Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
(H)• TAPU KAYDININ İPTALİ NEDENİYLE MADDİ TAZMİNAT DAVASI ( Mahkemece Harcın Tamamlattırılacağı/Bu Hususun Tarafların İsteklerine Bağlı Olmadığı/Re`sen Dikkate Alınacağı - Harcın Tamamlanmasından Sonra Karar Verilmesi Gerektiği )

T.C.

YARGITAY

1. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/9841

K. 2012/12519

T. 8.11.2012

• TAPU KAYDININ İPTALİ NEDENİYLE MADDİ TAZMİNAT DAVASI ( Mahkemece Harcın Tamamlattırılacağı/Bu Hususun Tarafların İsteklerine Bağlı Olmadığı/Re`sen Dikkate Alınacağı - Harcın Tamamlanmasından Sonra Karar Verilmesi Gerektiği )

• HARÇ ALINMASI VE HARCIN TAMAMLATTIRILMASI ( Harç Alınmasının Tarafların İsteklerine Bağlı Olmadığı - Mahkemece Re`sen Gözetileceği/Mahkemece Alınması Gereken Dörtte Bir Karar ve İlan Harcının Tamamlanmamasının Hatalı Olduğunun Kabulü )

• TAPU SİCİL MEMURLARININ SORUMLULUĞU ( Görevleri Sırasındaki Hataları Nedeniyle Sorumlu Olduğu - Sicillerin Doğru Tutulmasını Üstlenen Devletin Zararları Ödeyeceği/Sicil Memurların Olumsuz Eylemlerinin de Sorumluluğu Gerektirdiği )

• TAŞINMAZIN DEĞERİNİN TESPİTİ ( Tapu Sicil Müdürlüğünün Tapu Tescillerinin Tutulmasındaki Sorumluluğu - Çekişmeli Taşınmazın Değerinin Belirleneceği/Taşınmazın Cins ve Nev`i ile Yüzölçümünün Dikkate Alınacağı/Gerçek Bedelin Tespiti )

• TAŞINMAZIN NİTELİĞİ ( Taşınmazın Belediye Mücavir Alan İçerisinde Bulunup Bulunmadığının Araştırılacağı - Belediye Hizmetinden Faydalanan Yerlerden Olması Halinde Bunun Taşınmaz Değerini Etkileyeceği/Taşınmazın Gerçek Bedelini Tespit )

• TAŞINMAZIN ARSA NİTELİĞİ ( Taşınmaz Değerini Etkileceyeceği - Belediye Mücavir Alan İçerisinde Kalan Taşınmaz )

• DAVACININ FAİZ TALEBİ BULUNMAMASI ( Mahkemece Talep Aşılarak Faize Hükmedilmesinin Hatalı Olduğu - Harcı Yatırılmayan Değer Üzerinden Taraflar Yararına Yüksek Ücreti Vekalet Takdirinin de İsabetsiz Olduğunun Kabulü/Maddi Tazminat Davası )

492/m. 30,32

2709/m.35,40,129

4721/m. 917,1007

ÖZET : Dava, tapu kaydının iptalinden ( iptal ve tescilinden ) kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir.Harçlar Kanunu harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden ( re’sen ) gözetilmesini hükme bağlamıştır.Davacı, dava dilekçesinde dava değerini göstererek aynı miktar tazminat istekli olarak eldeki davayı açmış, ancak harcı maktu olarak yatırmış, mahkemece, yargılama süresince alınması gereken dörtte bir karar ve ilam harcının tamamlanmadan hüküm tesis edilmiştir. Mahkemece, dava dilekçesinde gösterilen dava değeri üzerinden alınması gereken dörtte bir karar ve ilam harcının davacı taraftan alınması, eğer harcın tamamlanması yoluna gidilirse, davanın esası hakkında aşağıda belirtilecek şekilde yapılacak araştırma sonucu karar verilmesi gerekir. Ayrıca, sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, aykırı kayıtlardan doğan zararları da ödemeyi taahhüt etmektedir.Dayanaksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmelidir.Tapu Sicil memurlarının sicilin hatalı tutulmasından sorumlu bulunacakları ilkesi yanında, sicilde yapılması gereken işlemi yapmamaları suretiyle ortaya çıkan olumsuz eylemlerin de aynı kapsamda düşünülmesi gerekir.Davalı Tapu Sicil Müdürlüğünün kanundan kaynaklanan sorumluğunun dikkate alınması zorunludur. Bu bağlamda, çekişmeli taşınmazın değerinin belirlenmesi önem taşımaktadır.Davanın konusu olan bir taşınmazın değeri belirlenirken; cins ve nev`i, yüzölçümü, değeri etkileyebilecek tüm nitelik ve unsurlar, varsa imar durumu vergi beyanı, resmi kurumlarca yapılmış değer takdirleri, arazilerde taşınmaz malın mevki ve koşullarına göre olduğu gibi kullanılması durumunda getirebileceği net gelir; arsa ise emsal satışlara göre olması gereken satış değeri, taşınmazda yapı var ise, resmi birim fiyatları, maliyet hesapları ve yıpranma payı ile bedelin saptanmasında etkili olacak diğer objektif ölçülerin göz önüne alınmasında zorunluluk vardır.Belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan bir taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı ( 1/1000 ölçekli ) imar planı ile iskan sahası olarak ayrılan yerlerde bulunması; imar planında yer almayan taşınmazın arsa sayılabilmesi için ise, Belediye veya mücavir alan sınırları içinde ve Belediye hizmetlerinden yararlanan meskun yerler arasında yer alması zorunluluğu da dikkate alınmalıdır. Eldeki davada, harcın tamamlanması sağlandıktan sonra, çekişme konusu taşınmazın bedelinin yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca saptanması, belirlenecek gerçek bedelin hüküm altına alınması gerekirken değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.Kabule göre de, davacının faiz talebi olmadığı halde talep aşılarak faiz hükmedilmesi doğu olmadığı gibi, harcı yatırılmayan değer üzerinden taraflar yararına yüksek ücreti vekalet takdiri de isabetsizdir.

DAVA : Yanlar arasında görülen tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi H. Fatih Demirer`in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, tapu kaydının iptalinden ( iptal ve tescilinden ) kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 293 ada 16, 17, 18 ve 19 parsel sayılı taşınmazların davacı adına kayıtlı iken Akçaabat 1. Asliye Hukuk mahkemesinin 06.06.2008 tarih, 2006/76 esas, 2008/105 karar sayılı ilamı ile 16, 18 ve 19 parsel sayılı taşınmazların; Akçaabat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.02.2009 tarih, 2008/531 esas, 2009/32 karar sayılı ilamı ile 17 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi kapsamında olduklarından tapu kayıtlarının iptal edilerek terkin kararı verildiği, anılan kararların derecattan geçerek 15.09.2008 ve 22.04.2009 tarihlerinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Davacı, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptalinin haksız olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

Bilindiği gibi; konusu para veya para ile değerlendirilebilen bir şey ( malvarlığı, mamelek hakkı ) olan ( yani, konusu belli bir değerle ilgili bulunan ) davalarda karar ve ilam harcı nispidir. Nispi karar ve ilam harcının dörtte biri dava açarken davacıdan peşin olarak alınır. Peşin olarak ödenecek olan bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Ayrıca harç ikmal edilmemesinin yasal sonuçlarıda 492 sayılı Yasanın 30 ve 32. Maddesinde duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirtilmiştir.

Öte yandan; Harçlar Kanunu harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden ( re’sen ) gözetilmesini hükme bağlamıştır.

Somut olayda; davacı 17.04.2009 tarihli dava dilekçesinde dava değerini 500.000,00 TL göstererek aynı miktar tazminat istekli olarak eldeki davayı açmış, ancak harcı maktu olarak yatırmış, mahkemece, yargılama süresince alınması gereken dörtte bir karar ve ilam harcının tamamlanmadan hüküm tesis edilmiştir.

Mahkemece, harç tamamlanmadan dava açılıp sonuca gidilmiş olmasının doğru olduğu söylenemez.

O halde; mahkemece, dava dilekçesinde gösterilen dava değeri üzerinden alınması gereken dörtte bir karar ve ilam harcının davacı taraftan alınması, eğer harcın tamamlanması yoluna gidilirse, davanın esası hakkında aşağıda belirtilecek şekilde yapılacak araştırma sonucu karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Hemen belirtmek gerekir ki; Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. ( Anayasa Md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1 ). Türk Medeni Yasasının 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır.

Bilindiği ve yukarıda sözü edilen yasa ve sözleşmelerin hakkı tanımlayan maddelerini takip eden fıkralarda ifade edildiği gibi, mülkiyet hakkı da kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir.

Ne varki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C.Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS. Hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; “… bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken “… başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği…”, kişinin “… kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” açıktır.

Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.

Bu arada, üzerinde durulması gereken konulardan biri de; çekişme yaratılan tapu kaydına bağlanan ve böylece kişi adına mülkiyet hakkı oluşturulan yere ait tapunun niteliğinin belirlenmesidir.

Devlet tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı tapu ile sağlanan mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yer, temel vasfı yani kamu malı olma niteliği değişmemekle birlikte, kişinin söz konusu tapuya dayalı hakkının yukarıda ifade edildiği gibi korunması gerekeceği muhakkaktır.

Aksi düşünce tarzının, devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek, hiçbir karşılık ödemeksizin iptalini istemesi, geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi, devletin saygınlığını zedeler nitelikte bir tutum olacaktır.

Öte yandan, Anayasa’nın 40 ncı maddesinin 3.fıkrasında “ kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da kanuna göre Devletçe tazmin edilir.” Hükmü öngörülmüş, keza Anayasanın 129 ncu maddenin 5 nci fıkrasında “ memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceği” açıklanmıştır. M.K.nun 1007 nci maddesi bu bağlamda yorumlandığında, tapu sicillerinin tutulmasından ve bundan doğan zararlardan devletin sorumlu olacağı ilkesinin benimsendiği anlaşılmaktadır.Yasanın bu açık hükmünün kaynak olduğu devletin sorumluluğu tapu sicilinin tutulması sırasında, sicil memurunun hukuka aykırı işlemi ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekli ise de eylem yada işlemin kusura dayanması gerekmez.Zira devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Anılan ilke 27.3.1957 tarih ve 1/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı ile benimsenmiş, B.K.nun 55 nci maddesindeki sorumluluğun kusura dayanmadığı 22.6.1966 tarih 7/7 sayılı İnançları Birleştirme kararı ile de tekrarlanmıştır. Adam çalıştıran ( somut olayda devlet ) objektif özen eksikliğinin doğurduğu zarardan sorumludur. Çalışanın seçiminde, talimat vermede ve denetlenmesindeki eksiklik yada bozukluk nedeniyle çalışan çevre ve ilgililer için hakların kazanılması ve kullanılması açısından özel bir tehlike oluşturur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi yada yitirilmesi bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, aykırı kayıtlardan doğan zararları da ödemeyi taahhüt etmektedir. Dayanaksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmelidir.

Diğer taraftan, Tapu Sicil memurlarının sicilin hatalı tutulmasından sorumlu bulunacakları ilkesi yanında, sicilde yapılması gereken işlemi yapmamaları suretiyle ortaya çıkan olumsuz eylemlerin de aynı kapsamda düşünülmesi gerekeceğinde kuşku yoktur.

O halde, olayda davalı Tapu Sicil Müdürlüğünün dolayısıyla Hazinenin Türk Medeni Kanunun 1007 ( Medeni Kanunun 917 ) maddesinden kaynaklanan sorumluğunun dikkate alınması zorunludur. Bu bağlamda, çekişmeli taşınmazın değerinin belirlenmesi önem taşımaktadır.

Ancak, mahkemece, bu bağlamda yapılan soruşturma ve değerlendirmenin hüküm vermeye yeterli olduğu söylenemez.

Bilindiği üzere; davanın konusu olan bir taşınmazın değeri belirlenirken; cins ve nev`i, yüzölçümü, değeri etkileyebilecek tüm nitelik ve unsurlar, varsa imar durumu vergi beyanı, resmi kurumlarca yapılmış değer takdirleri, arazilerde taşınmaz malın mevki ve koşullarına göre olduğu gibi kullanılması durumunda getirebileceği net gelir; arsa ise emsal satışlara göre olması gereken satış değeri, taşınmazda yapı var ise, resmi birim fiyatları, maliyet hesapları ve yıpranma payı ile bedelin saptanmasında etkili olacak diğer objektif ölçülerin göz önüne alınmasında zorunluluk vardır.

Bunun sonucu olarak, arsa niteliğindeki taşınmazın emsalinin üstün ve eksik yönleri belirlenip karşılaştırma yapılarak zeminine; resmi birim fiatları esas alınıp yıpranma payının düşülerek üzerindeki muhdesat durumuna göre değerinin saptanması; taşınmazın tarım arazisi olması halinde net gelir üzerinden bilimsel yollarla değerinin belirlenmesi; her iki halde de yıpranma payının varsa değer kaybının düşülmesi, emsalin zorunluluk olmadıkça yakın ve benzer bölge ve yüzölçümlü olması, bu konuda taraflara emsal gösterme olanağının tanınması; bu yönden mahkemece de re`sen araştırma yapılması, bilirkişi kurullarının açıklanan hususları irdelemeye, saptamaya ve değerlendirmeye yetkin, sıfat ve yeteneğe sahip uzman bilirkişilerden oluşturulması icap eder.

Esasları yukarıda gösterilen tespitler yapılırken çekişmeli taşınmazın niteliğinin diğer deyişle arsa veya arazi olduğunun 17.4.1998 tarih 1996/3 esas ve 1998/1 sayılı İnançları Birleştirme Kararı içeriği ve sonucu ile birlikte gözetilmesi gerekeceği de kuşkusuzdur. Diğer yandan, Bakanlar Kurulunun 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararında değinildiği gibi, Belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan bir taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı ( 1/1000 ölçekli ) imar planı ile iskan sahası olarak ayrılan yerlerde bulunması; imar planında yer almayan taşınmazın arsa sayılabilmesi için ise, Belediye veya mücavir alan sınırları içinde ve Belediye hizmetlerinden yararlanan meskun yerler arasında yer alması zorunluluğu da dikkate alınmalıdır.

Öte yandan, bu tür bir davanın, davacının taşınmaz mülkiyetini yitirdiğinin kesinleştiği ( iptal ve tescil davası kararının kesinleştiği ) tarihten sonra açılabileceği; mülkiyetin kaybedildiği tarih itibariyle taşınmaz değerinin tespiti ve taşınmaz üzerinde bir bina var ise, kişinin yapılanmada iyi niyetli sayılıp sayılamayacağının tespiti bakımından bu binanın ne zaman ve hangi aşamada yapıldığı da gözden uzak tutulmamalıdır.

Somut olaya gelince; harcın tamamlanması sağlandıktan sonra, çekişme konusu taşınmazın bedelinin yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca saptanması, belirlenecek gerçek bedelin hüküm altına alınması gerekirken değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.

Kabule göre de, davacının faiz talebi olmadığı halde talep aşılarak faiz hükmedilmesi doğu olmadığı gibi, harcı yatırılmayan değer üzerinden taraflar yararına yüksek ücreti vekalet takdiri de isabetsizdir.

SONUÇ : Tarafların bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün ( 6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile ) 1086 sayılı HUMK.`nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.  

yarx

İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube