Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
USULİ KAZANILMIŞ HAKKIN İSTİSNALARI OLSA DA DAVANIN HUKUKSAL DEĞERLENDİRMESİNE VE MADDİ OLGULARINA İLİŞKİN OLMAYAN YARGITAY DAİRESİNDEKİ HATALAR USULÜ KAZANILMIŞ HAKKIN DOĞMASINI ENGELLEMEZ

T.C YARGITAY 
Hukuk Genel Kurulu 
Esas: 2015 / 3675 
Karar: 2017 / 645 
Karar Tarihi: 05.04.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi



Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 19. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 30.10.2014 gün ve 2013/1394 E., 2014/1102 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin davalı ... vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 28.04.2015 gün ve 2015/2954 E., 2015/9298 K. sayılı kararı ile, 

"…Dava; davacının 07.02.2006 – 30.09.2012 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak çalıştığının tespitine, çakışan dönemde 1479 Sayılı Kanun uyarınca oluşturulan Bağ-Kur sigortalılık süresinin iptaline ve tahsis talep tarihi olan 25.03.2011 tarihini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir. 

Mahkemece, davanın kabulü ile davacının 07.02.2006 ile 30.09.2012 tarihleri arasındaki fasılalı 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık süresi ile çakışan 1479 Sayılı Kanun kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılık süresinin iptaline, 07.02.2006 ile 30.09.2012 tarihleri arasında davacının çalıştığı bildirilen fasılalı 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmet süresinin geçerli olduğunun tespitine, 01.04.2011 tarihi itibariyle davacı adına yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.

Somut olayda; Mahkemece 05.02.2013 tarih, 2012/746 E. - 2013/29 K. sayılı ilam ile davanın kabulü ile davacının 07.02.2006 ile 30.09.2012 tarihleri arasındaki fasılalı 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık süresi ile çakışan 1479 Sayılı Kanun uyarınca oluşturulan Bağ-Kur sigortalılık süresinin iptaline, 07.02.2006 ile 30.09.2012 tarihleri arasında davacının çalıştığı bildirilen fasılalı 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmet süresinin geçerli olduğunun tespitine, 01.04.2011 tarihi itibariyle davacı adına yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. İş bu karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemiz tarafından 24.09.2013 tarih, 2013/6686 – 16905 E.- K. sayılı ilam ile; “davacının 07.02.2006 - 28.02.2011 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalı kabul edilmesi ve bu dönemdeki sigortalılık ile çakışan sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığın iptal edilmesi ve şartları oluşmadığından davacının yaşlılık aylığı talebini reddine ilişkin Kurum işlemi yerindedir.” denilerek hüküm bozulmuştur.

Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Ancak bozmaya uyulduğu halde, bozma gerekleri yerine getirilmemiştir. 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozma kararına uyan mahkeme artık bozma kararı gereğince işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. 

Uyulmasına karar verilen bozma ilamında, dava konusu Kurum işleminin doğru olduğu açık ve net bir şekilde belirtilmesine rağmen; Mahkemece, daha önce tartışılan hususlarla ilgili tekrar araştırma yapılması ve yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Yapılacak iş, uyulmasına karar verilen bozma ilamında belirtilen şekilde Kurum işleminin yerinde olduğunu kabul ederek davanın reddine karar vermekten ibarettir.

O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…"

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.





HUKUK GENEL KURULU KARARI



Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, Kurum işleminin iptali ile 25.03.2011 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin ilk olarak 506 sayılı Kanun kapsamında çalışmaya başladığını, daha sonra Esra Day. Tük. Tem. Mlz. İth. İhr. Tic. ve San. Ltd. Şti. kurarak şirket müdürü olarak 1479 sayılı Kanuna tabi prim ödemesi yaptığını, ardından şirketin faaliyetini durdurup vergi ilişiğini keserek 2006 yılı sonrasında 506 sayılı Kanuna tabi olarak çalışmaya başladığını, 25.03.2011 tarihinde hizmetlerin birleştirilerek yaşlılık aylığı bağlanması için Kuruma müracaat ettiğini, ancak Kurumca 2005 – 2011 döneminde Bağ-Kur hizmeti ile çakıştığından bahisle 506 sayılı Kanuna tabi hizmetlerini iptal edildiğini, ancak yapılan iptal işleminin hatalı olduğunu, müvekkilinin 1479 sayılı Kanuna tabi hizmetinin işyerinin kapanması ile fiilen sonra erdiğini ve 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılık dönemi başladığını ileri sürerek davacının 506 sayılı Kanunun ve 5510 sayılı Kanunun 4/a hükmüne tabi hizmetlerinin iptaline yönelik işleminin iptaline ve 25.03.2011 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili Sosyal Güvenlik Kurumları arasında 2829 sayılı Kanunun uygulanmasından doğan işlemlere ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesiyle Bu Kurumlar Arasında Diğer İşlemlere İlişkin Protokolün “Hizmet Çakışmaları” başlıklı 10. maddesinde Sosyal Sigortalar Kanunu ile Bağ-kur arasındaki hizmet çakışmalarında, ilgili kanunlarda aksine bir hüküm olmadığı takdirde önce başlayan hizmetin geçtiği Kurumdaki sigortalılık sonra ermedikçe diğer Kurumdaki sigortalılığın geçerli sayılmayacağı hükmünün bulunduğunu, 2008 ekim ayı başından itibaren ise 5510 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile sigortalılıkların çakışması halinde öncelikle 4. maddenin (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışması yoksa ilk başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak işlem yapılacağını, 6111 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanun’un 53. maddesinde yapılan değişik ile 4. maddenin 1. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde çalışmaları halinde (a) bendi kapsamındaki sigortalılıklarının geçerli sayıldığını, (b) bendi kapsamındaki sigortalılığın (a) bendine tabi çalışmanın başladığı tarihten bir gün önce sona erdirildiğini, açıklanan nedenlerle Kurum işleminin usule ve mevzuata uygun olduğunu belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

Mahkemenin 05.02.2013 tarihli kararı ile davacının 1996 ile 30.09.2012 tarihleri arasında Ltd. Şti. ortaklığı nedeniyle 1479 sayılı Kanun uyarınca sigortalı olduğu, 07.02.2006 ile 30.09.2012 tarihleri arasında ise ortağı olduğu Ltd. Şti. haricinde başka iş yerlerinde fasılalı olarak SSK`lı çalışmasının bulunduğu, 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesi uyarınca, hem ortağı olduğu Ltd. Şti. haricinde iş yerlerinde SSK`lı çalışması hem de Ltd. Şti. ortaklığı nedeniyle Bağ-Kur sigortalılığı bulunan sigortalıların SSK sigortalılığına geçerlilik tanınmasına ilişkin hüküm getirildiği, bu bağlamda davacının çakışan sigortalılıklardan SSK sigortalılığına geçerlilik tanımak gerektiği kanaatine varıldığı, davacının yaşı, prim ödeme gün sayısı itibariyle, tahsis talep tarihi olan 25/03/2011 tarihini takip eden ay başından itibaren davacının yaşlılık aylığına da hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.

Özel Dairenin 24.09.2013 tarihli kararında davacının şirket ortaklığına göre 29.11.1996 tarihinden başlayıp 28.02.2008 tarihine kadar devam eden 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğu, 506 sayılı Kanuna tabi sigortalı çalışmasının 07.02.2006 tarihinden başladığı, buna göre 07.02.2006 – 28.02.2011 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-kur sigortalı kabul edilmesi, bu dönemdeki sigortalılık ile çakışan 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığın iptal edilmesi ve şartları oluşmadığından davacının yaşlılık aylığı talebinin reddine ilişkin Kurum işleminin yerinde olduğu, Mahkemece istemin reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme bozmaya uyarak vermiş olduğu 30.10.2014 tarihli kararında bozma ilamı uyarınca yapılan araştırma sonucunda vergi dairesinden gelen cevabi yazıda davacının ortağı olduğu Esra Day. Tük. Tem. Mal. İt. İh. Tic. Ve San. Ltd. Şti. `nin 06.11.1997 tarihinde kaydının başladığı, adreste bulunmaması nedeniyle 31.08.2004 tarihi itibariyle şirketin resen terkininin yapıldığı, anılan şirketin faaliyetine devam edememesi nedeniyle ortaklar kurulu kararı ile 19.04.2011 tarihinde tasfiye edildiğinin bildirildiği, şirketin resen 31.08.2004 tarihi itibariyle vergi kaydının terkin edildiğinin açık olduğu, bu durumda davacının fiilen ticari faaliyetinin 31.08.2004 tarihi itibariyle sona erdiği, hal böyle olunca, davacının 31.08.2004 tarihi sonrasındaki SSK zorunlu sigortalılık süresine geçerlilik tanımak gerektiği, ancak bozma ilamı öncesinde verilen karar davacı tarafından temyiz edilmediğinden usuli kazanılmış hak ilkesi uyarınca davacının Bağ-Kur zorunlu sigortalılığının 07.02.2006 tarihinde sona erdiğinin kabulü ile 07.02.2006 ile 30.09.2012 tarihleri arasındaki SSK zorunlu sigortalı çalışmalarının geçerli olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiği, öte yandan 07/02/2006 tarihine kadar olan Bağ-Kur sigortalılık süresine ilişkin olarak prim borcunun bulunmadığı, davacının 07.02.2006 tarihinden sonraki ve 30.08.1989 tarihinden önceki SSK zorunlu sigortalılık süresi, 18.06.1990 – 28.02.1991 ve 29.11.1996 – 07.02.2006 tarihleri arasındaki Bağ-Kur zorunlu sigortalılık süresinin toplam 5075 güne tekabül ettiği, bu bağlamda, tahsis tarihi itibariyle davacının yaşlılık aylığına da hak kazandığı alınan bilirkişi raporunun da bu doğrultuda olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı ... vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Mahkemenin 12.12.2014 tarihli kararı ile uyulan bozma kararının maddi hataya dayalı olduğu, uyulan bozma kararında davacının 29.11.1996 ile 30.07.2012 tarihleri arasında Esra Day. Tük. Tem. Hizm. İth. İhr. Tic. ve San. Ltd. Şti. ortağı olduğunun belirtildiği, ancak anılan Ltd. Şti`nin 30.07.2012 tarihinde tasfiyesine karar verilmiş ise de, 31.08.2004 tarihi itibariyle vergi kaydının resen terki sonucu fiilen faaliyetinin 31.08.2004 tarihinde sona erdiği, bozma kararında maddi hata bulunması ve davanın kamu düzenine ilişkin olduğu hususu dikkate alındığında bozma kararına uyulmuş olması halinin usuli kazanılmış hak yaratmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olaya göre 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık ile çakışan 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığın iptaline dair Kurum işleminin yerinde olup olmadığı ve mahkemece Yargıtay bozma kararına uyulmasının davalı ... yönünden usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka usuli kazanılmış hak denilir.

Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar. 

Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bozma nedenidir.

Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme bu uyma kararı ile bağlıdır. Bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır.

Aynı ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/8-83 E., 2003/72 K.; 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E., 2010/87 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nun 21.01.2004 gün ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-40 E., 2010/54 K.).

Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6. b İstanbul 2001, s 4738 vd).

Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.

Ayrıca belirtilmelidir ki usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeni ile ilgili olup temyiz aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir.

Öte yandan, maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder ( Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, 1. Baskı, 1976, s. 208).  

Burada belirtilen maddi hata kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta hata olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık hatalardır.  

Kaldı ki, davanın yasal dayanaklarından olan 1479 sayılı Kanun’un 24. maddesinin (I) numaralı bendinde, Kanunla ve Kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan esnaf ve sanatkârlar ile diğer bağımsız çalışanlardan limited şirketlerin ortaklarının bu Kanun kapsamında sigortalı sayılacakları belirtilmiştir.

1479 sayılı Kanunun 25. maddesinde ise şirketlerle ilgisi kalmayanların sigortalılıklarının çalışmalarına son verdikleri veya ilgilerinin kesildiği tarihten itibaren, iflâsına karar verilmiş olan tasfiye halindeki şirket ortaklarının şirketin mahkemece tasfiyesine karar verildiği, iflâsına karar verilmiş olan veya tasfiye halindeki şirket ortaklarından hizmet akdi ile çalışanların ise çalışmaya başladığı tarihten bir gün önce sona ereceği açıklanmıştır. 

Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda; Mahkeme kararı Özel Dairece istemin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, bozma sonrası Mahkemece bozma kararına uyulmasına karar verilerek davalı ... yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur. 

Diğer taraftan usuli kazanılmış hak kavramını ortadan kaldıran ve Kamu düzenini ilgilendiren bir durum olan maddi hataya dayanan bir bozma kararından söz etmek de mümkün değildir. 1479 sayılı Kanunun 25. maddesinde açık bir şekilde sigortalılığın sona erme nedenleri belirtilmiş, bunlar arasında vergi kaydının sona ermesi sayılmamıştır. Sonuç itibariyle usuli kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak maddi hata gibi istisnai bir durum da bulunmadığına göre Mahkemece Özel Dairece belirtilen gerekçelerle ve gösterilen biçimde hüküm verilmelidir.

Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.04.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.
İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube