Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2013/1-36

K. 2013/294

T. 11.6.2013

• KASTEN ADAM ÖLDÜRME SUÇU ( Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu - Kasten Öldürme Suçunu İşledikleri Hususunda Her Türlü Şüpheden Uzak Kesin ve İnandırıcı Delil Bulunamayan Sanıkların Mahkumiyetine Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )

• KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA SUÇU ( Kasten Adam Öldürme Suçu - Diğer Sanıklar Tarafından Maktulün Öldürülmesi Yönünde Alınan Karara İştirak Etmeyen ve Başlangıçtan Beri Maktule Herhangi Bir Zarar Verilmesine Engel Olmaya Çalışan Sanıkların Mahkumiyetine Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )

• ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ ( Kasten Adam Öldürme Suçu - Kasten Öldürme Suçunu İşledikleri Hususunda Her Türlü Şüpheden Uzak Kesin ve İnandırıcı Delil Bulunamayan Sanıkların Mahkumiyetine Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )

5237/m.81

ÖZET : Uyuşmazlık; sanıkların kasten öldürme suçuna katılıp katılmadıklarının belirlenmesine ilişkindir. Olayda; üzerlerine atılı kasten öldürme suçunu işledikleri hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunamayan, diğer sanıklar tarafından maktulün öldürülmesi yönünde alınan karara iştirak etmeyen ve başlangıçtan beri maktule herhangi bir zarar verilmesine engel olmaya çalışan sanıkların kasten öldürme suçundan beraatları yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi isabetli değildir.

DAVA : Sanıklar Hikmet ve Aykut`un kasten öldürme suçundan TCK`nun 81, 29 ve 62. maddeleri uyarınca onbeşer yıl hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı kanunun 109/2, 109/3, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri gereğince iki yıl altı ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesince oy çokluğuyla verilen 31.05.2011 gün ve 346-162 sayılı kasten öldürme suçu yönünden resen temyize tabi bulunan hükmün sanıklar müdafii ile katılan vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.06.2012 gün ve 1605-5091 sayı ile onanmasına oyçokluğuyla karar verilmiş;

Daire Üyeleri D. Kahveci ve H. Kırca ise, sanıkların kasten öldürme suçundan beraatına karar verilmesi, bu nedenle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.09.2012 gün ve 31916 sayı ile;

"... Dosya kapsamına göre, dini bir yapılanmaya mensup olan maktulün, hitabet gücü ve liderlik vasıflarını kullanarak bu oluşum içinde etkin bir konuma geldiği, aynı oluşum içinde yer alan sanıkların maktulün düzenlediği toplantılara katıldıkları, konuşmalarından etkilenerek aşırı güven duygusu besledikleri, maktulün kendisine gösterilen bu teveccühü kötüye kullanarak bazı sanıkların eşlerinin de toplantıya katılmalarını sağladığı, bu durumdan istifade ederek Taner, Kurtuluş ve Hakan`ın eşlerinin de aralarında bulunduğu, birçok kadına cinsel tacizde bulunduğu, bu durumu öğrenen sanıklar Kurtuluş, Dindar, Aykut, Reşat, Taner, Ferhat, Uğur , Hikmet, Cem, Namık , Uğur , Murat ve Hakan`ın bir bahane ile maktulü sanık Taner`e ait işyerine çağırdıkları, çağrıya uyan ve durumu fark edip kaçmaya çalışan maktulü sandalyeye bağladıkları, taciz ettiği kadınlarla yüzleştirip sorguya çektikleri, bu süreç içinde darp ettikleri maktulün taciz olayını kabul etmesiyle birlikte, sanıklar Cem, Namık , Kurtuluş, Uğur , Murat ve Hakan`ın bir süre sonra olay yerinden ayrıldıkları; daha sonra Aykut ve Hikmet`in olay yerinden ayrıldığı, sanıklar Dindar, Reşat, Taner, Ferhat, Uğur Işık`ın baygın durumda bulunan maktulün başında bekledikleri, aralarında yaptıkları konuşmalar sonucunda mevcut yapılanma içindeki gücünden dolayı kendilerine zarar vermesinden korktukları maktulü hep birlikte öldürmeye karar verdikleri, ardından da alınan karar uyarınca maktulü boğarak öldürdükleri olayda;

Aykut ve Hikmet`in maktulün öldürülmesi kararına katıldıklarına dair kesin, somut, her türlü kuşkudan uzak delil bulunmadığı, sanık Ferhat`ın bu sanıklar aleyhine beyanlarının atfı cürüm kabul edilmesi gerektiği, maktulün sanıklar tarafından sandalyeye oturtulup ellerinin bağlanmasından sonra olay yerinde bulunan sanıklar tarafından darp edilmeye başlanması üzerine sanık Hakan`ın beyanlarına göre; Aykut`un engel olmaya çalıştığı hususları birlikte değerlendirildiğinde maktulü korumacı bir rol oynayan sanıkların maktulün öldürülmesi kararına katıldıklarının şüphede kaldığı, şüphe sanıklar lehlerine yorumlanarak kasten öldürme suçundan beraat kararı verilmesi gerektiği...",

Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK`nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 19.12.2012 gün ve 5102-9638 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamına göre inceleme, sanıklar Hikmet ve Aykut hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların kasten öldürme suçuna katılıp katılmadıklarının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden:

Haklarındaki hükümler incelemeye konu olmayan sanıklardan;

Uğur`un; çevresinde dini sohbet adı altında toplantılar yapan maktulü uzun süredir tanıdığını ve toplantılarına katıldığını, maktulün bayanlara sohbet yapmak üzere ev kiraladığını, bu eve genellikle toplantılara katılan erkeklerin eşlerinin geldiğini, maktulün bu bayanlara karşı cinsel davranışlarda bulunduğunu, bayanlardan birinin eşinin durumu sanık Aykut`a söylediğini, olayın bu şekilde ortaya çıktığını, olay günü Taner veya Aykut`un telefonla araması üzerine Reşat ile birlikte Taner`in dükkanına gittiklerini, dükkanda Aykut, Hakan, Cem, Namık, Kurtuluş, Murat, Uğur, Hikmet, Dindar isimli arkadaşlarının bulunduğunu, Taner ile maktulün de bir süre sonra birlikte aynı yere geldiklerini, maktulün içerideki kalabalığı görünce kaçmaya çalıştığını, Taner`in maktulü içeriye doğru ittirdiğini, içeridekilerin de tutup sandalyeye oturttuklarını, Aykut`un maktule iddiaları anlattığını, maktulün kabul etmediğini, orada bulunanların maktule vurduklarını, maktulün bayanlarla yüzleşmek isteyip, ilişkide bulunduğu bayanların maktulle yüzleşince, maktulün iddiaları kabul etmek zorunda kaldığını, maktul ile yüzleşen bayanlar ayrıldıktan sonra Aykut ve Hikmet ile birlikte kiralık ev bakmak için dükkandan ayrıldıklarını, geri döndükten sonra içeri girmediğini, Aykut`un Reşat`ı çağırdığını, iş yerlerini kapatmak için birlikte gittiklerini, kapattıktan sonra geri geldiğini, içeride maktul ile birlikte Taner, Dindar ve Ferhat`ın bulunduğunu, gece saat 23.00 sıralarında Aykut ve Hikmet`in dükkâna geldiklerini, maktule ne yapacaklarını konuştuklarını, maktulün tehlikeli biri olduğunu, eski hayatında gayri meşru işlerle uğraştığını, serbest bırakmaları halinde kendilerine ve ailelerine zarar vereceğini düşünerek öldürmeye karar verdiklerini, Taner ile Dindar`ın maktulü yüzüstü yatırdıklarını, Taner ile Ferhat`ın ipi boğazına dolayıp sıktıklarını, Aykut, Reşat, Ferhat ve Hikmet`in herhangi bir müdahalede bulunmadıklarını, cesedi minibüsle Taner`in evinin önüne götürdüklerini, orada Taner`in aracına koyduklarını, Taner`in cesedi gömdüğünü sonradan öğrendiğini,

Ferhat ın; Tuncay`ın bayanlara cinsel davranışlarda bulunduğunu, Taner`in eşinin, maktulün kendisini telefonla taciz ettiğini, başkalarına da bu şekilde davrandığını anlatıp eşinin dikkatli olması gerektiğini söylediğini, olay tarihinde Taner`in kendisini aradığını, öğleden sonra onun dükkanına gittiğini, Namık, Hakan, Reşat, Cem, Kurtuluş, Uğur, Uğur, Murat, Dindar, Aykut ve Hikmet`in de dükkanda bulunduğunu, yarım saat sonra maktul ile Taner`in birlikte geldiklerini, maktulün kalabalığı görünce şaşırdığını ve kaçmaya çalıştığını, maktulü tutup sandalyeye oturttuklarını ve kaçmaması için ellerini iple bağladıklarını, bayanlara sarkıntılık ettiğini söylediklerini, maktulün inkar ettiğini ve bayanlarla yüzleşmek istediğini, gelen bayanların olayları doğruladıklarını, bunun üzerine maktulün de kabul ettiğini, maktule vurmaya başladıklarını, kendisinin de terzi cetveli ile vurduğunu, Aykut ve Hikmet`in maktulü korumaya çalıştıklarını, akşam bir kısım sanıkların dükkandan ayrılıp gittiklerini, Taner, Aykut, Dindar, Reşat, Uğur Işık ve Hikmet ile birlikte kaldıklarını, maktulün elleri ve ayaklarının bağlı olduğunu, ne yapacaklarını konuştuklarını, maktulü bırakırlarsa kendilerinin ve ailelerinin zarar göreceğini düşünerek öldürmeye karar verdiklerini, Dindar ve Reşat ile birlikte iple boğazını sıktıklarını, cesedin Taner`in kiralamış olduğu tarlaya gömülmesine karar verdiklerini,

Dindar`ın; Tuncay`ı beş altı yıldır tanıdığını ve dini sohbetlerine katıldığını, birlikte ticaret de yaptıklarını, bazı bayanlara sarkıntılık yaptığını en son kendisinin öğrendiğini, Taner`in çağrısı üzerine olay günü öğlen saatlerinde dükkanına gittiğini, dükkanda Aykut, Cem, Kurtuluş, Uğur , Ferhat, Reşat, Hikmet, Hakan, Namık , Murat ve Uğur`un da bulunduğunu, Taner ile Tuncay`ın ise yarım saat sonra birlikte geldiklerini, Tuncay`ın kalabalığı görünce tedirgin olduğunu, kendisini sandalyeye oturtarak bayanlara sarkıntılık yaptığı ve taciz ettiğini söylediklerini, Tuncay`ın inkar ettiğini, Kurtuluş ve Hakan`ın Tuncay`a tokat attıklarını, diğerlerinin de vurmak istediklerini ancak Aykut`un engellediğini, yüzleşmeye gelen bayanların olayları anlattıklarını, Tuncay`ın; "kimsenin yüzüne bakacak halim kalmadı, herkese rezil oldum" dediğini, Uğur Işık, Taner, Reşat, Ferhat, Aykut, Kurtuluş ve Hakan ile birlikte olay yerinde kaldıklarını, diğerlerinin gittiğini, gece saat 01.30 gibi Aykut, Hikmet, Reşat ve Uğur ile birlikte olay yerinden ayrıldığını, bir daha olay yerine dönmediğini,

Reşat`ın; Tuncay`ı on yıldır tanıdığını, her hafta biraraya gelip dini sohbet yaptıklarını, daha sonra sohbete gelenlerin eşlerine tacizde bulunduğunu öğrendiklerini, olay günü Uğur ile birlikte Taner`in iş yerine gittiklerini, Kurtuluş, Aykut, Uğur, Hakan, Hikmet, Cem, Dindar, Ferhat ve Namık`ın da iş yerinde bulunduğunu, Taner ve Aykut`un Tuncay`a olayla ilgili sorular sorduklarını, Tuncay`ın önce kabul etmediğini, bir kaç kişinin tekme tokat vurarak kendisini dövdüklerini, karşılık vermesi üzerine elini bağladıklarını, bir süre sonra tacizde bulunduğu söylenen bayanların geldiğini ve yüzleştiklerini, Uğur ile birlikte dükkanlarını kapatmak için ayrıldıklarını, dükkanı kapatıp geri döndüklerini, Tuncay`ın halen dükkanda bulunduğunu, Taner, Dindar, Aykut, Hikmet ve Ferhat`ın da içeride olduğunu, Tuncay`ın yüzünde hafif kızarıklıklar bulunduğunu, Tuncay`ı serbest bıraktıklarını, onun da Taner ve Aykut ile vedalaşıp dükkandan tek başına ayrılıp gittiğini, nereye gittiğini söylemediğini,

Taner`in; maktulün ilişkilerini duyduktan sonra şok olduğunu, kendisini ağabey olarak bildiklerini, durumu eşine anlattığını, eşinin de olaydan iki ay önce maktulün kendisini çağırdığını, meyve suyu ikram edip uyuttuktan sonra tecavüz ettiğini söylediğini, bunu duyunca intihar etmeyi düşündüğünü, olay sabahı maktulü aradığını ancak görüşemediğini, öğle saatinde maktulün aradığını, maktulü iş yerine çağırdığını, diğer sanıklara da haber verdiğini, maktulün işyerindeki kalabalığı görünce geri dönmek istediğini, kendisini içeri doğru ittirdiğini, içeride bulunanlarla birlikte kendisini sandalyeye oturtturduklarını, Aykut`un; "sen tecavüz olayı yaptın mı" dediğini ancak isim vermediğini, Kurtuluş, Hakan ve birkaç kişinin eşlerine ahlaksız teklifte bulunduğu hususunu sorduklarını, dayanamayıp maktule birkaç tokat vurduğunu, Kurtuluş ve Hakan`ın da tokat attıklarını, maktulün inkar ettiğini ve bayanlarla yüzleşmek istediğini, bir iki saat sonra eşi ile birkaç bayanın geldiklerini, İrem isimli bayanın; "neden inkar ediyorsun, daha bu sabah birlikte olmadık mı" dediğini, orada bulunanların maktule vurduklarını, birkaç kişinin ayırmaya çalıştığını, bu kişilerden birisinin Aykut olduğunu, Namık, Murat ve Cem`in işyerinden ayrıldıklarını, maktulün; "Marmaris`te asker arkadaşım var, çocuklarımı ve eşimi alıp oraya gitmek istiyorum" dediğini, bir süre sonra Uğur, Kurtuluş ve Hakan`ın gittiklerini, Uğur, Reşat, Aykut, Dindar, Hikmet, Ferhat ile birlikte olay yerinde kaldıklarını, maktulün elini yüzünü yıkayıp yemek yediğini, aynada yüzünü gördüğünde; "bana bunu nasıl yaparsınız, rezil herifler, bunlar yanınızda kalmayacak" dediğini, kendisine; "eşini yaptım, kız kardeşini de yapacaktım" dediğini, Ferhat`a; "senin de eşini sin kaf ettim" dediğini, ortamın karıştığını, o sırada şok geçirdiğini, kim olduğunu hatırlamadığı birinin ipi maktulün boğazına geçirdiğini, lavaboya gittiğini, geri geldiğinde öldüğünü gördüğünü, paniğe kapıldıklarını, olayın gazetelere çıkması ihtimalinden korkarak maktulü aracıyla götürüp tarlasına gömdüklerini,

Hakan`nın; Taner`in yanında çalıştığını, maktulün eşini taciz ettiğini olay günü öğrendiğini, maktul işyerine geldiği sırada kendisine, "sen karışma, dışarı çık" dediklerini, kendisinin de dışarı çıktığını, bir süre sonra içeri girdiğinde maktulün yüzü kızarmış ve utanır bir halde olduğunu, bayanların gelip maktul ile yüzleştiklerini, bayanlardan birisinin; "bu sabah ilişkiye girmedik mi" dediğini, bayanlar ayrıldıktan sonra maktulün gitmek istediğini, konuşma sırasında maktulün eşine de iftira ettiğini duyduğunu, maktule tokat attığını, Aykut`un kimsenin vurmasına izin vermediğini ve kendisini dışarı çıkması konusunda uyardığını, o sırada bir kısım şahısların ayrılıp gittiğini, Taner`in; "sen git, biz maktulü göndereceğiz" dediğini, Kurtuluş ile birlikte işyerinden ayrılıp eve gittiğini, bir daha dönmediğini, maktulün öldürüldüğünden haberi olmadığını,

Beyan ettikleri;

Sanık Aykut`un soruşturma aşamasında; maktulü ondört yıldır tanıdığını ve sohbetlerine katıldığını, bazı arkadaşların eşlerine tacizde bulunduğu şeklinde iddialar çıktığını, olayı aydınlığa kavuşturmak için Taner`in dükkânında buluştuklarını, kısa süre sonra Taner ile maktulün geldiklerini, maktulün kalabalığı görünce kaçmaya çalıştığını, Taner`in maktulü zorla dükkânın içerisine ittirdiğini, orada bulunanların kendisine hücum ettiklerini, Tuncay`ın önce direndiğini ve karşı koyduğunu, ancak gücünün yetmediğini, mecburen sandalyeye oturduğunu, Uğur`un; "Aykut Ağabey konuşsun" diyerek kalabalığı sakinleştirmeye çalıştığını, kim olduğunu hatırlamadığı bir kişinin dükkânda bulunan bez benzeri bir şeyle ellerini sandalyenin sırt kısmına bağladığını, maktule hakkındaki iddiaları sorduğunu, maktulün "hepsi yalan, iftira, isterseniz yüzleşelim" dediğini, daha sonra Uğur ve Hikmet ile birlikte kiralık daire bakmak için olay yerinden ayrıldıklarını, evi kiralayıp yemek yedikten sonra geri döndüklerini ve içeride üç dört bayan gördüklerini, bayanların iddiaları doğruladıklarını, arkadaşlarının galeyana gelip maktule hücum etmek istediklerini, maktule siper olup arkadaşlarını engellediğini, Uğur Işık ve Hikmet`in de kendisine yardım ettiklerini, saat 20.30-21.00 sıralarında Taner`e; "bırakın gitsin" diyerek dükkândan ayrılıp eve gittiğini, 22.30 sıralarında Taner`in aradığını ve geri çağırdığını, Tuncay`ı bırakıp bırakmadıklarını sorduğunu, bırakmadıklarını öğrenince herhangi bir kötü olay olursa kendisine yardım etmesi için Hikmet`i de alıp dükkâna gittiğini, dükkanda Taner, Dindar, Ferhat, Uğur ve Reşat`ın bulunduğunu, maktulün minderde uyuduğunu, neden bırakmadıklarını sorduğunu, Taner`in; "gönderirsek başımıza iş açar, peşimizi bırakmaz, bizi rahatsız eder, zarar verir diye düşündük, onun için bırakmadık, siz gelmeden beşimiz ortadan kaldırmaya karar verdik" dediğini, Hikmet ile birlikte buna karşı çıktıklarını, Taner, Ferhat, Dindar, Reşat ve Uğur Işık`ın; "eşlerinize böyle bir şey yapsaydı kararınız ne olurdu" dediklerini, Taner`in; "burada yedi kişiyiz, oylama yapalım" dediğini, Taner, Reşat, Dindar, Ferhat ve Uğur Işık`ın evet dediklerini, Hikmet ile kendisinin hayır dediğini ve bırakma konusunda ısrar ettiklerini, Uğur`un, "ben de kararsızım" dediğini, Taner`in; "olay ortaya çıkar ve yakalanırsak suçu üzerime alırım" diye söz verdiğini, Reşat ile Dindar`ın, Tuncay`ı minderle birlikte ortaya doğru sürüklediklerini, bu sırada Tuncay`ın uyandığını, Reşat ile Dindar`ın çamaşır ipini Tuncay`ın boğazına dolayıp sıkıştırarak boğduklarını, Tuncay`ın hiç bir tepki vermediğini ve kurtulmak için çaba sarf etmediğini, cesedi Taner ve Ferhat`ın götürüp gömdüklerini beyan ettiği, duruşmada ise; olay yerinden ayrıldıkları sırada içeride Taner ve Ferhat`ın kaldığını, Taner`in de arkalarından geldiğini, Taner`in Tuncay`ı sabah serbest bırakacağını düşündüğünü, öldürme olayında yer almadığını savunduğu,

Sanık Hikmet`ın; Tuncay`ın sohbetlerine katıldığını, kendilerine aşırı güven verdiğini, bazı arkadaşlarının eşlerine tacizde bulunduğunu duyduğunu, olay sabahı Taner`in aradığını ve dükkanına çağırdığını, öğle üzeri dükkâna gittiğini, dükkânda Uğur , Aykut, Namık, Uğur, Reşat, Murat, Ferhat, Hakan, Kurtuluş, Dindar, Cem`in olduğunu, Taner ile Tuncay`ın bir süre sonra geldiklerini, Tuncay`ın kalabalığı görünce kaçmak istediğini, içeride bulunanların el ve ayaklarını bağlayıp sandalyeye oturttuklarını, önce iddiaları reddettiğini ve yüzleşmek istediğini, Aykut`un baş ucunda beklediğini ve arkadaşların aşırı tepki göstermesine müsaade etmediğini, yüzleştirmeden sonra iddiaları kabullendiğini, bu konuşmadan sonra işleri olduğunu söyleyerek Cem, Reşat, Uğur, Aykut ve Murat ile birlikte olay yerinden ayrıldıklarını, saat 23.30 sularında Aykut`un kendisini aldığını ve birlikte olay yerine gittiklerini, Reşat, Dindar, Ferhat, Uğur Işık ve Taner`in de olay yerinde bulunduğunu, ne yapabiliriz diye konuştuklarını, serbest bırakmaya karar verdiklerini, Aykut ile birlikte dükkandan ayrıldıklarını, Taner`in; "siz gidin, onu bırakacağım" dediğini, bir daha olay yerine dönmediğini belirttiği,

Anlaşılmaktadır.

Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Somut olay bu açıklamalar ışığında ve tüm dosya içeriği gözönünde bulundurularak değerlendirildiğinde;

Maktul Tuncay`ın çevresinde dini bir yapılanma kurduğu ve önce sanıklarla, daha sonra çoğunluğu sanıkların eşlerinden oluşan bayanlarla dini sohbet adı altında toplantılar yaptığı, bu toplantılar sonucunda kendisine duyulan güveni kötüye kullanarak toplantılarına katılan bir kısım bayanlara karşı cinsel davranışlarda bulunduğu, bu bağlamda sanık Taner`in eşi ile bir başka bayana karşı nitelikli, Kurtuluş ve Hakan`ın eşlerine karşı ise basit cinsel saldırıda bulunduğu, durumun öğrenilmesi üzerine incelemeye konu olan sanıkların içerisinde bulunduğu kişiler tarafından sorgulanarak ilişkide bulunduğu bayanlarla yüzleştirildiği, o sırada bir kısım sanıkların maktule vurmak istedikleri, sanıklar Aykut ve Hikmet`in engel oldukları, yüzleştirmenin ardından önce incelemeye konu olmayan sanıklar Namık, Cem, Kurtuluş, Uğur, Murat ve Hakan`ın, daha sonra da Aykut ve Hikmet`in olay yerinden ayrıldıkları, sanıklar Dindar, Reşat, Taner, Ferhat ve Uğur Işık`ın ise baygın halde olan Tuncay`ın başında bekledikleri, bir süre sonra kendilerine ya da ailelerine bir zarar vermesinden korkup Tuncay`ı öldürmeye karar verdikleri, ardından sanık Aykut`u olay yerine geri çağırdıkları, sanık Aykut`un, adı geçen sanıkların Tuncay`ı serbest bırakmadıklarını öğrenmesi üzerine kendisine kötü bir şey yapabileceklerinden endişe edip engel olmak amacıyla kendisine yardım etmesi için sanık Hikmet`i de alarak olay yerine gittiği, sanık Taner`in daha önce aldıkları öldürme kararını Aykut ve Hikmet`e söylediği, Aykut ve Hikmet`in ısrarla engel olmaya çalıştıkları, Taner, Uğur, Dindar, Reşat ve Ferhat`ın ise; "sizin eşlerinize de cinsel saldırıda bulunsaydı ne yaparsınız" dedikleri, Taner`in olayın ortaya çıkması durumunda suçu üzerine alacağını söylediği, ardından Uğur, Taner, Ferhat, Dindar ve Reşat`ın Tuncay`ı iple boğarak öldürdükleri, cesedini ertesi gün Taner`in kiralamış olduğu tarlaya götürüp gömdükleri, cep telefonunu alıp kullandıkları, maktulün kayıp olduğunun kolluk görevlilerine bildirilmesi üzerine cep telefonu sinyal bilgileri ile maktulün yakınlarının beyanlarından hareketle yaklaşık iki yıl sonra maktulün cesedine ve sanıklara ulaşılan olayda; üzerlerine atılı kasten öldürme suçunu işledikleri hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunamayan, diğer sanıklar tarafından maktulün öldürülmesi yönünde alınan karara iştirak etmeyen ve başlangıçtan beri maktule herhangi bir zarar verilmesine engel olmaya çalışan sanıklar Aykut ve Hikmet`in kasten öldürme suçundan beraatları yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi isabetli bulunmayıp, yerel mahkeme hükmünün bu nedenle bozulması gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının sanıklar Aykut ve Hikmet`in kasten öldürme suçuna katıldıklarının sabit olmaması nedeniyle bu suçlar bakımından kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün adı geçen sanıkların kasten öldürme suçu yönünden bozulmasına ve sanıkların tahliyelerine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21.06.2012 gün ve 1605-5091 sayılı kararının sanıklar Aykut ve Hikmet`in kasten öldürme suçu yönünden KALDIRILMASINA,

3- İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.05.2011 gün ve 346-162 sayılı hükmünün, sanıklar Aykut ve Hikmet`in kasten öldürme suçuna katıldıklarının sabit olmaması nedeniyle adı geçen sanıkların kasten öldürme suçları yönünden BOZULMASINA,

4- Sanıklar Aykut ve Hikmet`in başka bir suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse derhal SERBEST BIRAKILMALARINA,

5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube