Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ UYGULANMASI YÜRÜRLÜĞÜ ERTELENEN ANAYASA MAHKEMESİ KARARININ GEREKÇESİNİN NAZARA ALINMASI


ÖZET: Dava konusu işlemin, tesis edildiği tarih itibariyle Anayasa Mahkemesi kararının yürürlükte bulunmaması nedeniyle o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun olarak tesis edildiği yönündeki gerekçesinde hukuki isabet görülmemiş ise de, Anayasa Mahkemesinin gerekçesi ve bu gerekçe dikkate alınarak yürürlüğe konulan yasa hükmü karşısında, cezaya yol açan fiilde davacının doğrudan sorumluluğunun bulunması nedeniyle tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davanın reddi yolunda verilen kararda sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.


(2709 S. K. m. 152, 153) (3984 S. K. m. 4)

İstemin Özeti: Ankara 14. İdare Mahkemesi`nin 27/05/2010 günlü, E:2010/706, K:2010/737 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması, davacı tarafından istenilmektedir. 

Savunmanın Özeti: İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi: Mustafa Şişaneci

Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. 

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Dava; ulusal televizyon kanalında yayınlanan bir programın sunucusu olan davacı tarafından, 31 Aralık 2005 ve 08, 09 Mayıs 2006 tarihlerinde yayımlanan programda 3984 sayılı Kanun`un 4756 sayılı Kanun`la değişik 4. maddesinin (z) bendinde belirtilen yayın ilkesine aykırı hareket ettiğinden bahisle yayının bir kez durdurulmasına, bu süre içinde sunucunun hiç bir ad altında başka bir program yapamayacağına ilişkin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu`nun 18/10/2006 günlü kararının davacıya yönelik kısmının iptali istemiyle açılmıştır.

Ankara 14. İdare Mahkemesinin 24/01/2008 günlü, E:2006/190, K:2008/89 sayılı kararıyla; ulusal yayın yapan televizyon kuruluşunda yayınlanan ve davacı tarafından sunulan "…" adlı programın 31/12/2005, 08/05/2006 ve 09/05/2006 günlerinde yayınlanan bölümlerinde, 3984 sayılı Kanun`un 4. maddesinin (z) bendinin tekraren ihlâl edilip edilmediğinin saptanabilmesi için yayıncı kuruluş tarafından açılan başka bir davada Mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor esas alınarak dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Mahkemelerinin 18/01/2008 tarih ve E:2006/163, K:2008/53 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği; 3984 sayılı Yasa’nın 33. maddesinde kurala bağlanan "Üst Kurul, öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen, izin şartlarını ihlâl eden, yayın ilkelerine ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarını uyarır veya aynı yayın kuşağında açık şekilde özür dilemesini ister. Bu talebe uyulmaması veya aykırılığın tekrarı halinde ihlâle konu olan programın yayını, bir ilâ oniki kez arasında durdurulur. Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz..." hükmünün üçüncü tümcesinde yer alan "Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz" kuralının Anayasa Mahkemesi`nin 21/09/2004 günlü, E:2002/100, K:2004/109 sayılı kararıyla iptal edildiği, Anayasanın 153. maddesi uyarınca, iptal hükmünün kararın Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, bu kararın ise 04/08/2006 gün ve 26249 sayılı Resmî Gazete`de yayınlandığı; dava konusu işlemin ise iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten önce 18/10/2006 tarihinde tesis edildiği, işlemin tesis edildiği tarih itibariyle 3984 sayılı Yasa’nın 33. maddesinin yürürlükte olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Anılan karar, temyiz incelemesi sonucunda Danıştay Onüçüncü Dairesinin 29/06/2009 günlü, E:2008/8115, K:2009/7194 sayılı kararıyla; dava konusu Kurul Kararının 18/10/2006 gününde alındığı, anılan kararın davacıya yönelik olan "bu süre içinde program yapımcısı ve sunucusunun hiçbir ad altında başka bir program yapamayacağı"na ilişkin kısmının iptali istemiyle 27/11/2006 tarihinde dava açıldığı, temyize konu idare mahkemesi kararının ise 24/01/2008 tarihinde verildiği, dava konusu işlemin hukukî dayanağı olan 3984 sayılı Kanun`un 4756 sayılı Kanun ile değiştirilen 33. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü tümcesinde yer alan kuralı iptal eden Anayasa Mahkemesi kararının, Resmî Gazete`de yayınlandığı tarihten altı ay sonra yani 04/02/2007 tarihinde yürürlüğe girdiği, bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten sonra temyize konu mahkeme kararının verildiği, dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi`nin iptal kararı o yasa kuralının uygulanmış olduğu devam eden bütün davaları etkileyeceğinden, Anayasa Mahkemesi`nin anılan kararı göz önünde bulundurularak yeniden bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş ise de; İdare Mahkemesince, dava konusu işlemin, tesis edildiği tarih itibariyle Anayasa Mahkemesi kararının yürürlükte bulunmaması nedeniyle o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun olarak tesis edildiği gerekçesine yer verildikten sonra nitekim, Anayasa Mahkemesi`nin iptal gerekçesi esas alınarak 10/07/2008 gün ve 5785 sayılı Kanun`un 3. maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Kanun`un 33. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer verilen "Cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın yapımcısı ve varsa sunucusu da bu süre içerisinde hiçbir ad altında başka bir program yapamaz ve sunamaz." şeklindeki hükümde, cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın sunucusunun program durdurma süresi içerisinde hiç bir ad altında başka bir program sunamamasının kurala bağlanmış olması ve dava konusu olayda da cezaya yol açan fiilde davacının doğrudan sorumluluğunun bulunması karşısında, fiilin yaptırımsız kalmaması bakımından, Anayasa Mahkemesi`nin iptal gerekçesinde yer alan cezaların şahsîliği ilkesine aykırı bir unsur içermeyen dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek ilk kararda ısrar edilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı, Ankara 14. İdare Mahkemesi`nin 27/05/2010 günlü, E:2010/706, K:2010/737 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun`un yayın ilkelerinin düzenlendiği 4. maddesinin (z) bendinde “Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlâkî gelişimini zedeleyecek türden programların bunların seyredebileceği zaman ve saatlerde yayınlanmaması” ilkesi getirilmiş; 33. maddesinin birinci fıkrasında ise, "Üst Kurul, öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen, izin şartlarını ihlâl eden, yayın ilkelerine ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarını uyarır veya aynı yayın kuşağında açık şekilde özür dilemesini ister. Bu talebe uyulmaması veya aykırılığın tekrarı hâlinde ihlâle konu olan programın yayını, bir ilâ oniki kez arasında durdurulur. Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz.” hükmü yer almıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin (04/08/2006 günlü, 26249 sayılı Resmî Gazete`de yayımlanan) 21/09/2004 günlü, E: 2002/100, K:2004/109 sayılı kararı ile 3984 sayılı Kanun`un 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "... Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz...” kuralı, "Anayasa`nın `suç ve cezalara ilişkin esaslar`ı düzenleyen 38. maddesinin yedinci fıkrasında `Ceza sorumluluğu şahsîdir` denilmiştir. Bu ilkeye göre, aslî ve fer`i faillerden başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları mümkün değildir. Oysa, iptali istenilen kuralla, programın yayınından sorumlu olanların onayı ile yayın ilkelerine aykırı olarak hazırlanan ve sunulan bir program nedeniyle uyarılan veya aynı yayın kuşağında açık şekilde özür dilemesi istenilen bir radyo ve televizyon kuruluşunun istenilen hususları yerine getirmemesi nedeniyle programın yapımcısı ve varsa sunucusunun hiç bir ad altında başka bir program yapamayacağı öngörülmüştür. Bunun ise cezaların kişiselliği ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır. Açıklanan nedenlerle, başkasının sorumluluğu altında gerçekleştirilen eylem nedeniyle kişilere yaptırım öngören dava konusu kural, Anayasa`nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." gerekçesiyle iptal edilmiş; iptal hükmünün ise kararın Resmî Gazete`de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra (04/02/2007 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Anayasa`nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası "Kanun, Kanun Hükmünde Kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; dördüncü fıkrası "İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar."; beşinci fıkrası ise, "İptal kararları geriye yürümez." kuralını taşımaktadır. Anayasa Mahkemesince bir yasanın veya KHK`nin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde eldeki davaların Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasanın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez. Bir başka anlatımla, Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması öncelikle yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yönelik olup her durumda yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz. Anayasa Mahkemesince iptal kararının yürürlüğe girmesi için verilen sürenin, Mahkemenin iptal kararının gerekçesiyle birlikte dikkate alınması ve yorumlanması gerekmektedir. 

Öte yandan, Anayasa`nın 153. maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde Anayasa`nın 152. maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa`ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim Anayasa`nın, itiraz yoluna başvurulan kanun ya da KHK ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının beş ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasanın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de, olayımızda olduğu gibi, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının uygulama tarihinin yukarıda belirtilen amaçla ayrıca belirlenmesi halinde iptal edilen yasa kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa`ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.

Kaldı ki, bir işlemin dayanağı yasa kuralının, Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, bu işlem bir idari davaya konu edilmemiş olsa bile, iptal kararından etkileneceği öğretide kabul edilmektedir.

Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararında, 3984 sayılı Yasa’ya aykırı olarak yapılan programın yapımcısının ve sunucusunun hiç bir şekilde cezalandırılamayacağı belirtilmeyip, programın yapımcısının ve sunucusunun her hangi bir katkısı ya da kusuru bulunmaksızın 3984 sayılı Yasaya aykırı olarak yapılan programlardan dolayı doğrudan cezalandırılmalarının Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğu gerekçesine yer verilmiştir.

Nitekim yasama organınca bu gerekçe dikkate alınarak yürürlüğe konulan 10/07/2008 günlü, 5785 sayılı Kanun`un 3. maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Kanun`un 33. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde "Cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın yapımcısı ve varsa sunucusu da bu süre içerisinde hiçbir ad altında başka bir program yapamaz ve sunamaz." kuralı getirilerek, cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın sunucusunun program durdurma süresi içerisinde hiç bir ad altında başka bir program sunamaması öngörülmüştür.

Bu durumda, İdare Mahkemesince, dava konusu işlemin, tesis edildiği tarih itibariyle Anayasa Mahkemesi kararının yürürlükte bulunmaması nedeniyle o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun olarak tesis edildiği yönündeki gerekçesinde hukuki isabet görülmemiş ise de, Anayasa Mahkemesinin gerekçesi ve bu gerekçe dikkate alınarak yürürlüğe konulan yasa hükmü karşısında, cezaya yol açan fiilde davacının doğrudan sorumluluğunun bulunması nedeniyle tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davanın reddi yolunda verilen kararda sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. 

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddine, Ankara 14. İdare Mahkemesince verilen 27/05/2010 günlü, E:2010/706, K:2010/737 sayılı kararın bu gerekçe ile onanmasına, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.10.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X- Dava; ulusal televizyon kanalında yayınlanan bir programın sunucusu olan davacı tarafından, 3984 sayılı Kanun`un 4756 sayılı Kanun`la değişik 4`üncü maddesinin (z) bendinde belirtilen yayın ilkesine aykırı hareket ettiğinden bahisle bu süre içinde sunucunun hiç bir ad altında başka bir program yapamayacağına ilişkin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu`nun 18/10/2006 günlü kararının iptali istemiyle açılmıştır.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun`un 33`üncü maddesinin birinci fıkrasında ise, "Üst Kurul, öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen, izin şartlarını ihlâl eden, yayın ilkelerine ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarını uyarır veya aynı yayın kuşağında açık şekilde özür dilemesini ister. Bu talebe uyulmaması veya aykırılığın tekrarı hâlinde ihlâle konu olan programın yayını, bir ilâ oniki kez arasında durdurulur. Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz.” hükmü yer almıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin (04/08/2006 günlü, 26249 sayılı Resmî Gazete`de yayımlanan) 21/09/2004 günlü, E: 2002/100, K:2004/109 sayılı kararı ile 3984 sayılı Kanun`un 33`üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "... Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz...” kuralı, "Anayasa`nın `suç ve cezalara ilişkin esaslar`ı düzenleyen 38. maddesinin yedinci fıkrasında `Ceza sorumluluğu şahsîdir` denilmiştir. Bu ilkeye göre, aslî ve fer`i faillerden başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları mümkün değildir. ...... başkasının sorumluluğu altında gerçekleştirilen eylem nedeniyle kişilere yaptırım öngören dava konusu kural, Anayasa`nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." gerekçesiyle iptal edilmiş; iptal hükmünün ise kararın Resmî Gazete`de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra (04/02/2007 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Davalı idarece, dava konusu işlem tesis edilirken, anılan Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesi doğrultusunda, öngördüğü yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, izin şartlarının ihlâl edilmesi, yayın ilkelerine ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın yapılmasına davacının bizzat katkısı olduğu, bu konuda kusurlu bulunduğuna ilişkin her hangi bir tespit ve değerlendirme yapılmadan işlem tesis edilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Nitekim Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen gerekçeler göz önüne alınarak yürürlüğe konulup, 10/07/2008 günlü, 5785 sayılı Kanun`un 3. maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Kanun`un 33. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan "Cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın yapımcısı ve varsa sunucusu da bu süre içerisinde hiçbir ad altında başka bir program yapamaz ve sunamaz." şeklindeki düzenleme de bu hususu desteklemektedir.

Bu nedenle, davacının temyiz isteminin kabulü ile aksi yönde verilen kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

KARŞI OY

XX- Temyizen incelenen İdare Mahkemesi kararında yer alan davanın reddine ilişkin gerekçelerden, dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibariyle Anayasa Mahkemesi kararının yürürlükte bulunmaması nedeniyle o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun olarak tesis edildiği yönündeki gerekçenin hukuka uygun olduğu, dolayısıyla kararın bu gerekçeyle onanması gerektiği görüşüyle karara gerekçe yönünden katılmıyoruz. (¤¤)
İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube