Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
GEÇİCİ HUKUKİ KORUMA NİTELİĞİNDEKİ İHTİYATİ TEDBİR KARARI UYGULANMASI GEREĞİ

T.C YARGITAY 
8.Hukuk Dairesi 
Esas: 2013/ 6173 
Karar: 2013 / 6983 
Karar Tarihi: 13.05.2013


ÖZET: Olayda Alman Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki sözleşmede düzenlenen karşılıklılık esası ve tedbire konu taşınmazların dava konusu olması karşısında tarafların menfaat dengesi ve ihtiyati tedbirin amacı birlikte düşünüldüğünde, davacının teminatsız olarak tedbir talebinin kabulü ile 6100 Sayılı Kanunun ilgili maddeleri gereğince taşınmazların tapu kaydına başkasına devrinin önlenmesi yönünden davalı oldukları bildirilerek geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararı uygulanması gerekirken açıklanan nedenlerle ret kararı verilmiş olması doğru olmamıştır.

(6100 S. K. m. 297, 341, 389, 391, 392) (5718 S. K. m. 48) (1086 S. K. m. 388)

E. ile H. aralarındaki ihtiyati tedbir davasının reddine dair Edremit 2. Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi`nden verilen 22.01.2013 gün ve 2012/315 Esas sayılı hükmün Yargıtay`ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekilleri taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde taraflar arasındaki boşanma davasının sonuçlandığını, evlilik devam ederken alınan ve mal rejimi kapsamında bulunan iki taşınmaza davacının katkısının bulunduğundan katkı payı alacağının faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, tapu kayıtlarına teminatsız tedbir konulmasına karar verilmesini istemiş, Mahkemece 25.05.2012 günlü ara kararı ile % 15 teminat yatırılması ve davalının adına kayıtlı olması halinde 598 ada 221 parsel sayılı taşınmazdaki 1 nolu bağımsız bölüm ile, 6845 parselde bulunan 11 nolu bağımsız bölümde kayıtlı taşınmazların 3. kişilere devir ve temlikinin ve cebri icra yoluyla satışını engelleyecek şekilde açılan dava sonuna kadar ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından % 15 teminatın kaldırılması isteminde bulunulması üzerine 05.06.2012 tarihli karar ile davacı tarafın % 15 teminat alınmasına yönelik verilen kararın kaldırılması talebinin reddine ilişkin karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. Mahkeme kararı Dairemizin 15.10.2012 tarih 2012/10916-9223 Esas ve Karar sayılı ilamı ile davalıya usulüne uygun tebligat yapılmadan itirazın karara bağlanmış olması nedeniyle bozulmuştur.

Bozma kararı sonrasında davalı vekilleri davanın esas ve usul yönünden reddine ve davacının tedbire yönelik talebinin teminat kapsamında kabulüne dair karardan rücu edilerek tedbir talebinin de reddine karar verilmesini savunmuşlardır.

Davacı vekili ise yargılama aşamalarındaki dilekçelerini tekrarlayarak davalı adına kayıtlı olan dava konusu taşınmazlarla ilgili olarak karar kesinleşinceye kadar teminatsız ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, 22.01.2013 tarihli ara kararı ile davacı tarafın ihtiyati tedbirin teminatsız olarak verilmesi talebinin, davanın evlilik birliği içinde alınan taşınmazlara yapılan katkı talebine ilişkin olup, davacının kesin delile dayanmadığı ve davacının yabancı uyruklu olması nedeniyle teminat gösterme zorunluluğu bulunduğundan reddine, davalı tarafın tedbir kararının tamamen kaldırılması talebinin ise taşınmazların elden çıkarılması halinde davacı tarafın hakkını elde etmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı veya imkansız hale geleceği ihtimali bulunduğundan reddine karar verilmiştir. Mahkemenin ara kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı HMK`nın Geçici 3/3 maddesinin düzenlenmesine göre Bölge Adliye Mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemeler göreve başlayana kadar 1086 sayılı Yasanın 6100 sayılı Yasaya aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. Bu durumda, HMK`nın 341. maddesi ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi ile bu taleplerinin kabulü halinde itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yoluna başvurma Bölge Adliye Mahkemelerine görev olarak verildiğine göre, HMK`nın 391/3 maddesi gereği ihtiyati tedbir isteğinin teminatsız olarak verilmesi isteğinin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna gidilebileceği ve bu isteğin Yargıtay tarafından inceleneceği hususunda şüphe yoktur. Davacı, açmış olduğu bu dava sonunda elde edebileceği alacağını güvence altına almak amacıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunmuştur. İhtiyati tedbir öğretide <... kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca davacı veya davalının dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır,> şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre, ihtiyati tedbirin diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve hüküm kesinleşinceye kadar olan süreç içinde dava konusu şey üzerinde yeni uyuşmazlıkların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır. Nitekim, 6100 sayılı HMK`nın onuncu kısmının birinci bölümünde ihtiyati tedbir müessesi 389. madde başlığında <geçici hukuki korumalar> olarak vasıflandırılmış ve şartları düzenlenmiş, takip eden maddelerde bu konudaki talep, verilecek karar ve içeriği ile teminat, kararın uygulanması gibi sair hususlardaki usul ve prosedür açıklanmıştır.

Davacı ihtiyati tedbir isteminin teminatsız olarak kabulüne karar verilmesini talep ettiğinden teminat konusundaki yasal düzenlemelerinde açıklanması gerekmiştir. Hangi hallerde teminat gösterilmesi gerektiği çeşitli kanun hükümlerinde düzenlenmiştir.

6100 sayılı HMK`nın 392/1 maddesinde ihtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor veya durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun`un <Teminat> başlıklı 48/1 maddesinde <Türk Mahkemesi`nde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanı karşılamak üzere Mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır,> şeklinde düzenleme getirilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise kuralın istisnası olup <Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar,> düzenlemesi getirilmiştir. Mevcut yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere davacının yabancılık sıfatına bağlı olan teminat gösterme zorunluluğu karşılıklılık (mütekabiliyet) mevcut ise, teminattan muaf tutmak mecburiyetini gerektirmektedir. Burada mahkemenin takdir hakkı bulunmamaktadır. Türkiye ile davacının (veya davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın) mensup olduğu Devlet arasında teminat konusunda karşılıklılık bulunması halinde, teminat gösterme yükümlülüğü ortadan kalkar.

İki taraflı veya çok taraflı milletlerarası sözleşmeler ile karşılıklılık şartı bertaraf edilerek akit Devlet vatandaşlarının teminat gösterme zorunluluğu kaldırılmaktadır. Türkiye`nin de katılmış olduğu bazı iki ve çok taraflı sözleşmelerde de teminata ilişkin hükümler yer almaktadır.

Açıklanan yasal düzenlemeler ve uygulamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacının mal rejiminden kaynaklanan alacağı ile ilgili olarak açtığı bu davada alacağını güvence altına almak amacıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu, davacının yabancı uyruklu olması nedeniyle ve açıklanan diğer nedenlerle %15 teminat yatırılması koşuluyla ihtiyati tedbir kararı verildiği, teminatın kaldırılması isteminin de aynı gerekçelerle reddedildiği tartışmasızdır. MÖHUK m. 48/2 fıkrasındaki düzenlemeye göre karşılıklılık esasına göre davacının teminattan muaf tutulabileceği, davacı Alman uyruklu ve Almanya`da ikamet etmekte olup Türkiye Cumhuriyeti ile Alman Devleti arasında Hukuki ve Ticari Mevaddı Adliyeye Müteallik Münasebatı Mütekabileye Dair Mukavelenin (Bu anlaşma 15.05.1930 gün ve 1622 sayılı Kanunu ile onaylanmıştır.) 2. maddesine göre <Akit Devletlerden biri Mahakiminde Müddei veya dahili dava olan bu devletlerden birinin tebası bunlardan birinin arazisi dahilinde ikametgah sahibi olmak şartıyla gerek ecnebilik sıfatlarından gerek mahkemesine müracaat ettiği memlekette ikametgahı veya meskeni bulunmamasından naşi her ne nam ile olursa olsun bir güne kefalet itası veya teminat akçesi tevdii ile mükellef tutulmayacaklardır,> düzenlemesine göre teminattan muaftır. Kaldı ki, dava konusu taşınmazların tapu kaydı üzerine uygulanacak olan tedbir sebebiyle davalı mağdur olmayacak ve taşınmazlardan yine yararlanacaktır.

Sonuç olarak; Alman Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki sözleşmede düzenlenen karşılıklılık esası ve tedbire konu taşınmazların dava konusu olması karşısında tarafların menfaat dengesi ve ihtiyati tedbirin amacı birlikte düşünüldüğünde, davacının teminatsız olarak tedbir talebinin kabulü ile HMK`nın 389. ve devamı maddeleri ile 391/3. maddesi gereğince taşınmazların tapu kaydına başkasına devrinin önlenmesi yönünden davalı oldukları bildirilerek geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararı uygulanması gerekirken yukarıda açıklanan nedenlerle ret kararı verilmiş olması doğru olmamıştır.

Davacı vekilinin kanun yoluna başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulü ile Usul ve Yasaya uygun görülmeyen teminatsız olarak ihtiyati tedbir isteğinin reddedilmesine ilişkin kararın 6100 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK`nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, HMK`nın 391/3. maddesi uyarınca kesin olarak oybirliğiyle karar verildi, taraflarca HUMK`nın 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK`nın 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalılara ayrı ayrı iadesine, 13.05.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube