Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
HAFTA TATİLİ ULUSAL BAYRAM GENEL ALACAKLARI HESABINDA BULUNULAN İLİN İKLİMSEL KOŞULLARI DİKKATE ALINMADAN HESAPLAMA YAPILDIĞI


T.C YARGITAY 
22.Hukuk Dairesi 
Esas: 2015/ 16588 
Karar: 2017 / 16298 
Karar Tarihi: 06.07.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : ALACAK



Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davacının maaşının düzensiz olarak ve gecikmeli ödendiğini, müvekkilinin davalı şirket yetkilileri ile görüşerek maaşlarının düzenli olarak ödenmesini talep etmesine rağmen durumun düzelmemesi üzerine iş akdini haklı sebeple feshettiğini, günde 14 saat hafta sonları ve bayramlar dahil olmak üzere çalışmasına rağmen fazla çalışma ücreti, hafta sonu çalışma ücreti ile bayram çalışma ücretlerini alamadığını beyanla işçilik alacaklarını istemiştir. 

Davalı vekili, davacının çalışma saatlerinin 08:00-17:00 arası olduğunu iş yerinde pazar günü çalışılmadığını ve fazla mesai yapılmadığını, yıllık izinlerinin tamamını kullandığını, davacının son ayki brüt ücretinin 1.200,00 TL olduğunu, davacının iş akdini fesih sebebi olarak gösterdiği ücretlerinin düzensiz olarak ödenmesinin Yargıtay tarafından haklı fesih sebebi kabul edilmediğini, kaldı ki davacının geç ödemelere herhangi bir itirazı olmadığını ve ücretlerinin banka hesabına ay içerisinde yatırıldığını, beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları şahit beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir. Bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen bordroların imzasız olması halinde ise, varsa ilgili dönem banka ve tüm ödeme kayıtları celp edilmeli ve ödendiği tespit edilen miktarlar yapılan hesaplamadan mahsup edilmelidir. 

Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.

Fazla çalışmanın belirlenmesinde 4857 sayılı İş Kanunu`nun 68. maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin dikkate alınması gerekir.

Somut olayda, Mahkemece, davacının haftanın 6 günü 07:00-19:00 saatleri arasında çalıştığı haftalık 18 saat fazla mesai yaptığı kabulü ile fazla çalışma alacağı hesaplanıp alacak hüküm altına alınmıştır. Dinlenen davacı tanıklarının da işverene karşı dava açtığı anlaşılmakta olup, salt husumetli tanık anlatımlarına itibarla fazla çalışma ücreti alacağında sonuca gidilmesi mümkün değildir. Tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, davalı tarafın tanık beyanları ve işin niteliği dikkate alındığında davacının davalı işyerinde haftanın 6 günü 07:00-18:00 satleri arasında çalıştığının kabulü dosya içeriğine uygun düşecektir.

Öte yandan fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram genel tatil alacakları hesabında bulunulan ilin iklimsel koşulları dikkate alınmadan hesaplama yapılmıştır. Davacının şantiyede çalıştığı gözetildiğinde çalışma koşullarının mevsime göre değişeceğinin gözetilmesi gerekir. Bu hususların hesaplamada dikkate alınmaması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

3-İşçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli sebeplerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemler avans niteliğinde sayılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması durumunda, iş yeri ya da iş yerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar kanuni faiziyle birlikte mahsup edilmelidir. Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulaması bu doğrultudadır.

Somut olayda, işçinin haklı feshinin kabulü ile davacının talep ettiği dönem için kıdem tazminatı hesabı yapılmış, davalı tarafça bu dönem içersinde davacıya kıdem tazminatı ödemesine ilişkin bordro ve dekont sunulmasına karşın söz konusu belgeler değerlendirilmemiştir. Yapılan ödemenin avans olarak değerlendirilip kanuni faizleri ile birlikte belirlenen kıdem tazminatı hesabından indirilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi hatalıdır.

4-Davacının dava dilekçesinde Kasım 2013 de haklı nedenle işten ayrıldığını belirtmesine karşın fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram genel tatil alacaklarının Ocak 2014`e kadar hesaplanması ve fesih tarihinin hükümde 31 Ocak 2014 olarak belirtilmesi hatalı olup bozma sebebidir.

5-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’un 389. maddesine göre “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir”. İhtiyati haciz ise, ihtiyati tedbirin özel bir çeşidi olmakla beraber özellikle konusu ve tabi olduğu hükümler bakımından ihtiyati tedbirden farklıdır. İhtiyati haciz sadece para alacaklarına ilişkin dava veya takiplerde söz konusu olduğu halde, ihtiyati tedbir kural olarak paradan başka şevlere ilişkin davalarda ve aynı çekişmeli olan menkul ve gayrimenkul mallarla ilgilidir. İhtiyati hacizde haczedilen mallar açılan veya açılacak davanın konusunu oluşturmadığı halde, ihtiyati tedbirde üzerine tedbir konulan mallar taraflar arasında çekişmeli olduğundan davanın konusunu oluşturur

Dava, bir miktar işçilik alacağının tahsiline ilişkin olduğuna göre böyle bir davada ancak IIK.nun 257`nci maddesindeki şartların varlığı halinde ihtiyati hacze karar verilebilir. Mahkemece anılan hususlar nazara alınmadan ihtiyati haciz gibi ihtiyati tedbir kararı verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube