntüyü evine yansıtması ve aile hayatında da huzursuzluklar yaşamış olması gözetilerek 2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili 18.12.2013 tarihli cevap dilekçesinde kısaca; “...davacı ... vekilinin alacaklı Rahmi Özen tarafından ... aleyhine Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün 2012/8863 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılarak kesinleşen icra takibi sonucunda borçlunun kardeşi olması dışında ilişkisi bulunmadığı halde, iş yerinde menkul mallarının haczedildiği, bunun üzerine Bakırköy 2. İcra Mahkemesi`nin 2012/117 Esas sayılı dosyası üzerinde açtığı istihkak davasının mahkemece, yeterli inceleme yapılmadan ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilmiş olması sebebiyle maddi ve manevi zararın söz konusu olduğu iddiasıyla tazminata hükmedilmesi isteğiyle eldeki davanın açıldığı, davacı tarafın kendi kusuruyla söz konusu davanın reddedilmesine sebebiyet verdiği, söz konusu edilen karar sebebiyle uğranıldığı iddia edilen zararın, maddi ve manevi tazminat isteğinin yasal dayanağının bulunmadığı, dava dilekçesi ekinde sunulan delillerin tazminat talebini ispata yaracak nitelikte olmadığı, iddia edilen bu olay sebebiyle zarar doğmadığı, aralarında illiyet bağının da oluşmadığı, HMK`nun 46. maddesinde belirtilen koşulların somut olayda gerçekleşmediği, bu sebeple haksız, yersiz ve mesnetsiz açılan davanın reddine, HMK`nun 49. maddesi uyarınca davacının disiplin para cezasına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine...” karar verilmesini istemiştir.

Dosyanın 21.11.2013 tarihli ön tensip tutanağıyla belirlenen naip üyeye tevdii edildiği, HMK`nun 137 vd. maddeleri gereğince, yöntemine uygun bir biçimde ön inceleme ile ön inceleme duruşmasının yapıldığı, dava ile ilgili dosyaların getirtilerek dosya arasına konulduğu ve bu dosyayla birlikte gerekli incelemenin yapıldığı, 30.04.2014 tarihli ara kararı ile ön inceleme aşamasında yapılacak başka bir işlem kalmadığından tahkikat duruşmasına geçilmesine karar verildiği, 27.05.2014 tarihinde tahkikat duruşmasının yapıldığı ve yargılamanın sürdürüldüğü saptanmıştır.

Dava, 6100 Sayılı HMK`nun 46. maddesi uyarınca, hakimin sorumluluğunu gerektiren maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Somut olayda, davacı tarafın dayandığı HMK`nun 46/c ve e bendlerinde açıklanan hususlardan dolayı hakimin hukuki sorumluluğunun doğup doğmadığı ve bundan hareketle Devletin sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceği hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır.

Olayın dayanağını Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesi`nin 13.03.2013 tarih ve 2012/1117 Esas, 2013/283 Karar sayılı istihkak davasına dair dosya oluşturmaktadır. Yapılan yargılama sonunda söz konusu istihkak davası; “... davacının davasını şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve güçlü kanıtla kanıtlayamadığı gerekçesiyle tümden reddine ve yine unsurları oluşmayan kötü niyet tazminatının da reddine...” karar verildiği getirtilen dosya kapsamından anlaşılmıştır. İstihkak davasının dayanağı olan İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2012/149 Esas sayılı talimat dosyasıyla Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesi`nin 2013/1348 Esas ve 2013/1413 Karar sayılı dosyası ve Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün 8863 Esas sayılı dosyalarının da dosya arasında olduğu ve istekle birlikte bu dosyalarında değerlendirildiği anlaşılmıştır.

Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesi`nin 2012/1117 Esas sayılı dosyaya ait dava dilekçesi üzerinde yapılan incelemede, davacı vekilinin sadece “tanık beyanları” ibaresini kullanmak suretiyle tanık deliline dayandığı belirlenmiştir. Tanıkların isim ve adresleri ile kimlik bilgilerini yargılama süresince bazı ara kararlarına karşın bildirmediği görülmüştür.

6100 Sayılı HMK`nun 46. maddesinde, hakimin sorumluluğunu gerektiren sebepler sınırlı olarak sayılmıştır. Anılan maddeye göre, hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak maddede gösterilen sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir. Somut olayda, HMK`nun 46/1. fıkrasının c ve e bendlerine dayanılarak maddi ve manevi tazminat davası açılmış bulunmaktadır. HMK`nun 46/1-c bendinde; “farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması...” hükmüne yer verilmiş, "e" bendinde ise; “hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması” hükmü yer almıştır. Dosyadaki tüm bilgi ve belgeler ile dayanağı olan tüm dosyalar birlikte değerlendirildiğinde davaya bakan hakimin HMK`nun 46/1 fıkranın c bendinde yer alan, “farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verdiğinin” kabulüne olanak görülmemektedir. Aynı maddenin e bendinde yer alan “hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması” unsuru da somut olayda gerçekleşmemiştir. Söz konusu bendlerdeki unsurların gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için davaya bakan hakimin bir bakıma kasıtlı tutum ve davranışı ile zararın oluşmasına maddi ve manevi tazminatın meydana getirilmesine sebebiyet vermiş olması gerekmektedir.

Öte yandan, davacı vekili az yukarda da açıklandığı üzere istihkak davasına ait dava dilekçesinde sadece "tanık beyanları" denilmek suretiyle ve bu ibare ile yetinilmiş olup, HMK`nun ilgili hüküm gereklerinin yerine getirilmediği ve göz ardı edildiği anlaşılmaktadır. HMK`nun “dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119/1. fıkrasının e bendinde; “davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri” f bendinde ise; “iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği” hükümlerine yer verilmiştir. Yine “somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı HMK`nun 194/1. fıkrasında; “taraflar, dayandıkları vakıaları (HMK. m. 119/1-e; 129/1-d) ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar”. Aynı maddenin 2. bendinde ise; “tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğinin açıkça belirtmeleri zorunludur” denilmiştir. Sözü edilen maddelerin açıklanan fıkra ve bendlerin kapsamlarından da anlaşıldığı üzere davacı vekili tarafından bu maddelerin gereklerinin yerine getirilmediği dosya kapsamıyla sabittir. HMK`nun 140/5. fıkrasının somut olguda uygulanıp uygulanmayacağı hususu oldukça tartışmalıdır. Söz konusu bendin kapsamında; "belgelerden" söz edilmektedir. Tanık beyanları ibaresinin bu kapsamda değerlendirilmesi de oldukça tartışmalıdır. Somut olaya özgü değerlendirme yapıldığında söz konusu madde ve bendin uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır.

Bundan ayrı, hakimin hukuki sorumluluğunu ön gören HMK`nun 46 vd. maddeleri hakimler bakımından özel olarak konulmuş ve düzenlenmiş hükümlerdir. Dava dilekçesi ve davanın ihbarı başlıklı HMK`nun 48. maddesinde; “tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtir; varsa belgelerde eklenir,” amir hükmü yer almaktadır. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere davacı tarafın delillerini açıkça belirterek göstermek istemi tanıkların açık kimlik bilgileri ve adreslerini mahkemeye sunması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Bundan başka, Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesinde 2012/1117 Esas ile görülen davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu hususunda bir duraksama söz konusu olmamalıdır. Basit yargılama usulüne dair Delillerin İkamesi başlıklı HMK`nun 318. maddesinde; “taraflar dilekçeleriyle birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın hangi delili olduğunu da belirterek bildirmek ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır” denilmiş, uygulanacak hükümler başlıklı aynı kanunun 322/1. fıkrasında da; “bu kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne dair hükümler uygulanır” denilmektedir. Görüldüğü gibi, basit yargılama usulüne dair söz konusu kanunun 318. maddesinde, deliller için özel hüküm bulunduğuna göre, yazılı yargılama usulüne bir bakıma bu olaya özgü olmak üzere gitme olanağı da görülmemektedir.

Olaya dayanak teşkil eden Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesi`nin 2012/1117 Esas ve 2013/283 Karar sayılı dava dosyasının karar düzeltmeye konu olduğu ve 8. Hukuk Dairesinin 2014/17196 Esasında kayıtlı olduğunun anlaşılması üzerine dosyanın getirtilerek incelendiği, dosya üzerinde yapılan incelemede 8. Hukuk Dairesinin 2014/17196 Esas ve 2014/16678 Karar sayılı kararı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında hakimin hukuki sorumluluğu ve buna bağlı olarak Devletin hukuki sorumluluğunu öngören HMK`nun 146/1. fıkrasının c ve e bendlerindeki hususların somut olayda gerçekleşmediği, buna bağlı olarak maddi ve manevi tazminatın unsurlarının da somut olguda oluşmadığı sonucuna varıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Alacak miktarıyla bilirkişi ücreti arasındaki orantısızlık konusu ise temyize tabi hususlardan olduğu göz önünde tutulmalıdır.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ; Gerekçesi yukarda açıklandığı üzere,

1-) Basit yargılama usulüne dair HMK`nun 318322, dava dilekçesinin kapsamını belirleyen 119/1. fıkrasının e ve f bendleri ile, somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi başlıklı aynı kanunun 194/1 ve 2. fıkraları ve özellikle HMK`nun hakimin (Devletin) hukuki sorumluluğunu düzenleyen 46/1. fıkrasının c ve e bendleri gereğince maddi ve manevi tazminatın unsurları somut olayda gerçekleşmediğinden açılan davanın ve isteklerin esastan REDDİNE,

2-) 6100 Sayılı HMK`nun 49. maddesi uyarınca, 600 TL disiplin para cezasının davacıdan alınarak davalı Hazineye verilmesine,

3-) Davanın reddedildiği gözetilerek alınması gereken 25,20 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 274 TL harçtan indirilmesiyle kalan 248,80 TL harcın davacıya iadesine,

4-) Reddedilen maddi tazminat için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 12. maddesinin 2. fıkrası (bendi) uyarınca, 440 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazineye verilmesine,

5-) Reddedilen manevi tazminat için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesinin 3. fıkrası (bendi) gereğince 440 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazineye verilmesine,

6-) Dairenin getirtilen 2014/17196 Esas sayılı dosyanın işi bittiğinde dosya arasından çıkartılarak Daireye geri çevrilmesine (çevrildi),

7-) Davacı tarafın yaptığı tüm masrafların üzerinde bırakılmasına,

8-) 6100 Sayılı HMK`nun 333. maddesi hükmü uyarınca, hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avanstan kullanılmayan kısmın davacıya iadesine...”,

Dair oybirliği ile verilen 23.09.2014 gün ve 2013/1 E., 2014/1 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin açmış olduğu istihkak davasında, dava dilekçesinde dinletilmek istenen tanıkların isim ve adres bilgilerinin mahkemeye sunulmadığı ve duruşmaya da bu tanıkların getirilmediği gerekçe gösterilerek tanık dinlenilmesi taleplerinin mahkemece ara karar ile reddine karar verildiğini, aynı ara kararda keşif yapılmasına dair hüküm kurulduğunu, itirazlarına rağmen ara kararlardan dönülmediğini, bunun üzerine keşif ücretini yatırmadıklarını, mahkemece davanın her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve güçlü kanıtla kanıtlanamadığından söz edilerek reddine karar verildiğini, mahkemenin vermiş olduğu bu karar ile yargılama faaliyeti sırasında gösterdiği hukuka aykırı tutum ve kararlardan dolayı vekil edeninin hem haklı davasının kaybına neden olduğunu ve bu sebeple borcu olmadığı halde haczedilen menkul malların satılmasıyla zarara uğradığını, HMK`nun 46. maddesi gereğince hakimin hukuku sorumluluğunun doğduğunu ileri sürerek 2.000,00 TL maddi 2.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Hazine vekili davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İhbar olunan yargılamaya katılmamış ve beyanda bulunmamıştır.

Özel Dairece yukarda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarda açıklanan sebeplerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilamı harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 



İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube