Ana Sayfa
0.312 231 02 25
 
B.B VE F.B V. ALMANYA
KARAR ÖZETĐ
BASVURUYA KONU OLAYLAR:
Başvuranlar 1966 ve 1976 yılında doğmuş olup, Duisburg şehrinde ikamet eden Türk
kökenli vatandaşlardır.
23 Mayıs 2006 tarihinde, Krefeld Belediyesi Krefel Aile Mahkemesinden (“Aile
Mahkemesi”) başvuranlardan sırasıyla 1996 ve 2000 doğumlu biri kız biri erkek olan iki
çocuğunun üzerindeki velayet haklarının kaldırılmasını talep etmiştir. Olaya ilişkin
olarak Aile Mahkemesine sunulan bilgiler arasından öncelikle başvuranın kızının eğitim
gördüğü okulun müdürünün ifadeleri yer almıştır. Bu ifadelerde, okul müdürü
başvuranların her iki çocuğunun da sistematik olarak derslerinde iyi not alamadıkları
zamanlarda ebeveynlerinden şiddet gördüğünü, aslında bu durum hakkında daha
önceden bilgileri olmasına rağmen çocukların anne ve babaları arasındaki uyumun
dışarıdan iyi görünmesi ve ebeveynlerinin nazik insanlar olarak bilinmeleri nedeniyle
daha önce harekete geçmediklerini belirtmiştir. Ayrıca, başvuranların kızlarının cinsel
eğitim verilen biyoloji derslerine girmesine izin vermediklerini, okul tarafından
düzenlenen gezilere her seferinde kızlarının hasta olduğunu belirterek
göndermediklerini ifade etmiştir.
Olayın, başvuranların kızının okul notlarını değiştirmeye çalışırken öğretmeni
tarafından yakalanmasının ardından, öğretmenine anlattığı durumlar ile ortaya çıktığını
eklemiştir. Çocuk öğretmenine, kendisi ve kardeşinin okulda iyi notlar almadıkları
zaman babası tarafından dövüldüğünü ve kendilerine baskı yapıldığını öğretmenine
söylemiştir. Bu beyandan sonra, okul müdürü Krefeld Çocuk Esirgeme Kurumuna bilgi
vermiştir. Akabinde bu kurum da, “Çocuk Birimi” ni bilgilendirmiştir.
Bunun üzerine Aile Mahkemesi 23 Mayıs 2008 tarihinde tedbiren başvuranların velayet
hakkını kaldırmış ve çocukların Krefeld Çocuk Esirgeme Kurumuna gönderilmesine
karar vermiştir. Başvuranlar, 2 Haziran 2008 tarihinde avukatları vasıtasıyla Aile
Mahkemesine başvurarak, çocuklarının okul başarını önemsediklerini ancak kesinlikle
kendilerine bunun için şiddet uygulamadıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca iddialarını
güçlendirmek amacıyla 28 Mayıs 2008 tarihinde aile doktorlarından almış oldukları
çocuklarının düzenli olarak tıbbi kontrollerden geçirildiklerini gösterir iki adet rapor
sunmuşlardır. Bu raporlarda, her iki çocuğun da dengeli, istikrarlı ve neşeli olduğu
ayrıca vücutlarında herhangi bir darp ve cebir izinin bulunmadığı belirtilmiştir.
Başvuranlar, ayrıca okul gezileri sırasında kızlarının hasta olduğunu belgeleyen tıbbi
raporları da sunmuşlardır. Bunun yanı sıra, çocuklarının notlarının genel itibariyle
yüksek olduğunu, okulda spor aktivitelerinin tümüne katıldıklarını belirtir belgeler de
tevdii etmişlerdir.
8 Temmuz 2008 tarihinde yapılan ilk duruşmada Aile Mahkemesi çocukların
dinlenmesine karar vermiştir. 16 Temmuz 2008 tarihinde tarafların yokluğunda iki
çocuk ayrı ayrı dinlenmiştir. Kız çocuğu ifadesinde, başvuranların kendisine iyi not
alması konusunda baskı yaptığını, şayet kardeşi ile birlikte iyi not almadığı takdirde
babasının kendilerini dövdüğünü, önceki yıl hatta demir çubukla ayaklarının altına
vurduğunu belirtmiştir. Ayrıca, şu anda bulunduğu Esirgeme Kurumundan memnun
olduğunu ve evine dönmek istemediğini eklemiştir.
4 Ağustos 2008 tarihinde, Aile Mahkemesi, başvuranların velayet hakkının, çocuklarının
ifadeleri esas alınarak kaldırılmasına karar vermiştir. Aile Mahkemesi bu kararı
verirken, çocukların ifadeleri ile yetinmiş ve doğrulukları hakkında şüphe duymadığı
için bu hususta bir uzman görevlendirmemiştir. 17 Eylül 2008 tarihinde başvuranlar
Düseldorf İstinaf Mahkemesi (“ İstinaf Mahkemesi”) nezdinde temyiz başvurusunda
bulunmuştur.. 6 Kasım 2008 tarihinde, İstinaf Mahkemesi Aile Mahkemesinin çocukları
dinledikten sonra vermiş olduğu velayetin kaldırılması kararının yeterince
gerekçelendirdiğini belirterek başvuranların talebini reddetmiştir.
Daha sonra, 17 Mart 2009 tarihinde başvuranlar Aile Mahkemesinden çocukları ile
görüşme konusunda izin istemişlerdir. Aile Mahkemesi 16 Temmuz 2009 tarihinde bir
görüşme yapılması için izin vermiştir. Bu tarihte yapılan görüşmede, başvuranların kızı
ve oğlu yalan beyanlarda bulunduğunu itiraf etmiştir. Hatta kız çocuğu Aile
Mahkemesine hitaben yazdığı mektupta yalan söylediğini ve ailesinin yanına dönmek
istediğini ifade etmiştir. 28 Ağustos 2009 tarihinde başvuranların kızı ve oğlu Aile
Mahkemesi önünde yalan söyledikleri ebeveynlerinin kendilerine şiddet uygulamadığını
ve evlerine dönmek istediklerini belirtmişlerdir. Bu duruşmada çocukların
başvuranlarla görüşmelerine verilen iznin ileride sürekli hale getirilmek üzere
uzatılmasına karar verilmiştir.
Aile Mahkemesi 9 Ekim 2009 tarihinde 4 Ağustos 2008 tarihinde vermiş olduğu
velayetin kaldırılması kararını iptal etmiş ve velayet ebeveynlere geçmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar, somut olayda Aile Mahkemesinin çocukların herhangi bir gerçek olgu ile
desteklenmeyen soyut beyanlarına dayanarak velayetin kaldırılmasına karar vermiş
olmasından şikâyet etmişlerdir.. Başvuranlar oysaki bu beyanları çürütecek birçok delil
sunduklarını bunların dikkate alınmadığını belirtmişlerdir. Başvuranlar, Aile
Mahkemesine sundukları kızının günlüklerinde bu olaya ilişkin hiçbir şey
bulunmadığını, ayrıca sunmuş oldukları doktor raporlarının da beyanları çürüttüğünü
belirtmişlerdir. Bunun yanı sıra, başvuranlar Aile Mahkemesinin çocuklarının
öğretmeninin ve kendi aile hekimlerinin dinlenmesi gibi delilleri kabul etmediğini
bunların gerçekleştirilmediğini belirtmişlerdir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“Mahkeme”) öncelikle yerel mahkeme tarafından
verilen velayetin kaldırılmasına ilişkin kararın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
(“Sözleşme”) 8. maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkına müdahale teşkil
ettiğini belirtmektedir. Böyle bir müdahalenin Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca ihlal
teşkil etmemesi için kanunla öngörülmesi, meşru amaç gütmesi ve demokratik toplumda
zorunlu olması gerekmektedir.
Mahkeme, ihtilafa konu kararın öncelikle yasayla öngörülmüş olduğunu ve diğerlerinin
yani çocukların haklarının korunması gibi meşru bir amaç taşıdığını belirtmektedir.
Mahkeme bu olayda değerlendirilmesi gereken hususun ihtilaflı kararın demokratik
toplumda bir zorunluluk teşkil edip etmediğinin tespiti olduğunu hatırlatmaktadır. Bu
değerlendirme, velayetin kaldırılmasına ilişkin kararın gerekçesini oluşturan nedenlerin
ilgili ve yeterli olup olmadığının tespitini ayrıca Sözleşmesinin 8. maddesi uyarınca bu
kararın alınma sürecinin adil ve başvuranın haklarına riayet eder tarzda gerçekleştirilip
gerçekleştirilmediğinin incelenmesini gerektirmektedir.
Öncelikle Mahkeme, olayları daha iyi değerlendirecek konumda bulunan yerel
makamların, bu davada geniş takdir hakkına sahip olduğunu belirtmektedir. Mahkeme,
Aile Mahkemesinin velayetin kaldırılmasına ilişkin vermiş olduğu tedbir kararının
yeterli gerekçelere dayandığına kanaat getirmektedir. Bu kanıya varırken Mahkeme,
çocukların ciddi iddialarının yerel mahkemeyi velayetin kaldırılması gibi önemli bir
karar vermeye sevk edecek düzeyde yeterli bir gerekçe oluşturduğunu belirtmektedir.
Bu durumda Mahkemeye göre belirlenmesi gereken, başvuranların velayet hakkını kesin
olarak ortadan kaldıran Aile Mahkemesi kararının Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca
başvuranların haklarını koruyacak tarzda verilip verilmediğinin tespitidir. Mahkeme
somut olayda Aile Mahkemesinin karar verirken dayandığı tek delilin çocukların
beyanları olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca Mahkeme, İstinaf Mahkemesinin yaptığı
incelemenin de sadece dosya üzerinden olduğunu, çocukların bir kez daha
dinlenmediğini gözlemlediğini belirtmektedir. Mahkeme, başvuranların çocuklar
üzerinde kötü muameleye ilişkin herhangi bir ize rastlanmadığını gösterir doktor
raporlarına ve okula düzenli olarak gittiklerini, spor aktivitelerine katıldıklarını gösterir
belgelere dayandıklarını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Mahkemeye göre bu olgular
çocukların vermiş oldukları beyanlardan şüphe duyulmasını gerektirecek niteliğe
sahiptirler.
Mahkeme, ayrıca yerel yargılama organlarının, çocukları Çocuk Esirgeme Kurumu’na
yerleştirdikten sonra acilen olaya ilişkin bir karar verme baskısı altında da
bulunmadıklarını gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, Alman Aile Mahkemelerinin
kendi usul yasalarının 26. maddesi uyarınca somut olaya ilişkin ayrıntılı bir soruşturma
yapma zorunluluğu altında bulunduklarını, ancak bu olayda yerel mahkemeyi ayrıntılı
bir soruşturma yapmaktan alıkoyan nedenlerin Hükümet tarafından sunulmadığını
belirtmektedir.
Sonuç olarak, Mahkeme tüm bu nedenleri dikkate alarak, somut olayda Sözleşmenin 8.
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
TAZMİNAT
Mahkeme Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali nedeniyle başvuranlara 1,834.93 Avro
maddi tazminat, 25.000 Avro manevi tazminat ve 2,095.41 Avro masraf ve yargılama
gideri ödenmesine karar vermiştir.
İLETİŞİM BİLGİLERİ BAYTOK HUKUK BÜROSU
Korkutreis Mahallesi Sezenler Caddesi No: 4/16 06430 Sıhhiye / Çankaya - ANKARA
Tel: +90 312 231 02 25
Fax: 0 312 231 02 26
E-mail: info@baytokhukukburosu.com
Başa Dön
Facebook
Twitter
Youtube