Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 

(C) Mala Zarar Verme Suçu Hakkında Yargıtay 15. Ceza Dairesinin Kararı

T.C.

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

E. 2012/11223

K. 2013/767

T. 21.1.2013

• MALA ZARAR VERME SUÇU ( Sanığın Zarar Verdiği Ürünlerin Satın Aldığı ve Tapuya Oğlu Üzerinde Kayıt Ettirdiği Taşınmazın Üzerinde Olduğu/Ekili Ürünün Taşınmazdan Ayrı Bir Mülkiyetinin Söz Konusu Olamayacağı - Suçun Yasal Unsurları Oluşmadığı )

• EKİLİ ÜRÜNLERE ZARAR VERİLDİĞİ İDDİASI ( Taşınmazı Sanığın Satın Aldığı/Taşınmazın 3. Kişiye Geçmesi Halinde Kişisel Hakkın Bu Kişiye Karşı İleri Sürülemeyeceği - Daha Önceki Sahibin Taşınmazı Katılanlara Kiraladığı/Mala Zarar Verme Suçu Oluşmadığı )

• TAŞINMAZIN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE GEÇMESİ HALİNDE KİŞİSEL HAKKIN BU KİŞİYE İLERİ SÜRÜLEMEYECEĞİ ( Taşınmazın Daha Önceki Sahibinin Katılanlara Taşınmazı Kiraladığı ve Katılanların Araziye Ürün Ektiği - Ürünlere Zarar Verdiği İddiası İle Açılan Mala Zarar Verme Davasında Suçun Oluşmadığı )

• ÜRÜNLERE ZARAR VERİLDİĞİ İDDİASI ( Sanığın Zarar Verdiği Ürünlerin Satın Aldığı ve Tapuya Oğlu Üzerinde Kayıt Ettirdiği Taşınmazın Üzerinde Olduğu/Ekili Ürünün Taşınmazdan Ayrı Bir Mülkiyetinin Söz Konusu Olamayacağı - Suçun Oluşmadığının Gözetileceği )

5237/m.151

ÖZET : Sanığın, taşınmazı satın aldığı, ancak daha önceki sahibinin bu araziyi aralarındaki sözlü akit gereğince katılanlara kiraladığı, katılanların buna dayanarak araziye soğan, sarımsak, yulaf ve bakla ektikleri, sanığın, ürünlerini kaldırması için katılanları uyarmasına rağmen kaldırmamaları sebebiyle araziyi sürmek suretiyle bu ürünlere zarar verdiğinin iddia edildiği olayda; sanığın zarar verdiği ürünlerin, satın aldığı ve tapuya oğlu üzerinde kayıt ettirdiği taşınmazın üzerinde olduğu, ekili ürünün taşınmazdan ayrı bir mülkiyetinin söz konusu olamayacağı, ayrıca kullandırma, yararlandırma istemi veren adi ve ürün kirası gibi taşınmaz üzerinde doğan kişisel hakların tapuya şerh verilmediği sürece yalnızca sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebileceği, taşınmazın 3. kişiye geçmesi halinde kişisel hakkın bu kişiye ileri sürülemeyeceği gözetilerek, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanık hakkında kurulan beraat kararı hukuka uygundur.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hale getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilan yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.

Sanığın, Kınık yolu üzerindeki 115 ada 9 parselde kayıtlı taşınmazı satın aldığı, ancak daha önceki sahibi olan H. B.`in 2009 yılı sonlarına doğru bu araziyi aralarındaki sözlü akit gereğince katılanlara kiraladığı, katılanların buna dayanarak araziye soğan, sarımsak, yulaf ve bakla ektikleri, taşınmazın yeni maliki olan sanığın, ürünlerini kaldırması için katılanları uyarmasına rağmen kaldırmamaları sebebiyle araziyi sürmek suretiyle bu ürünlere zarar verdiğinin iddia edildiği olayda; tüm dosya kapsamından sanığın zarar verdiği ürünlerin, tanık H. B.`den 25.01.2010 tarihinde satın aldığı ve tapuya oğlu üzerinde kayıt ettirdiği taşınmazın üzerinde olduğu, ekili ürünün taşınmazdan ayrı bir mülkiyetinin söz konusu olamayacağı, ayrıca kullandırma, yararlandırma istemi veren adi ve ürün kirası gibi taşınmaz üzerinde doğan kişisel hakların tapuya şerh verilmediği sürece yalnızca sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebileceği, taşınmazın 3. kişiye geçmesi halinde kişisel hakkın bu kişiye ileri sürülemeyeceği gözetilerek, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanık hakkında kurulan beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.

SONUÇ : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 21.01.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Yargılama konusu olay:

Sanık, katılan tarafından kiralanarak, üzerine soğan, sarımsak, bakla ve yulaf ekilen tarlayı önceki sahibinden satın almıştır. Önceki malik, istemiş, onlardan "ürünü hasat edince boşaltacakları" cevabını alınca da; diyerek oradan ayrılıp, ertesi gün traktörle tarlayı sürerek ekili ürünleri imha etmiştir. Sanık hakkında mala zarar verme suçundan dava açılmıştır.

Mahkeme kararı ve gerekçesi:

Yerel mahkeme tarafından gerekçesiyle sanık hakkında beraat kararı verilmiş, bu hüküm Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir.

Daire kararı ve gerekçesi:

Ekili ürünlerin taşınmazdan ayrı bir mülkiyetinin söz konusu olamayacağı, ayrıca kullandırma, yararlandırma istemi veren adi ve ürün kirası gibi taşınmaz üzerinde doğan kişisel hakların tapuya şerh verilmediği sürece üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği, yalnızca sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebileceği, bu nedenle suçun yasal unsurlarının oluşmadığı> gerekçesiyle ve oy çokluğu ile beraat kararının onanmasına karar verilmiştir.

Karşı oy gerekçelerimiz:

Çoğunluğun bu şekildeki görüşüne şu gerekçelerle iştirak etmemiz mümkün değildir:

1- Öncelikle, düşüncesi hukuki temelden yoksundur. Karine olarak, tarla kimin ise üzerindekiler de onundur. Fakat bu düşünce mutlak doğru olmayıp, sadece bir karinedir. Bunun istisnaları vardır ve aksi her zaman kanıtlanabilir. Nitekim katılan, özel hukuk yasaları tarafından tanınan ve korunan bir kira sözleşmesine istinaden ekim yapmış olduğundan, kendi ürettiği ürünün sahibi olması da gayet doğaldır. Aksi bir düşünce, özel hukuk anlaşmalarının uygulanma imkanını ortadan kaldırır. Kiracı tarafından yetiştirilen sebzelerin düşüncesinden yola çıkılıp, taşınmaz sahibine ürünü imha etme hakkı verilmesinin doğal sonucu olarak, ona ürünlere el koyma hakkı da vermek gerekir ki, böyle bir düşünce özel hukuku tümden yok saymak anlamına gelir. Bu anlayışın hukuk sistemine uygun olduğunun kabul edilebilmesi için öncelikle, Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu başta olmak üzere tüm özel hukuk mevzuatının yok sayılması gerekmektedir.

2- Daire kararında yer verilen, şeklindeki düşünce, Türk Medeni Kanunun 1009. maddesinde yer alan hükmünden uyarlanmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında "şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebileceği" hususu açıkça yazılmasına karşın, "şerh verilmediği takdirde ise hak ileri sürülemeyeceği" şeklinde bir hükme yer verilmemiştir. Yasanın yanlış yorumlanması suretiyle, bu hükmün mefhumu muhalifinden yola çıkılarak, " üçüncü kişilere karşı hak iddia olunamayacağı" şeklindeki çıkarsama, mutlak şekilde uygulandığı takdirde, adaletsiz uygulamalara neden olur. Aslında sözü edilen kuralın doğuş sebebi sorgulanarak buna uygun çözüm üretilirse adaletsiz uygulamalardan kaçınılıp, mağduriyetlerin önüne geçilebilir. Çünkü Medeni Kanunun 1009. uncu maddesi sadece iyi niyeti korumak amacıyla oluşturulmuş bir kuraldır. Gerçekte herkese karşı ileri sürülebilecek şahsi haklara, iyi niyetli üçüncü kişileri korumak maksadıyla kısıtlama getirilmiştir. Yani, taşınmaz üzerinde yasaya uygun olarak kazanılan şahsi haklar, taşınmaz maliklerine karşı mutlak surette korunurken, iyi niyetli üçüncü kişilerin korunması amacıyla, mutlak koruma daraltılmıştır. Bu nedenle her olay, diğerlerinden ayrı olarak ele alınıp, değerlendirilmelidir. Konuyu biraz daha açıp somut olaya baktığımızda; taşınmazın önceki maliki, taşınmaz üzerinde şahsi hak tesis edildiğini sanığa söylemiş, sanık bu hususu bilerek tarlayı satın almıştır. Kira sözleşmesi tapuya şerh verilmiş olsaydı sanık nasıl ki, diyemeyeceği için, katılana karşı sorumlu olacak idiyse, mevcut halde de ilk malikin haber vermesi nedeniyle demesi mümkün olmadığından yine sorumlu olması gerekmektedir. Çünkü burada tapuya şerhten elde edilecek ilk malikin uyarısı ile gerçekleşmiş olacağından artık sanığın şahsi haktan haberi olmayan iyi niyetli üçüncü kişi olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

3- Olaya kötü niyet açısından yaklaştığımızda ise, Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan hükümleri ile karşılaşmaktayız. Bu hükümler muvacehesinde sanığın hukuki durumu değerlendirildiğinde iyi niyetli üçüncü kişilere tanınan haklardan yararlandırılmasının açıkça yasaya aykırı düştüğü görülmektedir.

4- Sanık zarar verme kastı ile hareket etmiştir. Borçlar Kanunun 11. maddesi hükümlerini kapsadığından katılan ile taşınmazın önceki maliki arasında yapılan sözlü kira akti, muteber bir akittir. Katılanın geçerli sözleşmeye istinaden yetiştirdiği ve böylece mülkiyeti de kendisine ait olan ürünler, sanık tarafından tahrip edilmiştir. Burada kasıt unsuru açısından üzerinde durulması gereken husus, sanık mülkiyet hakkının kullanımından kaynaklanan bir zarara mı neden olmuş, yoksa zarar hakkın kötüye kullanımından mı kaynaklanmıştır

Sanık, sözüyle ve katılana tarladan çıkmasını söyledikten bir gün sonra gelip, bir şey ekip-dikmek için değil, münhasıran katılana zarar vermek amacıyla ürünleri traktörle tahrip etmiştir.

Sonuç olarak; baştan beri kötü niyetli davranan ve katılana zarar verme kastıyla hareket eden sanığın eylemi, yasada tanımlanan mala zarar verme suçunun unsurlarını oluşturduğundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, özel hukuk hükümlerinin sanık lehine yanlış yorumlanması suretiyle, özel hukuk ilkesi de göz ardı edilerek, şeklinde cereyan eden çoğunluk görüşüne karşıyız. 21.01.2013  

yarx

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube