Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
DİRENME KARARININ GEREKÇESİZ OLMASI SEBEBİYLE BOZMA KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ KONUSUNDA YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2015/1-802

K. 2016/345

T. 4.10.2016

• KASTEN ÖLDÜRME SUÇU (Yerel Mahkemece Özel Dairenin Bozma Kararı İle Tamamen Ortadan Kalkan İlk Hükümde Direnilirken Direnme Nedenleri Gösterilmeden ve Bozmaya Niçin Uyulmadığı Açıklanmadan Hüküm Kurulmasının Doğru Olmadığı - Mahkeme Kararlarının Gerekçeli Olması İlkesi)

• DİRENME KARARININ GEREKÇESİZ OLMASININ BOZMAYI GEREKTİRDİĞİ (Yerel Mahkemece Özel Dairenin Bozma Kararı İle Tamamen Ortadan Kalkan İlk Hükümde Direnilirken Direnme Nedenleri Gösterilmeden ve Bozmaya Niçin Uyulmadığı Açıklanmadan Hüküm Kurulmasının İsabetsizliği - Kasten Öldürme Suçu)

• MAHKEME KARARLARININ GEREKÇELİ OLMASI İLKESİ (Yerel Mahkemece Özel Dairenin Bozma Kararı İle Tamamen Ortadan Kalkan İlk Hükümde Direnilirken Direnme Nedenleri Gösterilmeden ve Bozmaya Niçin Uyulmadığı Açıklanmadan Hüküm Kurulmasının Doğru Olmadığı)

2709/m.141

5271/m.34,230,232

ÖZET : Dava; kasten öldürme suçuna ilişkindir. Anayasamızın 141 ve 5271 Sayılı CMK`nun 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre de, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CMK`nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye dair gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir. Yerel mahkemece, Özel Dairenin bozma kararı ile tamamen ortadan kalkan ilk hükümde direnilirken, bu ilkeler doğrultusunda işlem yapılmamış, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan hüküm kurulmuştur. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, saptanan bu usulü sebepten dolayı diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

DAVA : Kasten öldürme suçundan sanık ...`in TCK`nun 81/1, 29, 53, 54 ve 58. maddeleri gereğince 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin, Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.08.2012 gün ve 115-160 Sayılı resen temyize tâbi olan hükmün, sanık müdafii, katılan ... vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.04.2014 gün ve 3517-2472 sayı ile;

"... Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,

Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay tarihinde, sanığın boşanmış olduğu eşi İpek`in, maktul ...`in oğlu katılan ... ile birlikte olmasına kızdığı ve İpek`in evine gittiği, çıkan tartışma sırasında tabanca ile ateş edip İpek`i vurup öldürdüğü, bu sırada evde bulunan katılan ...`in evin penceresinden atlayıp kaçtığı, sanığın katılan ...`i bulmak için maktul ...`in evine gittiği, maktule oğlu katılan ...`i sorduğu, katılan ...`i evde bulamaması ve nerede olduğunu öğrenememesi sebebiyle tartıştığı Recep`e tabanca ile ateş ederek vurup öldürdüğü olayda; ilk haksız hareketin sanıktan geldiği ve ayrıca maktul ...`ten kaynaklanan ve sanığa yönelen haksız tahrik oluşturan herhangi bir söz veya davranış bulunmadığı anlaşıldığı halde, sanığın cezasını hafifletmek amacıyla yaptığı savunmasına itibar edilerek, sanık hakkında yazılı biçimde haksız tahrik hükümleri uygulanarak eksik ceza tayini...",

İsabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,

Daire Başkan Vekili ... ve Üye D. Kahveci; “Maktullerden ... ile sanık ...`in, 13.05.1999 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten üç tane çocukları olduğu, ortak yaşamın çekilmez hal alması sonucu, eşlerin anlaşmalı olarak, 29.04.2010 tarihinde boşandıkları, ayrı konuta taşınan maktulenin sanığın manevi baskıları sonucu zaman zaman birlikte olmak durumunda bırakıldığı; bu arada maktulenin boşanma kararının 28.05.2010 tarihinde kesinleşmesinden sonra katılan-mağdur ... ile birlikte ilişkilerini sürdürmeye başladığı, boşanan sanık eş, eski eşi maktulenin Sadettin ile ilişki yaşamasını istemediği, bu sebeple Sadettin ile kavgalarının ve davalarının meydana geldiği, eski eşine de ilişki yaşamaması için baskılar uyguladığı, olay gecesi Sadettin`in dul olan maktulenin evinde olduğunu anlayınca eve zorla girdiği, silaha davrandığında Sadettin`in evin penceresinden kaçarak vurulmaktan kurtulduğu, sanığın peşinden yaptığı atışlarında isabet etmediği, eski eş maktuleye resmi nikahlı karısıymış gibi sitemler edip, tabanca ile öldürücü bölgelerine ateş ederek öldürdükten sonra, birlikte yaşayan Sadettin`in evine gittiği, kapıyı açan maktul baba Recep`in, sanığa kızıp, hakaretamiz sözler söyleyerek tokat attığı, hedefte olmayan maktulün sanığı tahrik etmesi sonucu sanığın bu kez maktul ...`in öldürücü bölgelerine ateş ederek öldürdüğü, olaydan sonra sanığın kaçtığı, olayın meydana geldiği 18.09.2011 tarihinden sonra 15.12.2011 günü yakalandığı, olayların bu biçimde başladığı, geliştiği ve sonlandığı dosya kapsamı ile sabittir.

Değerlendirme:

Eylemlerin sübutunda ve niteliklerinde herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Sanık ...`in, maktule eski eşi İpek`in öldürülmesinde 5237 Sayılı TCK`nun 81 ve 53. maddeleri gereğince mahkûmiyetine dair hüküm Dairemizce oybirliğiyle onanmıştır.

Buna karşın, maktul ...`nin sanık tarafından kasten öldürülmesine dair aynı Kanun`un 81, 29 ve 53. maddeleri gereğince cezalandırılmasına dair yerel mahkeme kararının, olayda TCK`nun 29/1. maddesinde düzenlenen haksız tahrik koşullarının bulunmadığından bahisle oyçokluğuyla bu açıdan hüküm bozulması takdir kılınmıştır.

Oluş ve kabule göre; maktul ... ile sanık ... arasında cereyan eden tartışma `hakaret ve tokat atmak` hareketlerinin olduğu esnada birebir olaya tanık olan kimse bulunmamaktadır. Olayların oluşunu sanığın savunmalarından tespit etmekteyiz. Sanık ile maktul arasında olay öncesine ilişen herhangi bir husumet bulunmamaktadır. Sanığın kızgınlığı, maktulün oğlu Sadettin`e yöneliktir.

Olayın oluşumu, maktulden gelen haksız fiilden kaynaklanmıştır.

Tahrik edici tutum ve davranışların varlığı, sanığın aksi sabit olmayan savunmalarından öğrenilmektedir. Savunma akla, mantığa ve olayın oluşum biçimine uygun düşmektedir. Savunmayı yok saymak Kanun`un ruhuna uygun düşmemektedir.

Savunmayı geçersiz ve mantıksız sayacak elde herhangi bir veri mevcut değildir. Çünkü olay anında maktul ile sanıktan başka kimse bulunmamaktadır. Dolayısıyla savunmaya itibar etmek durumundayız.

Dairemizin duraksamasız olarak süre gelen uygulamaları bu yoldadır. Aslolan savunmanın aksini kanıtlamaktır. Kanıtlanamıyorsa, akla, mantığa, oluşuma ve ikrarın bölünmezliğine itibar etmek gerekir.

Masumiyet (suçsuzluk) karinesinin tabi sonucu olan `kuşkudan sanık yararlanır` evrensel hukuk ilkesine uyulması zorunludur. İhtimalden, varsayımdan hareket edilerek, savunmanın aksini ileri sürmek vurgulanan evrensel norma ters düşer.

Bu itibarla; sanık ...`in, aksi sabit olmayan savunmasına göre, maktul ...`yi, maktulden kaynaklanan haksız bir eylemin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin tesiri altında öldürüldüğü anlaşıldığından, yerel mahkemenin belirttiği gerekçeler doğrultusunda, lehe TCK`nun 29/1. maddesinin uygulanması yönündeki takdiri isabetli olduğundan, sayın çoğunluğun olayda ‘haksız tahrik` olgusunun bulunmadığına dair düşüncesine iştirak etmiyoruz” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Yerel mahkeme ise 26.06.2014 gün ve 180 – 201 sayı ile;

"...`nin öldürülmesi olayında sanık ile maktül arasında yaşanan olaylara dair olarak herhangi bir tanık bulunmamaktadır. Olayın gelişimi göz önünde bulundurulduğunda sanığın amacının Saadettin`i öldürmek olduğu, onu ararken Saadettin`in babası ile karşılaşması sonrasında eylemin gerçekleştiği anlaşılmıştır. Sanığın ...`yi öldürmesini gerektiren bir neden bulunmadığı anlaşıldığından, savunmasında geçtiği şekilde ...`nin kendisine hakaret etmesi ve tokat atması karşısında eylemin gerçekleştiği kanaatine varılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Özel Dairelerce duraksamasız olarak sürdürülen uygulamaya göre failin, ilk haksız hareketin mağdur veya maktulden kaynaklandığına dair savunmasının aksinin kanıtlanamaması halinde, `kuşkudan sanık yararlanır` ilkesi uyarınca, sanık yararına haksız tahrik hükümleri uygulanmalıdır şeklindeki yerleşik kararları karşısında, ...`nin tahrik altında öldürüldüğü kanaatine varılmıştır...",

Şeklindeki gerekçeyle ilk hükmünde direnmiştir.

Resen temyize tabi direnme hükmünün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.09.2015 gün ve 288168 Sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR : Sanık hakkında maktul ...`a yönelik kasten öldürme ve 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, direnme hükmünün kapsamına göre inceleme sanık hakkında maktul ...`ye karşı kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 Sayılı TCK`nun 29. maddesi uyarınca haksız tahrik sebebiyle indirim yapılmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine dair ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle direnme hükmünün yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından;

Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan, ilk hükümdeki gerekçenin tekrarlanması suretiyle direnme hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.

Anayasamızın 141 ve 5271 Sayılı CMK`nun 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre de, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CMK`nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye dair gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında önsoruna dair olarak yapılan değerlendirmede;

Yerel mahkemece, Özel Dairenin bozma kararı ile tamamen ortadan kalkan ilk hükümde direnilirken, bu ilkeler doğrultusunda işlem yapılmamış, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan hüküm kurulmuştur.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, saptanan bu usulü sebepten dolayı diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-) Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi`nin 26.06.2014 gün ve 180–201 Sayılı direnme hükmünün, usul ve kanuna uygun direnme gerekçesi gösterilmeden karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2-) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.10.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

 

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube