Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 

MİRAS,MUVAZAA,TESCİL EDİLMİŞ ARAC DEVRİ(TRAKTÖR)

 

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO. 2008/1-711
KARAR NO. 2008/725
KARAR TARİHİ. 3.12.2008



> TRAFİK KAYDININ İPTALİ VE TESCİL DAVASI ( Muvazaalı Traktör Satışı Yapıldığı/Tescil Edilmiş Araçların Her Çeşit Satışının Noter veya İlgili Trafik Yetkililerince Yapılacağı - Davanın 818 S.K. Md. 18 Kapsamında İnceleneceği )

> MUVAZAA ( Trafik Kaydının İptali ve Tescil Davası/Traktörün Muvazaalı Olarak Bağışlandığı - Davanın 818 S.K. Md. 18 Kapsamında İnceleneceği )

> TESCİL EDİLMİŞ ARACIN DEVRİ ( Satışının Noter veya İlgili Trafik Yetkililerince Yapılacağı - Muvazaalı Traktör Satışı Yapıldığı/Davanın 818 S.K. Md. 18 Kapsamında İnceleneceği )

2918/m.20
818/m.18


ÖZET : Davaya konu edilen traktör, trafikte miras bırakan adına kayıtlı iken, davalı ile miras bırakan arasında Noterde yapılan sözleşme ile davalıya satılıp, trafik kaydında davalı adına tescil edilmiştir. Muris ve davalı arasında yapılan görünürdeki sözleşmenin traktörün satışına ilişkin olduğu, ancak kanıtlanan olgulara göre gizli sözleşmenin traktörün bağışlanmasına ilişkin bulunduğu çekişmesizdir. Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterlerce ya da trafik şubeleri ve bürolarındaki yetkililerce yapılacağı belirtilmiştir. Aracın satış yoluyla mülkiyetinin geçmesi için noterlerce ve trafik bürolarınca bir sözleşmenin yapılması gerektiği öngörülmüştür. Davacılar, traktörün sicil kaydının iptali ile tescil talep etmişlerdir. Yerel Mahkemenin, davacıların dava konusu traktörün muvazaa nedeniyle sicil kaydının iptal ve tesciline yönelik talebini Borçlar Kanununun 18. maddesinde yer alan "AKİTLERİN TEFSİRİ MUVAZAA" başlıklı hükmü kapsamında değerlendirmesi ve anılan Kanun maddesine dayanması doğrudur.

DAVA : Taraflar arasındaki “tapu ve trafik kaydının iptali-tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gerze Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 03.07.2007 gün ve 2003/51 E- 2007/85 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesi’nin 01.04.2008 gün ve 2008/205-4162 sayılı ilamı ile;

( ... Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden tarafların ortak miras bırakanları Mustafa`nın çekişmeli 83 parsel sayılı taşınmazı 12.05.1999 tarihinde, 57 .. 102 plaka sayılı traktörü de 10.9.1996 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu 83 parsel sayılı taşınmazın 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı gözetilerek davalıya temlikinin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu saptanmak ve bu olgu benimsenmek suretiyle iptal tescil isteğinin kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.

Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.

Traktörle ilgili davalının temyizine gelince;

Bilindiği üzere, taşınır malların mülkiyetinin nasıl intikal edeceği Medeni Kanununun 763. ( Eski Medeni Yasanın 687 ) maddesinde düzenlenmiştir. Taşınırların elden bağışlanması şekle bağlı olmayıp, bağışlıyanın bu şeyi bağışlanana teslim etmesiyle vücut bulacağından ( Borçlar Kanununun 723.maddesi ) mülkiyet alıcıya geçer. Tarafların, belli bir sözleşme yapmak istedikleri halde gerçek sözleşmeyi saklamak üzere diğer bir sözleşme yapmaları halinde görünürdeki sözleşme hükümsüz olduğu halde gerçek sözleşme geçerlidir. Bunun istisnası gerçek sözleşmenin geçerliliğinin şekle bağlı olması halidir.

Somut olayda ise, miras bırakan ile davalı arasındaki gizli sözleşme menkul malın ( traktörün ) bağışlanmasına ilişkindir. Bu gibi sözleşmeler şekil şartına bağlı olmadığından mal elden bağışlanmakla mülkiyet bağışlanana geçtiğinden bu tür temliklerde Borçlar Kanununun 18. maddesi ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri yoktur.

Hal böyle olunca, dava konusu traktörün sicil kaydına yönelik isteğin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile buna yönelik isteğinde kabul edilmiş olması doğru değildir. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı, tapu ve trafik kaydının iptali ile tescil istemine ilişkindir.

Davacılar vekili, tarafların ortak miras bırakanı Mustafa İstanbullu’nun maliki bulunduğu 87 ada 83 parsel sayılı taşınmaz ile 57 ... 102 plaka sayılı traktörü mirastan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak davalı oğlu Tevfik İstanbullu’ya satış göstermek suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek; dava konusu 87 ada, 83 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı ile 57 ... 102 plaka sayılı traktörün trafik kaydının davacıların payları oranında iptali ile tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, muris tarafından müvekkiline yapılan satış işlemlerinin muvazaalı olmadığını, menkul mal niteliğindeki traktör yönünden de muvazaa iddiasının dinlenemeyeceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin, “dava konusu taşınmaz ve traktörün muris tarafından davalıya temlikinin bedelsiz, muvazaalı ve mirastan mal kaçırma amaçlı olduğunun belirlendiği” gerekçesiyle “davanın kabulü ile, dava konusu 87 ada, 83 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının ve 57 .. 102 plaka sayılı traktörün trafik kaydının davacıların payları oranında iptal ve tesciline” dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkemece, “menkul mallarda muvazaalı satışın olamayacağı yerleşik Yargıtay içtihatları ile kabul edilmekle birlikte, Karayolları Trafik Kanunu`nun 20. maddesi göz önünde bulundurulduğunda araç alım satımlarının bu durumun istisnalarından biri olarak kabul edilmesi gerektiği, zira Karayolları Trafik Kanununun 20/d maddesinde tescile tabi olan araçlar için getirilen Noterden devir zorunluluğunun ispat şartı olmayıp sıhhat şartı olduğu, trafiğe kayıtlı araçlar yönünden muris muvazaası hususu kabul edilmese dahi Borçlar Kanunun 18. maddesi doğrultusunda muvazaa olup olmadığının ispat edilebileceği” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı ile muris arasındaki dava konusu traktörün bağışlanmasına ilişkin temlikde, Borçlar Kanununun 18. maddesi ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yerinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, muvazaa kavramı ve hukuki niteliği üzerinde durulmasında yarar vardır.

İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda Borçlar Kanunu’nun 18. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, “bir aktin şekil ve şartlarını tayinde, iki tarafın gerek sehven, gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmayarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır” hükmüne yer verilmiştir.

O halde muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir.

Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada muvazaa kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide, gerek uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı ( oluşturmayı ) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.

Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki ( zahiri ) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.

Şu halde, özellikle mevsuf ( nispi ) muvazaada ilke olarak görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların içerik ve sonuçlarıyla birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem ( gizli sözleşme ) geçerlidir. Bu geçerliliğin, tarafların gerçek ve uygun iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklandığı ve onun, muvazaalı hukuki işlemin altına gizlenmiş olmasının, ilke olarak geçerliliğini etkilemediği her türlü duraksamadan uzaktır.

Ne var ki; muvazaada, gizli işlem şekle bağlıysa ve bu gizli işleme ilişkin irade açıklamaları şekle uygun yapılmamışsa, görünüşteki işlem yapılırken yasaların öngördüğü şekle uyulmuş olması, gizli işlemdeki şekle aykırılığı gidermez. Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından her hangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem dahi şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir.

Nitekim bu ilke, 07.10.1953 gün ve 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında çok açık bir şekilde dile getirilmiş; tapuda kayıtlı taşınmaz malın muvazaalı satış işlemiyle miras hakkından yoksun edilen kimselerin dava hakkına ilişkin uyuşmazlığın irdelendiği 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da, tüm mirasçıların görünüşteki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18.maddesine dayanarak muvazaalı olduğu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri sonucuna varılmıştır.

Hemen belirtilmelidir ki; taşınmaz mallar dışındaki değerlerde, eş söyleyişle taşınır mal, alacak ve haklarda, zilyetliğin geçişi yollarından olan kısa elden teslim, zilyetliğin havalesi ve hükmen teslim ile bağışlama yapılabileceği, burada özel olarak bir biçim öngörülmediği kuşkusuzdur. Nitekim Borçlar Kanununun 237/1.maddesi, “Elden bağışlama, bağışlayanın bir şeyi bağışlanana teslim etmesiyle vücut bulur.” Hükmünü amirdir.

Şu durumda, taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde; taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, dava konusu otomobil ve para da olduğu gibi hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işlemi hukuken geçerlidir. O halde; taşınır mal, alacak ve haklarda muvazaa iddiasının dinlenmesi olanaklı değildir.

Bu noktada uyuşmazlığın çözümü; somut olayda olduğu gibi, yapısı itibariyle bir taşınır mal olmasına karşın, trafikte kayıtlı bir aracın ( traktörün ) mülkiyetinin devrinin bir taşınır, hatta taşınmaz maldan daha farklı bir düzenlemeye tabi tutulmuş olmasının; traktörle ilgili temlikde Borçlar Kanununun 18. maddesi ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanmasını gerektirip gerektirmediği sorusuna doğru cevabın verilmesiyle mümkündür.

Bu sorunun cevaplanabilmesi ise, trafikte kayıtlı olan bir aracın mülkiyetinin kazanılmasının nedene dayanıp dayanmadığı sorusunun cevaplanmasını gerektirmektedir.

Davaya konu edilen traktör, trafikte miras bırakan adına kayıtlı iken, davalı ile miras bırakan arasında Noterde yapılan 10.09.1996 tarihli sözleşme ile davalıya satılıp, trafik kaydında davalı adına tescil edilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20/d maddesinde, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterlerce ya da trafik şubeleri ve bürolarındaki yetkililerce yapılacağı belirtilmiştir. Şu düzenlemeye göre aracın satış yoluyla mülkiyetinin geçmesi için noterlerce ve trafik bürolarınca bir sözleşmenin yapılması gerektiği öngörülmüştür.

Bu açık hüküm karşısında, böyle bir sözleşmenin geçerli olmasının resmi biçim koşuluna bağlı olduğu kuşkusuzdur. Yasa koyucu bir aracın mülkiyetinin geçişi için noterde resmi bir sözleşme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Demek oluyor ki, böyle bir devir işleminin hukuki sonuç doğurması için, o sözleşmenin resmi biçimde yapılması bir geçerlilik koşuludur. Diğer bir anlatımla, alıcı ve satıcının iradelerinin hukuki sonuç doğurabilmesi için, BK. 11/2 maddesindeki düzenleme nedeniyle ve 2918 sayılı Kanunun 20/d maddesi gereğince resmi biçimde yapılması gerekmektedir. Ancak bu halde yanların iradelerine hukuki sonuç bağlanabilecektir.

Burada; Yasa koyucunun, iradelerin ancak yasada öngörüldüğü biçimde birleşmeleri durumunda bir değer ifade edebileceğini, aksi halde sonuç doğurmayacağını ve geçersiz olduğunu düzenleme altına almak istediği açıktır.

Görüldüğü gibi trafikte kayıtlı araçlar, yapıları itibariyle taşınır mal da olsalar mülkiyetlerinin geçişi taşınır ve taşınmazlardan farklı olarak, özel ve kendine özgü bir düzenleme koşuluna bağlanmıştır. Bunun sonucu olarak, alıcı ancak satış senedinde belirtilen hukuki neden gereğince aracın mülkiyetini kazanabilecektir. O nedenle satış ise satış, bağış ise bağış gereğince gerçekleşebilecektir. Eğer bu konuda yanlar arasında bir danışıklık varsa, gerçekten bağış satış gibi gösterilmişse, gerçek iradeleri resmi senette birleşmemiş olması nedeniyle mülkiyette geçmeyecektir. Yanların gerçek iradeleri ile senede yansıyan iradeleri birleşmediğinden, geçerli hukuki bir sonuç ortaya çıkmış sayılmayacak delillerin imkân vermesi koşulu ile danışıklı bir işlemin varlığının kabul edilmesi gündeme gelecektir. Bu sonuçta işlemin iptaline neden olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

Somut olayda muris ve davalı arasında yapılan görünürdeki sözleşmenin traktörün satışına ilişkin olduğu, ancak kanıtlanan olgulara göre gizli sözleşmenin traktörün bağışlanmasına ilişkin bulunduğu çekişmesizdir. Davacılar, bundan dolayı traktörün sicil kaydının iptali ile tescil talep etmişlerdir.


Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, böyle bir uyuşmazlığın çözümüne, taşınmazlarla ilgili olan ve kendi alanı ile sınırlı bulunan 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanması olanaklı değildir.

Ancak; muvazaalı işlemlerin bağlayıcı bir hukuk sonuç doğurmayacağı, yukarıda ayrıntısıyla ifade edilen Borçlar Kanununun 18. maddesinde genel bir ilke olarak düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Bundan dolayı, somut olaydaki uyuşmazlığın Borçlar Kanununun 18. maddesi kapsamında değerlendirilip çözümlenmesi kaçınılmazdır.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.05.1999 gün ve E:1999/4-286 K:1999/293 sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemenin, davacıların dava konusu traktörün muvazaa nedeniyle sicil kaydının iptal ve tesciline yönelik talebini Borçlar Kanununun 18. maddesi kapsamında değerlendirmesi ve anılan Kanun maddesine dayanması doğrudur.

Ne var ki, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 1.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 03.12.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildİ

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube