Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
SAVUNMA HAKKI-BOZMA KARARINDAN SONRA SANIĞIN ALEYHE OLAN BOZMA KARARINA KARŞI BEYANI ALINMADAN KARAR VERİLEMEYECEĞİ-SANIK MÜDAFİİNİN BEYANINA BAŞVURULMASININ YETERLİ OLMADIĞI


T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2017/6-359

K. 2017/355

T. 4.7.2017

• NİTELİKLİ YAĞMA ( Yerel Mahkeme Direnme Hükmünün Aleyhe Olan Bozmaya Karşı Sanığın Beyanı Alınmadan Yargılamaya Devam Edilerek Hüküm Kurulması İsabetsizliğinden Direnmeye Konu Her İki Sanık Yönünden de Sair Yönleri İncelenmeksizin Bozulmasına Karar Verileceği )

• ALEYHE BOZMA ( Hükmün Aleyhe Bozulması Halinde Davaya Yeniden Bakacak Mahkemece Sanıktan Bozmaya Karşı Diyeceğinin Sorulması Zorunlu Olup Müdafiin Dinlenilmesi İle de Yetinilemeyeceği - Israr Edilen Önceki Hüküm Beraat Dahi Olsa Sanıktan Aleyhe Bozmaya Karşı Diyecekleri Sorulmadan Direnme Kararı Verilemeyeceği )

• SAVUNMA HAKKININ SINIRLANAMAYACAĞI İLKESİ ( Nitelikli Yağma - Israr Edilen Önceki Hüküm Beraat Dahi Olsa Sanıktan Aleyhe Bozmaya Karşı Diyecekleri Sorulmadan Direnme Kararı Verilemeyeceği )

• DİRENME KARARI ( Israr Üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca Verilen Kararlara Uymak Mecburi Olduğu - Bu Durumda Sanıktan Aleyhe Bozmaya Karşı Diyeceği Sorulmadan Beraat Hükmünde Direnilebileceğinin Kabulü Savunma Hakkının Kısıtlanması Sonucunu Doğurabileceği )

• SAVUNMA HAKKI ( Sanığın En Önemli Hakkı Olup Bu Hakkın Sınırlanması 1412 S. CMUK`nun 6723 S. Kanunun 33. Md. İle Değişik 5320 S. Kanunun 8. Md. Uyarınca Uygulanması Gereken 308/8. Md. Uyarınca Mutlak Bozma Nedeni Olduğu )

1412/m.326/2

5271/m.307/2

Yargıtay İç Yönetmeliği/m.27

ÖZET : Uyuşmazlık; sanıkların üzerine atılı nitelikli yağma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan direnme hükmü verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 1412 sayılı CMUK`nun, 6723 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafiin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK`nun 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır. Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi halinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK`nun, 6723 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK`nun, 6723 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanık ...`nın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden, direnmeye konu her iki sanık yönünden de sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

DAVA : Nitelikli yağma suçundan sanıklar ... ve ...`ün beraatlerine ilişkin, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.07.2012 gün ve 388-221 sayılı hükümlerin Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 14.03.2016 gün ve 31037-1960 sayı ile;

“... Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanıklar Cengiz ve Burhan`ın çalıştıkları barın görevlisi oldukları, müştekilerin anlatımlarına göre, sanıkların önceden tanıdığı anlaşılan bir şahıs tarafından maç izleme bahanesi ile çalıştıkları mekâna götürüldükleri, istemedikleri halde masalarına konsomasyon için iş yerinde çalışan kadınların geldiği ve yine istemedikleri halde içki getirildiği, akabinde sanıkların 560 Lira hesap çıkartıp müştekilerden ödemelerini istedikleri, müştekilerin bu hesaba itiraz ettiklerinde üzerlerinin aranıp müşteki Mohamed`in 700 Amerikan Doları, müşteki ...`nın 300 Amerikan Doları ve 100 Lira paralarını alıp dışarı çıkarttıkları, olayın gelişimine göre sanıklarla müştekiler arasında hukuki bir ilişkiden kaynaklanan alacak ve borç ilişkisinin varlığından söz edilemeyeceğinin anlaşılması karşısında; TCK`nun 149/1-c-d maddesine uyan birden fazla kişi ile birlikte, iş yerinde yağma suçları sabit olduğu halde hükümlülükleri yerine, yazılı şekilde yerinde olmayan gerekçe ile beraatlerine karar verilmesi...”,

İsabetsizliğinden bozulmasına oyçokluğuyla karar verilmiş,

Daire üyesi A. S. Ertosun; "Mağdurlar İstanbul`a gelen Arap turistlerdir. Sanıklardan ..., Beyoğlu`ndaki Köşk Disko Bar isimli iş yerinin işleticisi; ..., sorumlu müdürü; ... garsondur. Eğlenmek için bara giden mağdurların yağmalandıkları iddia edilmektedir. Mağdurlardan ..., fazla gelen hesap yüzünden sanıklarla tartıştığını ve yağmalandığını, emniyet güçlerinin mağdur ... ile olay mahalline gittiklerinde yanlarına gelen diğer mağdur ... de, kendisinden de fazla para istendiğini, karşı çıkınca cep telefonu ile 100 Lira ve 300 Amerikan Dolarının alındığını söylemiştir. Sanıkların atılı yağma suçunu işlediklerine ilişkin mağdurların beyanları dışında kanıt elde edilememiştir. Barda bulunan tanıklar, olayı doğrulamamışlardır. Sanıkların mahkûmiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığından, mahallî mahkemenin sanıkların beraatlarına dair kararının onanması gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

Yerel mahkeme ise 27.09.2016 gün ve 155-230 sayı ile;

"... Dosya kapsamı ve toplanan delillere göre sanıkların üzerlerine atılı eylemleri işlediklerine dair müştekilerin hukuki anlaşmazlık olarak değerlendirilebilecek başka yan delillerle desteklenmeyen iddialarından cezalandırılmalarını gerektirir bir delil bulunmadığı, Yargıtay ilamındaki karşı oy gerekçesinde de bu hususun vurgulandığı, bu nedenlerle mahkememizin beraat kararının yerinde olduğu görülmüştür...",

Gerekçesiyle direnerek, sanıkların önceki hükümdeki gibi beraatlerine karar vermiştir.

Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.12.2016 gün ve 391246 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanunun 36. maddesiyle değişik CMK`nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.03.2007 tarih ve 83-668 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan beraat hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire çoğunluğu ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların üzerine atılı nitelikli yağma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan direnme hükmü verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından;

Yerel mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada sanıklar ve müdafiine bozma kararı ve duruşma günü davetiyesinin tebliğ edildiği, sanıklardan ...`nın tebliğe rağmen duruşmaya gelmemesi üzerine hazır bulunan diğer sanık ... ile sanıklar müdafiinin dinlenilmesi ile yetinilip, sanık ...`dan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

1412 sayılı CMUK`nun, 6723 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafiin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK`nun 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.

Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi halinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK`nun, 6723 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK`nun, 6723 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanık ...`nın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden, direnmeye konu her iki sanık yönünden de sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.2016 gün ve 155-230 sayılı direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanık ...`nın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden, direnmeye konu her iki sanık yönünden de sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.07.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube